logo

Adil On The Road 6: Kaşımda Aşk Başkadır


Adil Çopur
adil_copur@yahoo.com

Beni tanıyan herkes ilişki veya aşk konusunda ne kadar başarısız bir adam olduğumu çok iyi bilir. Bir ilişkiye başlamak, o ilişkiyi yönetip devam ettirebilmek ve zamanı geldiğinde sonlandırabilmek konusunda sayısız yıkıcı travmam olduğunu da beni tanımayanlar için söyleyebilirim. Özellikle,  o ilk görüşte aşk yada ilk etkileşim dediğimiz olay benim hayatımda bu güne kadar vücut bulmadı. Sebebi hakkında bir çok kez kafa yorsam da net bir cevap bulamadım kaşlarımdan başka.

O gün anladım ki sorun kaşlarımda değilmiş.

Yogjakarta’dan ayrılmaya karar verdikten sonra zaman kaybetmeden Workaway.info üzerinden mesajlar göndermeye başladım. Kısa sürede iki farklı şehirden iki olumlu mesaj geldi.

Bir tanesi turizm cenneti, herkesin hayalini kurduğu Bali, diğeri ise bazı Endonezyalıların bile nerede olduğunu bilmediği Blitar şehri idi.

Bu şehirdeki işlerin her ikisi için de iş demeye bin şahit isterdi. Bali’de bir yoga otelinde resepsiyonda durup aktiviteleri organize edecektim. Aynı zamanda günlük yoga kurslarına da ücretsiz katılabilecektim. Blitar’daki iş ise biraz daha enteresandı. Bir kahve çiftliğinde, eski Hollanda köylülerinin kıyafetlerini giyip, gelen misafirlerle fotoğraf çektirmek. Kulağa son derece enteresan geliyordu.

İki şehir arasında vereceğim kararı etkileyecek diğer faktör de tabi ki ulaşım bedeli olacaktı. Bali’ye gitmek için uçaktan daha ucuz bir ulaşım imkanı yok gibi gözüküyordu. Aslında otostop ile gidilebilecek bir yoldu fakat Endonezya yağmur sezonunu yaşıyordu. Yağmur deyip geçmemek lazım çünkü bildiğimiz yağmurlardan farklı bir yağmur bu. Yağdığı zaman hayat duruyor ve her gün mutlaka en az iki saat yağıyor. O nedenle otostop tercih etmedim. Uçak bileti ise yaklaşık 100-150 TL arasındaydı ve kısa bir yolculuk olacaktı. Bunun yanı sıra Bali turistik bir yerdi ve ben turistik bir yerde bulunmak istemiyordum. Yolda olduğum süre boyunca,  şu an yaşadığım tecrübelere dayanarak, bu kararimin arkasında daha da dik durmam gerektiğini düşünüyorum.

Blitar ise trenle gidilebilecek mesafede ve maliyeti sadece 5 TL idi. İnternetten Blitar ile ilgili araştırma yaptığımda ise bir iki blog sitesi haricinde çok bir şey bulamıyordum. Keşfetmek için ideal bir yer gibi gözüküyordu bana.

Endonezya için bir sonraki adımım Blitar olacaktı. Maddiyatı ve hissiyatı göz önünde bulundurarak almıştım bu kararı. Şimdi sırada Endonezya sonrası gideceğim ülkeyi planlamadaydı. Çünkü maksimum iki ay kalabiliyordum Endonezya’da ve bir buçuk ay gibi bir süre kalmıştı önümde. Ucak biletini ucuza mal edebilmek için bunu önceden planlamak zorundaydım.

Kafamda sürekli olarak bir Afrika fikri vardı. Afrika’daki kabileler, vahşi yaşam, doğal güzellikler ve yapılabilecek bir çok gönüllü iş ilgimi çekiyordu. Fakat Endonezya’dan Afrika’ya direk uçak biletleri çok pahalıydı. O nedenle ara bir nokta belirleyip,  hem mesafeyi kısaltmayı hem de bileti daha ileri bir tarihe ertelemeyi planladım. Bunun için en uygun nokta Sri Lanka’ydı. Uçak bileti de yeteri kadar ucuzdu. Hatta Bali ile hemen hemen aynı fiyata geliyordu.

