logo

Cinsel Devrim


Zehra Biçer
zehrabicer44@gmail.com

Cinsel Devrim; feminist hareket içerisinde yer alan 60’lı ve 80’li yılları kapsayan ve o yıllar arasında gerçekleştirilmiş olan bir hareket. Bu devrim sadece kadınları değil eşcinselleri de kapsar. Avrupa ( İsveç) ve Amerika ( San Fransisco) bu hareketin ilk adımlarının atıldığı ve kısa zamanda tüm dünyaya yayılmasında öncülük eden iki şehir olarak tarihe geçti. 68 kuşağı ya da 68 ruhunun gerçekleştirmiş olduğu bir harekette 68 ruhu, toplumdaki bütün adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri reddetti. Kadınların cinsel anlamda da özgür olmaları gerektiğini savunan feministler o dönemde bulunan doğum kontrol hapıyla beraber kadınların büyük bir özgürlüğe kavuştuğunu, kürtajın hak olması gerektiğini, kadınında tıpkı erkekler gibi cinsel hayatlarını istedikleri zaman istedikleri kişiyle yaşamalarını bunun hiçbir kurumca ve organca kısıtlanamayacağını söylüyorlardı.

”Yatakta barış, dünyada barış! ”

Politika ve cinselliğin iç içe olduğu bir dönemde John Lennon ve Yoko Ono’ nun bu ünlü yatak pozu dünyadaki savaşlara dikkat çekmek amacıyla 2 hafta yataktan çıkmayarak basının ilgisini çekmeyi başarmış ve tüm dünyaya ‘’ barış yatağı ‘’ olarak eylemlerini duyurmuşlardı. Dünyadaki savaşların son bulması için yaptıkları bu eylemle gelecek nesillere ‘’ yatakta barış, dünyada barış!’’ dedirtmeyi başardılar.

Cinsel devrim hem yapıldığı dönem itibariyle hem de 68 hareketinin getirdiği özgürlük ruhuyla başarıya ulaştı ve kadınlar toplumda daha özgür ve daha istediklerini yapabilen cinsiyet durumuna geldiler. Eşcinsellik ya da cinsel yönelimi farklı olan insanlar o dönemden itibaren toplumda eskisi gibi dışlanmıyor ve üstelik daha fazla saygı duyulur hale geliyor. O tarihlerden beri kadın dernekleri ve LGBT dernekleri kadını ve kadının cinselliğini özgür hale getirmeye çalışıyor. Yeni Türkiye’de ise bu bir ahlaksızlık olarak görülüyor. “kadın özgürdür! cinsellik özgürdür!’’ diyen, kadını ve cinselliği özgür kılmaya çalışan bireyler halk arasında ötekileştirilmeye çalışılıyor. 68lerden günümüze tam tersi olması gerektiği halde “Yeni” Türkiye’de insanları ötekileştiren, toplumdan ayıran bir sınıf, dini kullanarak, özgürlüğe adım atanlara “kafir, günahkar’’ sıfatıyla bakıyor.

Cinsel Devrimin ilk savunucuları Beat Kuşağı, bu devrimin insanın varoluşunun bütün olarak duyumsadığı bir süreç olarak görür. Beatnikler hayatlarını ve cinselliklerini toplumun değerlerine ve kurallarına göre değil, doğanın yasaları ve içlerindeki coşkuya göre yaşarlar. Yani sistemin kurallarına göre değil, doğanın yasalarına göre yaşarlar.

Beat Kuşağı, 50’lerin ve 60’ların Amerika’sında ilk kıvılcımı başlatarak, cinsel özgürlüğü merkeze koydu. Hareketlerinin merkezinde bu istekle yola çıktılar ve dünyada birçok hak elde ettiler. 2.Dünya Savaşı sonrası Amerika’sında yani 50’lerde Beat Kuşağı bir anlamda sistemin kafasına vura vura gençleri özgürleştirmişti. Sonrasında gelen 60’lar ile beraber bu hareket daha fazla etkin olmuş ve gençler birçok şeyi ele geçirmiş, düşledikleri özgürlüğe kavuşmaya yakın olmuşlardı . Hayattan neyi istediklerinin farkındaydılar.

60’ların sonu 70’lerin başında çıkan öğrenci hareketleriyle kadının toplumdaki yeri ve erkeklerle beraber aynı statüde olması gerektiği tekrardan tartışılan konular arasında yer aldı. Dünyada birçok hak taleplerinin olduğu o yıllarda, toplumsal düzene karşı çıkış, kadınların doğum kontrol yöntemlerini kullanması ve bu yöntemlerin legalleşmesi, cinsel ilişkinin sadece erkeklerin değil kadınların da zevk alacağı bir duygu olduğu anlaşıldı ve cinselliğe kadının gözünden bakıldı.

