logo

Şahin Tepesi

Burda kadehler ya Altay’a ya Devrime yada umutsuz aşklara kalkar dostum

Altındağ’ın zirvesinde İzmir’i kuşbakışı gören, şahin tepesi diye bir yer vardır.
Hayata, eşitsizliğe, mağlubiyetlere, terk edilmişliklere ve yalnızlıklara yoldaş olmuş bir mabeddir.
Bir güvercin olup İzmir’e süzülmeyi bekleyenlerin, sonunda şahinlere yakalandığı zamanların birinde, şarabını iki dikişte fondipleyen bir ademoğlu yanındaki arkadaşına şunları söyler: “Bizler, hep arada kalmışlığın çocuklarıyız, ne gecekondu da yaşıyoruz, ne da apartmanlarda. Ancak aç kalamayacak kadar bir işe sahip insanların çocuklarıyız…”

Boş şişeyi uçurumdan aşağıya savurur ve devam eder:
“Tuttuğumuz takım bile arada kalmışların takımı be oğlum! Koca şehrin yarısı Göztepeli, diğer yarısı Karşıyakalı. Biz gidiyoruz Altaylı oluyoruz. Neden, hiç düşündün mü? Oy verdiğimiz partiler yüzde bir bile oy alamıyor. Yalnızız oğlum, şu güzel İzmir’de bile yalnızız…”
İki arkadaş, isyanını şarap şişelerine paslayarak gökyüzünü seyre koyulur. Sessizliği bu sefer uzun süre dinleyici olanı bozar:
“Doğru diyorsun biraderim. Peki, biz bu anasını sattığım hayatından ne zaman ve nasıl kurtulacağız. Hiç mi çare yok?”

“Bir aylık maaşlarını pavyonda bir gecede harcayanların çocuklarının konut kredisi çekerek ev almasını bekleyemezsin.”
Gülerek, “Oğlum ne adamsın ya, yine on ikinden vurdun”

“Biz lanletlenmiş bir kuşağız oğlum. Bak sosyal medyada görmüyor musun herkes Çeşme’ye yazlığa falan kaçıyor. Bizim gibi günübirlikçilere yaşam hakkı yok! Geçen gün romanlarla denize gittiğimiz günü ne çabuk unuttun! Hepimize hırsız muamelesi yapıyordu götüne koyduğumun küçük burjuvaları”
“Biz burjuva olamaz mıyız?”
“Onlar küçük burjuva!”

Burjuvazi üzerine derin bir felsefi analizi kaldıramayacak olan arkadaşını daha fazla yormak istemedi ve net bir cümleyle konunun seyrini asıl varmak istediği yere yönlendirdi.

“Uzun mesele bunlar. Anlayacağın bu hayatta bizim dayımız yok. Okul diye gittiğimiz yer sapık dolu, boktan bir yerdi. Hepimizi elinde sopayla sıraya sokan yavşak bedenciyi unutur muyum sanıyorsun…”

Bir an ne söyleyeceğini düşündü. Toplumsal gerçekliğe doksandan takmak istedi:
“Babam ölse bırak mirası bir sürü borcu koyupta gider.”

Sigara molası ve yeni şarap şişesinin açılma faslı.

“Öyle deme lan, o’nun eve gelirken getirdiği gevreğin tadını şu koca şehirdeki hiçbir gevrekçiden alamadım…” Aslında bu duygunun gevrekten dolayı olmadığını o da biliyordu. İkisi de birbirine baktı ve sustu…

Tepenin bu geceki en güzel yerleri dolmuştu. Neredeyse araba park edecek yer kalmamıştı. Şahin, doğan ve murat’ın isim dışında çok daha başka anlamlar taşıdığı yoldu burası. Onlarca insan içiyor, küfrediyor ve bağırıyordu. Sanki büyük bir terapinin en şiddetli rahatlama bölümü yaşanıyordu…

Hafiften çakır olmuştu: “Eskiden sabahlara kadar Haluk Abi’nin sidik kokan kahvehanesinde içerdik. Kadehimizi ya Altay’a ya devrime ya da aşklara kaldırırdık. Bayat çereze eklenen sigara kokusu ile sabahı ederdik… Düzen yeni hayatına başlarken, biz boyoz yumurta diyalektiğine gömülür, sonra eve yollanırdık. Artık içtiğimiz ve uyandığımız yerler birbirinden çok farklı oluyor.”
“Filozof gibi adamsın ulan,”
Polisler dolanmaya başlamıştı. Devlet en renkli lambalı birimiyle böyle yerleri arada kolaçan eder, varlığını hissettirirdi.
“Biraderim sana bir şey soracağım? O bir sürü kitabı okudun da ne oldu? Bak ikimizde Şahin Tepesi’nde, şarapla kadere sövüyoruz lan!”
Yüzleşmenin doksana çakmasıydı bu! Gülümsedi, sigarayı hırsla körükledi.

“Haklısın biraderim, ne diyeyim, herkesin kötü bir huyu vardır bana da kitaplar bulaşmış”
Polisler az ötelerindeki demlenenlerle ağız dalaşına girmişlerdi. Biraz oraya bakındıktan sonra demlenmeye kaldıkları yerden devam ettiler.
“Aslında ‘bilmek acı çekmektir’ derler.” Bağırmaya başlar: “Biliyorum ulan, biliyorum ama bir boka yaramıyor.”

Diğeri de koraya eşlik etti:
“Bilmiyorum ulan, bilmiyorum. Ama bilsem de bir boka yaramayacağını biliyorum”
Kahkahalarla gülmeye başladılar. Hemen sonrasında gözlerinden yaşlar akmasının nedeninin çok gülmekten olmadığının ikisi de farkındaydı.

Bilmekten acı çekeni konuştu: “Şimdi buradan kafa bir dünya eve gideceğim, annem yine hemen uyanacak, babam fosur fosur uykudadır. Kapıyı açar açmaz -yerde uyuduğu için- onun üzerinden atlayacağım. Esrar içtiğimi gizlediğimi sanacağım onlardan, bir sürü yalan söyleyeceğim. Annem kullandığı anti depresanları sakladığını sanacak yine… Sonra sabah olacak, biz yine kentin güzel yerlerine çalışmaya gideğeceğiz…”

Sözünü bitirmeden diğeri araya girer: “Ama yine bu bok çukurunda bitireceğiz geceyi”
Şiddetli bir patlama sesi duyulur. Kurşun sesleri Şahin Tepesi’nin fay hattını harekete geçirmiş gibidir. Arabanın arkasına doğru saklanırlar. Kimin kiminle çatıştığının, olayda ölen ve yaralanan olup olmadığının hiçbir önemi yoktur. Gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinin en işlek duraklarından birinde yaşıyorsanız, her an ölebilecek olmaya, tıpkı yaşam gibi alışıksınızdır…

Serkan Fırtına

Etiketler: »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.