Daha fazla düşünmeden Sri Lanka biletimi aldım. Çok düşününce mutlaka bir sıkıntı çıkıyordu çünkü. Şimdi bir sonraki iki adımım belli, üçüncü adımım ise hala plan aşamasındaydı.

Yogjakarta’dan ayrılırken, arkamda çok güzel insanlar bırakıp, onlara ait bir dolu hatırayı da yanımda götürüyordum. Bana göre yoldayken,  çantaya ağırlık yapmaması adına taşınabilecek en güzel hediye, ya hafızaya kazınan hatıralar ya da biraz daha somut olarak bir sayfa mektup olmalı.

Blitar’a indiğimde beni, çalışacağım yerde gönüllü çalışanlardan sorumlu olan Arin ve Meta karşıladı. İner inmez karşılamadılar ama. Yaklaşık bir yarım saat bekledim gelmelerini. Bu süre Endonezyalılar için standart bir gecikmeydi. Eğer bir saatten fazla bir gecikme söz konusu ise bir bahane bulup, özür dileniyordu. Dakik olma konusunda takıntılı bir insan olmamdan dolayı sinir olsam da alışmaktan başka bir şansım yoktu.

“İki gün sonra üç adet Brezilyalı gönüllü daha gelecek ve beraber çalışacaksınız.”
Yol boyunca Arin bana yapacağım iş, kalacağım yer, çalışma şartları hakkında bilgiler veriyordu. Bu bilgilerin hepsine klasik tepkilerimi vererek dinliyordum. Sonra birden “İki gün sonra üç adet Brezilyalı gönüllü daha gelecek ve beraber çalışacaksınız.” cümlesi çıktı Arin’in ağzından. Hiç istifimi bozmadan aklımdaki ilk soruyu sordum.

Gelecek olan Brezilyalı yeni iş arkadaşlarımla aynı cinsiyette olmamak sevindirici bir haberdi tabi ki. Fakat daha önce hiç Brezilyalı ya da Latin bir arkadaşım olmamıştı. Benim için yeni bir tecrübe olacaktı.

Yeni is yerime geldiğimde kendimi adeta huzur bahçesindeymişim gibi hissettim. Her taraf yeşillik, herkes güler yüzlü, etrafta çeşit çeşit hayvanlar ve iş adı altındaki yeni görevlerim. İlk gün hissettiğim duyguları ve yapacağım iş hakkındaki detayları aşağıdaki videoda bulabilirsiniz.

İlk gün heyecanıyla hissettiğim duygularda bazı değişiklikler oldu tabi, özellikle müzik ve evlenip Endonezya’da kalma konusunda. Zamanı gelince o konuya tekrar değinirim.

Yeni işimin ilk iki günü tatil ile başlayacaktı. Yeni gelecek Brezilyalı gönüllüleri bekleyip aynı gün başlatma kararı almışlardı. Ben de bu iki günü tamamen tatil modunda, sabah sporumu ve yogamı yapıp, balkonumda taze çekilmiş kahvemi yudumlayıp, kitap okuyup, müzik dinleyerek geçirdim.
İki gün sonra yine günlük aktivitelerimi yapmış balkonumda otururken, karşıdan Arin ile birlikte merakla beklediğim yeni iş arkadaşlarımın geldiğini gördüm. Onlar adım adım yaklaşırken, ben havalı tavrımı bozmamak için çaba sarfediyordum.

Toplu tanışma faslı sırasında, hepsinden pozitif elektrik almıştım. Hepsinin güler yüzlü ve sıcak kanlı insanlar olduğu belliydi. Fakat bir tanesi nedense bana daha yakın gelmişti. Farklı bir havası vardı diğerlerine nazaran.