Cinsel Devrimle beraber kadınlar toplumsal anlamda daha fazla özgür oldu( en azından dünyanın bazı yerlerinde öyle). Doğum kontrol hapının o dönemde üretilmesi ve kullanılmasıyla beraber kadınlar cinsel hayatlarını daha özgür yaşadılar. Cinsel ilişkinin sadece erkeğin zevk alacağı bir şey olmadığı kadınların da zevk almak için yaptıkları bir şey olduğunu gösterdiler. Ayrıca toplumda hastalıklı, öteki olarak gösterilen eşcinsellerinde haklarının ve özgürlüklerinin olduğunu, onlarında cinselliği özgür bir biçimde yaşamaları gerektiğini cinsel devrim hareketiyle tüm dünyada anlaşılmış oldu(!).

Cinsel devrim kısacası cinselliğin politik çerçeve tarafından tartışılmaya başlandığı bir devrimdir. Eşcinsel ilişkiler ve eşcinsellerin hakları gibi konular politik konular arasına girdi, cinsellik tabu ve baskı aracı olmaktan çıktı kadın ve erkeğin zevk aldığı doğanın yasası olan en doğal bir ihtiyaç, bir arzu, aşk, tutku haline geldi. Doğum kontrol yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla istenmeyen gebeliklerin önüne geçilmiş olundu ayrıca insanların cinselliğe olan bakış açıları değişti, cinsellik ya da seks üreme amaçlı yapılan bir şey olmaktan çıktı zevk amaçlı yapılan -tabi kadın ve erkeğin zevk aldığı- bir şey haline geldi…

Geldi mi? Pek sanmıyorum. Tecavüzlerin arttığı ve üstelik tecavüz edenlere uygulanan bu adalet karşısında cinsel devrimin anlamını yitirdiği erkeğin kadını seks objesi olarak gördüğü ve kadına karşı her şeyi yapabileceği düşüncesinin olduğu yerde sizce cinsel devrim oldu mu? Bunu tartışmayı başka bir yazıya bırakıyorum.

Etiketler: » »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ONLAR HEP GÜLÜYOR

    08 Ağustos 2017 İnsan, Köşe Yazıları, Manşet

    Bir mücadele düşünün; kavganın güzelliğinde, güzellik kattılar kendilerine. Semih- Esra Özakça çifti ve Nuriye hocamız. Onurlu bir kavganın üç direngen insanı. Talimatlarla yapılan bir işte ‘’Adalet’’ aranır mı? diye haykırıyor Semih abi, eşine yazdığı mektubunda. Türkülerin ne güzel, sesin ne güzel deyişi hiç mi acıtmadı vicdan’ınızı ?  Ya eşyalarını dolaba yerleştirirken Esra’sının polarını bulması ve kendi kokusu sinmesin diye üşüse de giyememesi ya da doyasıya koklayamaması, hiç mi ürpertmedi içinizi ? Ömrüm kendine dirençli ve inanç...
  • Kitap Film Uyarlaması 6: The Sound and the Fury

    08 Ağustos 2017 Edebiyat, Kitapkurdu vs Sinefil, Köşe Yazıları, Manşet, Sinema

    Kitap: The Sound and the Fury - William Faulkner (1929) Film: The Sound and the Fury - Martin Ritt (1959) The Sound and the Fury - James Franco (2014) Faulkner'ın başyapıtı sayılan The Sound and the Fury'nin ve bilinçakışı tekniğiyle yazılan diğer bilimum romanın sinemaya uyarlanmasının her zaman içim imkansız olduğunu düşünürüm. The Sound and the Fury konusu itibariyle çok da ahım şahım bir şey olmasa da yazım stili açısından takdire şayan. Kitap ilk olarak zihinsel engelli Benjy'nin gözünden anlatılarak başlar, ardından bunalımla...
  • Altay için yeni bir sezon yeni bir heyecan

    07 Ağustos 2017 Güncel, Köşe Yazıları, Manşet, Spor

    2017-2018 SEZONU ALTAY VE DİĞERLERİ Geçen sene zor bir yıl oldu bizim için önce sapır sapır hoca değişikliği sonra gelen 20 maçlık yenilmezlik serisi ve sezon sonunda gelen play-off şampiyonluğu yine bizleri heyecanlandıran ve yeniden hayal kurmamızı sağlayan bir sürece itti. Evet geçen sene zor bir süreçti. Yeni bir yönetim yeni bir oluşum start verdi, Türkiye’ nin her yerinde spor okulları projesi, alttan gelen takıma birkaç dokunuş ve zamanında ödenen paralar ile ivme kazandı takım, belki zor bir yıldı ama yüzümüzün akı ile şampiyonl...
  • Cinsel Devrim

    02 Ağustos 2017 Araştırma, İnsan, Kadın, Köşe Yazıları, Manşet

    Cinsel Devrim; feminist hareket içerisinde yer alan 60'lı ve 80'li yılları kapsayan ve o yıllar arasında gerçekleştirilmiş olan bir hareket. Bu devrim sadece kadınları değil eşcinselleri de kapsar. Avrupa ( İsveç) ve Amerika ( San Fransisco) bu hareketin ilk adımlarının atıldığı ve kısa zamanda tüm dünyaya yayılmasında öncülük eden iki şehir olarak tarihe geçti. 68 kuşağı ya da 68 ruhunun gerçekleştirmiş olduğu bir harekette 68 ruhu, toplumdaki bütün adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri reddetti. Kadınların cinsel anlamda da özgür olmaları gerekt...