logo

23 Mayıs 2016

Oyuncu, Müzisyen, Reçelcibaşı: Teoman Kumbaracıbaşı

Bir çok dizi, tiyatro oyunu ve filmden gözümüze aşina olan Teoman Kumbaracıbaşı, uzun bir zamandır “Acaipademler” ile kulağımızda da yer ediniyor. Bununla da kalmayıp damağımızda da tadının kalacağı süt reçelleri ile uğraşıyor. Kendi tabiri ile o bir oyuncu, müzisyen ve reçelcibaşı. “Acaipademler” ile gerçekleştirdiği konserlerde ve çıkarttıkları albümlerde –Marshall Planı ve Budala- Puşkin, J. Prevert, Zahrad, Pir Sultan Abdal, Baudelaire, Ingeborg Bachmann gibi efsane şairlerin dizelerini besteliyor. Tam bu noktada hayatının bu üç bölümüne kısa bir misafirlik gerçekleştiriyoruz. Teoman Kumbaracıbaşı ve “Acaipademler”e doğru kısa bir yolculuk 

516c5143-4657-410b-ac29-37f1f9720f08

+ Seçtiğiniz şairlerin ve şiirlerinin özel bir sebebi var mı?

- Var. Anıları daha çok, benim şahsi yaşantımdaki anılarla, şairlerin anlattıkları hikayeler arasında paralellikler ve benzerlikler olması. Veyahut hiç yaşamamış olduğum şeyler. Yaşanmamış anılar ya da yaşanamayan anıların kendisini ifade ettiği için, o açıdan beni etkileyen, dönüştüren, kafamı açan, tatmadığım, bilmediğim dünyaları gösteren şairleri seçmeye özen gösterdim.

+ “Acayip adem” Pir Sultan Abdal’ın eleştirdiği insana söylediği söz. Eski bir söyleşinizde sık sık kendinizi eleştirdiğiniz için grubun ismi “Acaipademler” olmuş. Bu eleştiriler neler, hangi doğrultuda, bu eleştirilerin temaları ve içerikleri neler?

- İnsanın insanlaşma süreci bitmez. Yani insanın yaptığı hatalar aslında hatadan ziyade biraz tecrübedir. İnsan kim ve nereye evrilmesi gerekiyor konusu doğal akışına bırakılamayacak kadar hassas bir şey. Kaygusuz’da, Pir Sultan’da, Antonio Machado’da, Pablo Neruda’da hangi büyük şairi alırsanız alın o eksiklikleri tamamlamaya yenilemeye değiştirmeye ve daha insan nasıl olunabilir bunun aslında bir haritasını gösteriyor. Kendinizi eleştirirken bunu acımasızca yapmak zorunda değilsiniz. Eleştirinin kendisi, yerine daha iyi bir şey koyabiliyorsanız bir mana taşır. Bu yüzden eleştiri şu demek değil “Ben berbat bir insanım o yüzden de böyleyim”. Siz daha insan nasıl olabilirim diye uğraşırken karşılaştığınız eksiklikleri size dostunuz söyler. Bizim eleştirilerimiz yapıcı yönde bu sebepten hep.

+ Bu söylediklerinizden birbirine çok yakın bir grup olduğunuz çıkarımını yaptım. Nasıl bir dostluk sizinki?

- Aynen öyle. Çünkü siz bir şey çalıyorsunuz o size gelip “Sen ne biçim çalıyorsun” demiyor ki. Enstrümana vurarak size cevap veriyor siz o cevaba göre başka bir konum alıyorsunuz. Hiçbir zaman ideal insanın kendisine ne olduğunuz bilemeyeceğiz ama oraya doğru yürüyoruz. Orada dostlarınızla yaptığınız çalışmalarda sizi eviren, değiştiren, dönüştüren ne varsa bunları kabul ediyoruz. Biz birbirimize karşı çok saygılıyız. Birbirimizin çaldığı şeylere karşı da çok saygılıyız. Ama bir arkadaşım beni uyaramayacaksa o zaman o arkadaşlığın ne önemi var? “Acaipademler” işte bu demek. Biz eleştirmeyi hiç bırakmayacağız ama eleştiriyoruz derken de yerine daha iyi bir şey koyuyorsak eleştirebiliriz. Kırgınlık, ses yükseltmek ya da kızgınlıkta bir şey söylemek gibi durumlar olmadı. Biz sadece güzeli yapmak istemiyoruz. Biz hakkın kendisini yapmak istiyoruz. Yani hak ettiği şeyi yapmak istiyoruz. Sözün hak ettiği müziği – hak sözcüğünü tanrısal anlamda kullanmıyorum hak sözcüğünü adalet anlamında kullanıyorum – . Yaptığımız müziğin gerçekliğin kendisini güzelleştirmek ve bunu adaletle dağıtmak üzerine olduğu kabaca söylenebilir.

