logo

Sana Gelmek İçin Seçtiğim Yollar


Emre Abf
emreabf@gmail.com

Beşiktaş’tan bir vapura bindim.

Zamanın normal akışı yavaşlamış gibi bir durgunluk hâkim deniz üzerinde. Göz korkutan büyük dalgalar yok, ufak bir dalgalanma. Gözümün görebildiği en uzak yere kadar dümdüz mavilik, bir bütün halinde dalgalanıyor. Mavinin tonu alışık olduğum ve tanıyabildiğim bir mavi değil, derinliği bana hissettirmeye çalışan bir ton, karanlık mavi. Denizin derinliği beni her zaman korkutmuştur. Çünkü bu derinliğin sadece denizin bu zamana kadar ulaşılmış en dip noktasına kadar değil, herhangi bir yerden baktığımda görebildiğimin ötesinde de her zaman var olduğunu biliyorum. Bilinçli düşüncelerden uzak bir haldeyim bugün. Çünkü sana gelmek için Beşiktaş’tan vapura binmeyi seçtim.

Hayatımı belirleyen seçimlere, her ne kadar kendim karar verdiğimi düşünsem de, içimden bir ses bana öyle olmadığını söylüyor. Verilebilecek bütün kararların sorumluluğunu alabilmek ve bazılarının altında ezilmek beni hayatı yaşıyor olduğuma inandırıyor. Aksi halde sorumluluktan kaçmak için öncelikle kararlardan kaçmak gerekiyor ve sana gelmek için seçeceğim yolun kararını sana bırakamıyorum.

Sana gelmek için seçtiğim yollar, her zaman yürüdüğüm kaldırım, her zaman beklediğim kırmızı ışık, her zaman bindiğim dolmuş, bir yerden başka bir yere gitmek için her zaman yaptığım ne varsa farklı bir hal alıyor kafamın içinde. Mesela şu an kıyıdan yavaş yavaş uzaklaşmakta olan bu vapur, beni Kadıköy’e götürecek, biliyorum. Ama bilinçli olarak farkında olduğum her şey aklımdan oldukça uzak. Şu an bana hâkim olan hislerin hepsi denizin derinliğini hissedebilmek ve bu yolun beni sana getiriyor olduğunu bilmekten ibaret. Sadece yanına gelebilmek için çıktığım yol öyle bir hal alıyor ki, yepyeni renkler hayatıma dahil oluyor. Evet, belki bilmiyorsun ama ben renkleri pek tanımıyorum. Korktuğum denizin derinliği beni korkutmak yerine, her zaman yapmak istediğimi yapabildiğimde huzur bulacağıma inandığım insanlardan tamamen uzaklaşabilmişim gibi hissettiriyor. İki yaka arasından öyle bir yerden bakıyorum ki deniz adeta sonsuzlaşıyor gözümde. Bu sonsuzluğu ne yaparsam yapayım engelleyemediğim bilinç yırtıyor aniden, göremesem de bir kara parçasına ulaşacağımı bana söylüyor. Beni sana getiren yollar her zaman geçtiğim yerler olmasına rağmen, bambaşka renkler ve bambaşka hislerle içimi kaplamasından ve sadece yanında olabilmek için çıktığım yolun kalp atışlarımı bu şekilde hızlandırmasından dolayı bir acil durum sistemi gibi devreye giriyor. Çünkü ben alışık değilim hayatıma dahil olan olguların gözüme böyle renkli görünmesine ve kalp atışlarımı değiştirecek kadar farklı hissettirmesine.

Benim için bu deniz, karanlık bir mavi. Bostancı sahilden ona küfürler yağdırabileceğim ve bu küfürlerin hepsini sonsuz boşluğuna alarak zamanı geldiğinde beni en dibine çekmek için bekleyen bir intihar derinliği… Her seferinde bindiğim vapurlar, sadece beni boğmak için batabilecek ulaşım araçları. Yürüdüğüm kaldırımlardaki tek renk gri. Hayatıma renk katansa, ilk günden beri üstünden geçen milyonlarca pisliğin rengini çürüttüğü beyaz yaya yolu çizgileri ve ilkokulda öğretilen trafik ışıklarının bu yaşıma gelene kadar içimde körelmiş cansız renkleri.

Farklı hissetmekten ve hayatıma dahil olan hislerin tanımadığım renklerine maruz kalmaktan sıkıntı duymuyorum. Aslında derinlemesine düşündüğümde kendim için değil de, senin için sıkıntılıyım. Hayatıma dahil olan bu renkler sadece benim için gerçekleşmiyor, sen de hissediyorsun bunu, heyecanlanıyorsun hissettiğin bu farklılıklar karşısında. Ama ben kendimi senden daha iyi tanıyorum. Yani senin kendini tanıdığından daha iyi tanıyorum… Bu deniz, içimi kaplayarak beni bir simülasyondaymışım gibi hissettiren bu hisler ve onların getirisi olan tanıyamadığım, yer yer bana anlatmaya çalıştığın renkler, artık senin yüklediğin anlamları bana sadece çok kısa bir süre yaşatıyor. Ben nefret doluyum, kişilere ya da kurumlara fark etmiyor. Hisler veya derinlikler onların büyüklüklerine göre şekilleniyor. Mutsuzluğum ve renkler çoğaldıkça her tonuna küfrediyorum hayatın. Olumluluk durumundan değil, nötrlük istiyorum.

