logo

İmgelerle Konuşan Yönetmen Kim Ki Duk


Tuğba Akbaşlı
tugbaakbasli@hotmail.com

Güney Kore’nin bir taşra köyünde dünyaya gelen efsanevi yönetmen, senarist ve yapımcıdır kendisi.

Zor bir hayat geçiren Kim Ki Duk bu efsane tarzını geçirdiği zor hayata borçlu sanırım.

Sinema ile ilgili hiç bir eğitimi yok ve hiç bir sinemacının asistanlığını yapmamış yani tamamen dışarıdan bir göz olması insanı harete düşürüyor.

Tarım ile ilgili bir okulda okumuş fakat maddi sıkıntılardan dolayı devam edememiş, deniz kuvvetlerinde bile çalışmış.

Hatta sinemayla ilk karşılaşması bile 30 yaşında olmuş. İlk defa bir filmi 30 yaşındayken izlemiş ve izlediği filmden o kadar çok etkilenmiş ki senaryo yazmaya karar vermiş.O izlediği filmi merak ediyorsunuz değil mi? Kim Ki Duk’a ilham veren ve onun hayatını değiştiren o film”Kuzuların Sessizliği” olmuş. İnsanı film yapmaya veya senaryo yazmaya itebilecek bir film.

Katıldığı bir yarışmada iki senaryosu birden ödül almış ve sinema dünyasına resmen adım atmış.

Hiç kimselere benzemeyen, dönemi için oldukça farklı tarzıyla çok tartışma yaratan Kim Ki Duk, filmlerinde çok fazla konuşmaya yer vermekten kaçınıp olayı görüntülerle aktarmayı tercih eder. İlk başlarda onu kimse anlayamaz bu nedenle çok eleştirilir ve filmleri izlenmez fakat içinde ki film yapma aşkı hiç bir zaman eksilmez. Adam film çekiyor ama kimseler anlamıyor eleştirmenler kötü yorumlar yapıyor, filmleri gişe yapmıyor para kazanamıyor derken sinemadan soğuyup bırakmamış kalıp savaşmayı ve kendini anlatmayı başarmış bir yönetmen. 2000 yılında çektiği “The Isle” filmi venedik film festivalinde gösterilir. Bununla beraber tarzı anlaşılmasa da en azından insanların taktirini toplamaya başlar. Venedik, Cannes, Berlin gibi çok önemli film festivallerinde ödül alan çok başarılı bir yönetmen olmuştur.  Kim Ki Duk o kadar başarılı olur ki onun için kore sinamasının duayeni olan Yoo Hyun-Mok ‘imgelerle konuşan yönetmen’ lakabını takmıştır.

 

2003 yılında çektiği “İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar “ adlı filmle patlama yapmış, efsane görselleriyle izleyenleri mest etmiştir.

2004 yılında ” Fedakar Kız” adlı filmi ile Berlin Film Festivalinde en iyi yönetmen ödülü ve yine 2004 yılında çektiği “Boş Ev” filmi ile Venedik Film Festivalinde en iyi yönetmen ödülü almıştır. Bu noktadan sonra tüm dünyada tanınan ve dört gözle filmleri beklenen bir yönetmen olmuştur. 2000 li yılların başlarında yakaladığı başarıları son filmlerinde maalesef göremiyoruz. Özellikle 2011 Yılında çektiği “Arirang” isimli film daha doğrusu belgesel-biyografiden sonra çektiği filmleri çok başarılı bulmuyorum.

Benim en sevdiğim ve soran herkese şiddetle önerdiğim Kim Ki Duk filmleri;

1- Boş Ev/ 3 Iron

2- Yay/ The Bow

3- İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış Ve İlkbahar/ Spring, Summer, Fall, Winter And Spring