+ Konu hak ve özgürlüğe gelmişken, Türkiye ortamında bu iki sözcüğün son zamanlarda eğreti durduğunu düşünüyorum. Türkiye’de size göre en büyük eksiklik nedir? Özellikle siyaseti ve müziği bir arada görürsek.

- Ülkenin eksikliğini bir cümlede özetleyebilecek birikimde olduğumu düşünmüyorum. Anadolu’nun kendine ait bir sürati var ve bu sürat hiç değişmiyor. Ne cumhuriyetle, ne AKP ile ne de başka bir partiyle değişti. Anadolu toplumlarının evrimleşme süreçleri var. Ben Anadolu’ya 10.000 yıllık bir perspektiften bakmayı tercih ediyorum. Osmanlı, Cumhuriyet, 80 iktidarı, AKP –son dönemdeki hükümetin- perspektiflerinden bakmak isteyen insanlar var. Bunun yeterli olmadığını düşünüyorum. Bir “Göbekli Tepe” konuşulurken ülkemizde bu perspektifin 10.000 yıllık olması gerekir.
+ Söylediklerinizden yola çıkarak ben karşımda pozitif bakmayı bilen biri görüyorum karşımda. Fakat röportajda “Dünyada ve ülkemde bu kadar kötü şeyler olurken ben gülemem, güleç bir adam değilim bu yüzden” dediğinizi gördüm. Kendinizi gerçekte nasıl görüyorsunuz?

- Gerçekçi görüyorum, öyle bir insanım. Büyük hayalleri olan gerçekçi biri. Sadece hayallerimle ilgili çalışmalar yaptım ama gerçekçiliğimi hiçbir zaman kaybetmedim. Çünkü bir insana hayalperest damgasının vurulmasının sebebi gerçekçiliğidir. Hayalperest insan aptaldır. Aptalın kökü abdaldır, abdalın kökü bedeldir. Yani bedel ödeyen kişiye abdal deniyor. Siz o bedelleri kendi kendinize ödersiniz. Çünkü gerçekliği bir kez anlamış olan bir insanın gerçeklik dışında yapabileceği bir şey yoktur. Toplumun realitesi nedir, kaça, neden bölünmüştür, ne olmuştur, hangi süreçlerden geçmiştir bunların farkına bir kez vardıktan sonra siz buradan geri dönemezsiniz.
+ Oyuncu ve müzisyenliğiniz dışında bir de “reçelcibaşı” sıfatınız olduğunu öğrendim. Hatta o konu basında biraz karışmış. Yalanladığınız halde “Sektörü protesto etmek için pazarda reçel satıyor” diyen bile olmuş. Bu işin aslı nedir?

- Kesinlikle yalan. Bu bir protesto değil tercihti ve istediğim işti. İnsanlar neye inanmak istiyorsa inanabilir çok da buna ayıracak zamanım yok
+ Limon, acı portakal ve kaktüs reçelleri de yapıyormuşsunuz ve bunları da satışa sunacakmışsınız. Kaktüs reçeli nasıl bir şey?

- Çok güzel. Kaktüs ve şekerden yapılıyor. Kaktüsün bir meyvesi var. Tek tek iğnelerini temizlemek gerekiyor, çok sert bir çekirdeği var ve çok zahmetli bir iş. Benim yaptığım her şey çok zahmetli işler; müzik, oyunculuk, reçel. Önümüzdeki sene tekrar pazara çıkacağım. “Teo’nun Reçelleri” tescilli bir marka oldu. Bu bir bireyin kendisiyle sona erecek bir şey. Birey bitince kartelleşmeyecek, büyümeyecek, devasa olmayacak, endüstrileşmeyecek. Hayatını idame ettirecek kadar bir ekonomik alan yaratacak. O ekonomik alanı yaratırken etik, ahlaki bütün unsurları koruyacak. Koruyucu madde olmayacak, çabuk tüketilmezse bozulacak vs. İyi ve doğal bir ürün bozulur. Bütün bunlarla birlikte çocukların rahatlıkla tüketebileceği ve piyasadaki abur cubur, korkunç glikozla dolu şekerlemelere ve tatlılara karşı bir alan açmaya çalışıyorum.

+ Süt reçelinizin üzerinde “El Rey del Dulce de Leche” yazıyor. Bu “Süt Tatlısının Kralı” demek. Kaktüs, acı portakal ve limon için ne tür bir isim düşündünüz?

- Limon reçelinin mesela adı “El Pajaro de Dulce de Limón”. “Pajaro” kuş demek aslında. Limon reçeli baharın habercisi gibi. Gerçekten hayal ettiğim ne varsa, hangi isim varsa kimseye sorgulatmadan, tutar mı tutmaz mı kaygısı gütmeden yapıyorum. “Acaipademler” ismini nasıl bulduysak her zaman inandığım şeyi reçellerime de yazıyorum. Üstünde de içindekiler yer alıyor: süt, reçel, emek, özen ve iyi niyet. Başka hiçbir şey yok.

Ecem Çokan

Etiketler: » » »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.