Sana gelmek için seçtiğim bütün yollardan nefret ediyorum. Bana ‘ait olma’ hissini yaratan her şeyden nefret ediyorum. Sadece benim için değil. ‘’Ait’’ ve ‘’sahip’’ olunan veyahut olunabilecek her olgudan uzaklaşmak istiyorum. Bilmiyorum, yaşayabileceğim her hissi tükettim sanırım ve içimde tükenmiş olan hisleri bana yaşatan her yol benim için çekilmez bir hal aldı. Geçtiğim yollar, üzerinde tam ortasında bulunduğum bu deniz beni heyecanlandırmasa, sana gelmemin hiçbir anlamı olmayacak, biliyorum. Biliyorum, çünkü bu hissi yaşadım. Sana gelmek için seçtiğim yolların beni bir hayal dünyasına sürüklemesinden dolayı yanlış kararlar veriyorum. Sen ve diğer herkes dahil, ben kimseye gitmek için bir yol seçmek istemiyorum.

 

Bu yazı daha önce VAGON Dergi‘de yayınlanmıştır.

Etiketler: » »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ONLAR HEP GÜLÜYOR

    08 Ağustos 2017 İnsan, Köşe Yazıları, Manşet

    Bir mücadele düşünün; kavganın güzelliğinde, güzellik kattılar kendilerine. Semih- Esra Özakça çifti ve Nuriye hocamız. Onurlu bir kavganın üç direngen insanı. Talimatlarla yapılan bir işte ‘’Adalet’’ aranır mı? diye haykırıyor Semih abi, eşine yazdığı mektubunda. Türkülerin ne güzel, sesin ne güzel deyişi hiç mi acıtmadı vicdan’ınızı ?  Ya eşyalarını dolaba yerleştirirken Esra’sının polarını bulması ve kendi kokusu sinmesin diye üşüse de giyememesi ya da doyasıya koklayamaması, hiç mi ürpertmedi içinizi ? Ömrüm kendine dirençli ve inanç...
  • Kitap Film Uyarlaması 6: The Sound and the Fury

    08 Ağustos 2017 Edebiyat, Kitapkurdu vs Sinefil, Köşe Yazıları, Manşet, Sinema

    Kitap: The Sound and the Fury - William Faulkner (1929) Film: The Sound and the Fury - Martin Ritt (1959) The Sound and the Fury - James Franco (2014) Faulkner'ın başyapıtı sayılan The Sound and the Fury'nin ve bilinçakışı tekniğiyle yazılan diğer bilimum romanın sinemaya uyarlanmasının her zaman içim imkansız olduğunu düşünürüm. The Sound and the Fury konusu itibariyle çok da ahım şahım bir şey olmasa da yazım stili açısından takdire şayan. Kitap ilk olarak zihinsel engelli Benjy'nin gözünden anlatılarak başlar, ardından bunalımla...
  • Altay için yeni bir sezon yeni bir heyecan

    07 Ağustos 2017 Güncel, Köşe Yazıları, Manşet, Spor

    2017-2018 SEZONU ALTAY VE DİĞERLERİ Geçen sene zor bir yıl oldu bizim için önce sapır sapır hoca değişikliği sonra gelen 20 maçlık yenilmezlik serisi ve sezon sonunda gelen play-off şampiyonluğu yine bizleri heyecanlandıran ve yeniden hayal kurmamızı sağlayan bir sürece itti. Evet geçen sene zor bir süreçti. Yeni bir yönetim yeni bir oluşum start verdi, Türkiye’ nin her yerinde spor okulları projesi, alttan gelen takıma birkaç dokunuş ve zamanında ödenen paralar ile ivme kazandı takım, belki zor bir yıldı ama yüzümüzün akı ile şampiyonl...
  • Cinsel Devrim

    02 Ağustos 2017 Araştırma, İnsan, Kadın, Köşe Yazıları, Manşet

    Cinsel Devrim; feminist hareket içerisinde yer alan 60'lı ve 80'li yılları kapsayan ve o yıllar arasında gerçekleştirilmiş olan bir hareket. Bu devrim sadece kadınları değil eşcinselleri de kapsar. Avrupa ( İsveç) ve Amerika ( San Fransisco) bu hareketin ilk adımlarının atıldığı ve kısa zamanda tüm dünyaya yayılmasında öncülük eden iki şehir olarak tarihe geçti. 68 kuşağı ya da 68 ruhunun gerçekleştirmiş olduğu bir harekette 68 ruhu, toplumdaki bütün adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri reddetti. Kadınların cinsel anlamda da özgür olmaları gerekt...