Yol yorgunu oldukları için odalarına geçtiler. Ben de odamda yalandan takılıyordum. Derken Arin geldi ve ofise gelmemizi, jandarma gibi bir güvenlik biriminin bizden genel bir bilgi almak istediğini söyledi. Ofise gittiğimde üç yerine iki Brezilyalı arkadaş vardı ve öylece sohbet etmeye başladık. Onlar kendi hikayelerini anlattı kısaca ben kendi hikayemi. Paula yoktu o an, duş alıp öyle gelecekti ofise.

Paula ve Cassie, iki eski arkadaşlardı. İşlerinden istifa edip, beraber Asya turu yapmaya karar vermişlerdi. Maria ise Bali’de katılmıştı aralarına. Maria, Hindistan öncesi, Paula ve Cassie ise Tayland öncesi son duraklarını Blitar olarak belirlemişlerdi.

Maria, son derece hippie takılan, rahat biriydi. Yüksek sesle konuşmaktan çekinmiyordu ve kendinden emin bir tavrı vardı.

Cassie, daha çok bilgili tavrıyla dikkat çekiyordu. Her konu hakkında arkası dolu bir bilgiye sahipti. Bilmediği bir konu hakkında ise rahatça o konu hakkında bir bilgisi olmadığını söyleyebilecek olgunluktaydı.

Paula ise, grupta farklı bir havaya sahipti. Genel olarak içlerinde bir lider yoktu ama eğer bir lider olacaksa o da Paula olmalıydı. Açıkça söylemek gerekirse, benim için diğer ikisine göre daha güzeldi ve daha kadınsı bir tavrı vardı. İlk görüşte beni etkilemişti, ne yalan söyleyeyim.

Ofisteki işimizi bitirdikten sonra odalara geçtik. Odamda işe başlamak için hazırlık yaparken birden kapıda Paula belirdi. Elinde duş almak için kullandığımız küçük kova vardı. İçinin çok pis olduğunu ve nasıl temizleyebileceğini soruyordu. Bir anda kendime görev edindim o kovayı temizlemeyi. “Beni burada bekle, hemen geliyorum.” deyip elinden kaptım kovayı. Banyoya doğru giderken, marketten yanlışlıkla aldığım slip donu çaktırmadan yanıma aldım. Banyoya girip o donla kovayı bir güzel temizledim ve balkona temiz kovayla geri döndüm. Tek sıkıntı,  temizlerken biraz sert davranmış olmalıyım ki kovanın altını kırmıştım. Neyse ki tam birleşim yerinden kırılmıştı ve o an içine su koymayacağı için anlamayacaktı benim kırdığımı.

Kafamda tamamen, iyi ve pozitif bir insan olarak Paula’yı etkileyebilir miyim düşüncesi vardı. Çok zor olmamalıydı benim için, sadece olduğum gibi davranmam yeterli olmalıydı. İlk gördüğüm anda bişeyler olabileceğini hissetmiştim ve çok sevgili arkadaşlarım Doğa ve Doğanay ile olan grubumuza ‘Galiba benim için bir ilişki başlayacak, hissedebiliyorum’ yazmıştım.

Kovayı temizleyip verince şaşırmıştı Paula. Kovayı elimden aldı, yavaşça sırtını duvara yasladı ve gözlerimin içine bakarak “Duyduğuma göre yoga yapıyormuşsun, doğru mu?” diye sordu.

O an kovanın da, yoganın da bahane olduğunu anlamıştım. Olayın ikisiyle de bir ilgisi yoktu. Olay tamamen tavırla ilişkiliydi ve galiba o da benden etkilenmişti. Bundan emindim ama ‘galiba’ demekten alı koyamıyordum kendimi. Travma dediğimiz olay insanın peşini kolay kolay bırakmıyor.