4- Rüya /Dream

5- Arirang

Bu filmler arasından Arirangı ayırmak istiyorum çünkü sinema dünyasında eşine rastlanılmayan bir film. Belgesel-biyografi olan film Kim Ki Duk’un yaşadığı bunalımı ve film yapamamasını anlatıyor. Eğer Kim Ki Duk’u merak ediyor ve kafasını anlamak istiyorsanız kesinlikle izlemeniz gereken film. 2009 yılında çektiği Rüya isimli filmde yaşanan bir olaydan sonra kendini kapatıyor, tam anlamıyla ortadan kayboluyor ünlü yönetmen. Rüya filmi çekimlerinde kadın başrol oyuncusunun intihar teşebbüsünden kendini sorumlu tutyor ve inzdivaya çekiliyor. Her yıl en az bir film yapan, üretmeyi seven bir adam üç yıl boyunca kendini kapatıyor. Bir çadırda herkesden uzakta yaşayan Kim Ki Duk isyanını, özlemlerini her şeyini bizlerle paylaşıyor, gölgesiyle olan konuşmaları, çarpıcı görselleriyle sizi derinden etkiliyor. Arirang aslında korede söylenen bir ağıtmış ve Kim Ki Duk bu ağıtı söylemeye başladığında film içinize işliyor.

Etiketler: »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ONLAR HEP GÜLÜYOR

    08 Ağustos 2017 İnsan, Köşe Yazıları, Manşet

    Bir mücadele düşünün; kavganın güzelliğinde, güzellik kattılar kendilerine. Semih- Esra Özakça çifti ve Nuriye hocamız. Onurlu bir kavganın üç direngen insanı. Talimatlarla yapılan bir işte ‘’Adalet’’ aranır mı? diye haykırıyor Semih abi, eşine yazdığı mektubunda. Türkülerin ne güzel, sesin ne güzel deyişi hiç mi acıtmadı vicdan’ınızı ?  Ya eşyalarını dolaba yerleştirirken Esra’sının polarını bulması ve kendi kokusu sinmesin diye üşüse de giyememesi ya da doyasıya koklayamaması, hiç mi ürpertmedi içinizi ? Ömrüm kendine dirençli ve inanç...
  • Kitap Film Uyarlaması 6: The Sound and the Fury

    08 Ağustos 2017 Edebiyat, Kitapkurdu vs Sinefil, Köşe Yazıları, Manşet, Sinema

    Kitap: The Sound and the Fury - William Faulkner (1929) Film: The Sound and the Fury - Martin Ritt (1959) The Sound and the Fury - James Franco (2014) Faulkner'ın başyapıtı sayılan The Sound and the Fury'nin ve bilinçakışı tekniğiyle yazılan diğer bilimum romanın sinemaya uyarlanmasının her zaman içim imkansız olduğunu düşünürüm. The Sound and the Fury konusu itibariyle çok da ahım şahım bir şey olmasa da yazım stili açısından takdire şayan. Kitap ilk olarak zihinsel engelli Benjy'nin gözünden anlatılarak başlar, ardından bunalımla...
  • Altay için yeni bir sezon yeni bir heyecan

    07 Ağustos 2017 Güncel, Köşe Yazıları, Manşet, Spor

    2017-2018 SEZONU ALTAY VE DİĞERLERİ Geçen sene zor bir yıl oldu bizim için önce sapır sapır hoca değişikliği sonra gelen 20 maçlık yenilmezlik serisi ve sezon sonunda gelen play-off şampiyonluğu yine bizleri heyecanlandıran ve yeniden hayal kurmamızı sağlayan bir sürece itti. Evet geçen sene zor bir süreçti. Yeni bir yönetim yeni bir oluşum start verdi, Türkiye’ nin her yerinde spor okulları projesi, alttan gelen takıma birkaç dokunuş ve zamanında ödenen paralar ile ivme kazandı takım, belki zor bir yıldı ama yüzümüzün akı ile şampiyonl...
  • Cinsel Devrim

    02 Ağustos 2017 Araştırma, İnsan, Kadın, Köşe Yazıları, Manşet

    Cinsel Devrim; feminist hareket içerisinde yer alan 60'lı ve 80'li yılları kapsayan ve o yıllar arasında gerçekleştirilmiş olan bir hareket. Bu devrim sadece kadınları değil eşcinselleri de kapsar. Avrupa ( İsveç) ve Amerika ( San Fransisco) bu hareketin ilk adımlarının atıldığı ve kısa zamanda tüm dünyaya yayılmasında öncülük eden iki şehir olarak tarihe geçti. 68 kuşağı ya da 68 ruhunun gerçekleştirmiş olduğu bir harekette 68 ruhu, toplumdaki bütün adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri reddetti. Kadınların cinsel anlamda da özgür olmaları gerekt...