logo

“Koca Yürekli Bir Adam Şükrü Erbaş”

Baştan söylemem gerekir ki nesnel olmayacak, daha doğrusu olamayacak bu yazı.

En büyük hayallerinden biri Ömür Hanımla Güz Konuşmaları’nı Şükrü Erbaş’ın karşısına oturup seslendirmek olan birisi olarak Şükrü Erbaş’a dair bir- iki cümle yazmaya çalışacağım.

Şair, yazar ve en önemlisi bir “insan” Şükrü Erbaş. Hem de güzel bir insan. Gözlerin görmez, kulakların duymaz olduğu bu zamanda, var olan acı yakınlarına ulaşmadan umursamazlığın kalkanından çıkmayanlara inat Dağlarca’dan “ Ne sıcak vücutlar gitti / Toprağı ısıtmak için “ dizelerini okuyarak, 1. Dağlarca Şiir Ödülü’nü alan koca yürekli bir adam.

Ben, Şükrü Erbaş’ı İnsanın Acısını İnsan Alır kitabı ile tanıdım. 95 yılında Ümit Yayıncılık’ın basmış. Kitabı aldığımda Erbaş’a dair hiçbir şey bilmiyordum. Bir sahafta dolaşıyordum ve gözlerim seçti bu kitabı. Kapağında Gustav Klimt’in The Kiss tablosu yer alıyordu. Sarısının sıcağına ve sayfalarının kokusuna dayanamayıp aldım. İçinde “Acımı alana; dolu dolu sevgimle…” diye kimin yazdığını bilmediğim bir not… Yani, Şükrü Erbaş’ın kelimeleri ile tanışmam güzel bir tesadüften öte bir şey değil aslında.

Asıl bağımlılığım ise Ömür Hanımla Güz Konuşmaları’nı okuyunca oluştu. Siz ne kadar gerçeklerinizden kaçmaya çalışsanız bile bu yazı gelip tam ortasına oturur hayatınızın ve gerçeklerinizi vurur yüzünüze. “…Ve güz geldi Ömür hanım.” diye başlar ve sorgulatır size hayatınızı, gerçeklerinizi, doğrularını, yanlışlarınızı, kaçtıklarınızı ve  daha birçok şeyi. Sorular sorar. Tam olarak sizi doyuracak cevaplar bulamayacağınız, okuyunca durup tekrar tekrar okuyacağınız sorular… Bir yerinde şöyle yazar:

Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı

görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek

kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,

umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi gör-

meden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz dü-

şünün ki Ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış,

böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir

anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa

başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tut-

mak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı

aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların

sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik

olur tükenmek değil de?

 

Ben, ne zaman Ömür Hanımla Güz Konuşmaları’nı okusam bir insan gelip oturur karşıma hayalimde ve zamansızlık dolar odanın içi. Kimi zaman esmer, kimi zaman sarışın, dinlemesini seven bir insan… Ve başlarım dökmeye acılarımı, umutlarımı, kuşkularımı ve sıralayamayacağım birçok duyguyu ona “ ne haklı ne haksız, ne yerinde ne yersiz.” O son cümlenin nasıl noktalanacağını hiçbir zaman bilemem. Kimi zaman bütün acılarından kurtulmuş bir insanın rahatlamasını hissederim, kimi zamansa dünyayı sırtında taşıyormuş gibi hisseden bir insanın yürek sıkışmasını… Sanırım bağımlılığım, hiçbir lisanda anlatamayacağımı düşündüğüm birikmişliklerimi kelimelerle anlatabilmesinden geliyor.

“Şu dünyaya benden geriye ne kalacak?” sorusunu çok sık sormaya başladığım bu zamanlarda şundan eminim ki;  bu güzel insandan geriye en azından Kırmızı Kedi Yayınevi’nin bastığı Bütün Şiirleri-2 kitabında da yer alan Ömür Hanımla Güz Konuşmaları yazısı ve gelip hayatımın merkezine oturan bir cümle kalacak: “ Kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?”

 

 

 

Etiketler: » » » »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.