Sonuçta, 70 milyon nüfuslu bir ülkede, bir kere bile olsun ilk görüşte aşk ya da etkilenme olayı yaşamamış bir insan iken,  dünyanın diğer yarısındaki Endonezya’nın ufacık Blitar şehrinde, taa Brezilya’dan gelen Paula ile bu hissi yaşama olasılığımı değerlendirdiğim zaman sonuç imkansıza yakın çıkıyordu.

Tabi hayatta imkansız diye bir şey varsa…

Etiketler: »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ONLAR HEP GÜLÜYOR

    08 Ağustos 2017 İnsan, Köşe Yazıları, Manşet

    Bir mücadele düşünün; kavganın güzelliğinde, güzellik kattılar kendilerine. Semih- Esra Özakça çifti ve Nuriye hocamız. Onurlu bir kavganın üç direngen insanı. Talimatlarla yapılan bir işte ‘’Adalet’’ aranır mı? diye haykırıyor Semih abi, eşine yazdığı mektubunda. Türkülerin ne güzel, sesin ne güzel deyişi hiç mi acıtmadı vicdan’ınızı ?  Ya eşyalarını dolaba yerleştirirken Esra’sının polarını bulması ve kendi kokusu sinmesin diye üşüse de giyememesi ya da doyasıya koklayamaması, hiç mi ürpertmedi içinizi ? Ömrüm kendine dirençli ve inanç...
  • Kitap Film Uyarlaması 6: The Sound and the Fury

    08 Ağustos 2017 Edebiyat, Kitapkurdu vs Sinefil, Köşe Yazıları, Manşet, Sinema

    Kitap: The Sound and the Fury - William Faulkner (1929) Film: The Sound and the Fury - Martin Ritt (1959) The Sound and the Fury - James Franco (2014) Faulkner'ın başyapıtı sayılan The Sound and the Fury'nin ve bilinçakışı tekniğiyle yazılan diğer bilimum romanın sinemaya uyarlanmasının her zaman içim imkansız olduğunu düşünürüm. The Sound and the Fury konusu itibariyle çok da ahım şahım bir şey olmasa da yazım stili açısından takdire şayan. Kitap ilk olarak zihinsel engelli Benjy'nin gözünden anlatılarak başlar, ardından bunalımla...
  • Altay için yeni bir sezon yeni bir heyecan

    07 Ağustos 2017 Güncel, Köşe Yazıları, Manşet, Spor

    2017-2018 SEZONU ALTAY VE DİĞERLERİ Geçen sene zor bir yıl oldu bizim için önce sapır sapır hoca değişikliği sonra gelen 20 maçlık yenilmezlik serisi ve sezon sonunda gelen play-off şampiyonluğu yine bizleri heyecanlandıran ve yeniden hayal kurmamızı sağlayan bir sürece itti. Evet geçen sene zor bir süreçti. Yeni bir yönetim yeni bir oluşum start verdi, Türkiye’ nin her yerinde spor okulları projesi, alttan gelen takıma birkaç dokunuş ve zamanında ödenen paralar ile ivme kazandı takım, belki zor bir yıldı ama yüzümüzün akı ile şampiyonl...
  • Cinsel Devrim

    02 Ağustos 2017 Araştırma, İnsan, Kadın, Köşe Yazıları, Manşet

    Cinsel Devrim; feminist hareket içerisinde yer alan 60'lı ve 80'li yılları kapsayan ve o yıllar arasında gerçekleştirilmiş olan bir hareket. Bu devrim sadece kadınları değil eşcinselleri de kapsar. Avrupa ( İsveç) ve Amerika ( San Fransisco) bu hareketin ilk adımlarının atıldığı ve kısa zamanda tüm dünyaya yayılmasında öncülük eden iki şehir olarak tarihe geçti. 68 kuşağı ya da 68 ruhunun gerçekleştirmiş olduğu bir harekette 68 ruhu, toplumdaki bütün adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri reddetti. Kadınların cinsel anlamda da özgür olmaları gerekt...