logo

Herkes Aşık Olur Ama Öykü Yazamaz

Son yıllarda işten çıkarılan gazetecilerin, bazı yazarların, yeni mecraları dergileri Gezi Direnişi sürecinin kazanımlarından birisi olarak değerlendiriyorum. Gezi’nin simge isimlerinin bir araya toplandığı Karşı Gazete pratiği ile başlayan, içine biraz edebiyat yedirilen OT Dergi ile büyüyen ve o pratiğin içinden çıkan KAFA, Bavul, Fil, Pul Biber ve benzerleri.

Gazetecilikte muhalif sesi bastırmak, dergiciliğin yükselmesini doğurduğunu düşünüyorum. Bir çok gazeteci ve yazar günlük gazeteler yerine –veya gazetelerden kovuldukları için- bu tür dergilerde yazarak telif ücreti alıyorlar. Buraya kadar bir problem yok, fikir güzel, olmasın da demiyorum zaten. Sadece Edebiyat, sokak, muhalefet, siyaset ve gazeteciliği tek bir potada eriten dergilerin yol açtığı bazı yanlış algılardan şikayetçiyim. Elbette edebiyat muhaliftir, yaratıcılığı edebiyat olarak eyleme dönüştürmek genelde baskı ortamlarından ortaya çıkmıştır. Picasso da bu konuda; “Her yaratıcı eylem, her şeyden önce bir karşı gelme eylemidir.” demişti. Elbette edebiyat siyasetten beslenir, daha doğrusu edebiyat açıktan siyasetle ilgili olmasa da toplumsal konularda bir söze sahiptir.

Burada amacım o dergileri eleştirmek de değil, çünkü içerikte karşı olduğu şeyi kadrosuna dahil ettiği bir yazar veya aldığı reklamla çürüten dergiler üzerine konuşmak da istemiyorum. Fil, Pul Biber, Bavul gibi dergiler bu konularda özgünlüğünü koruyorlar. Belirli bir çevreden, belirli bir görüş doğrultusunda ilerliyorlar. Fakat her düşünceyi içinde barındıran dergilerin samimiyetine çok inanmıyorum. Üstelik dergilerin içinde edebiyattan, futbola, felsefeye, siyasete, sanatın her alanına yer vermesinin de mahsurunu görmüyorum.

Edebiyat konusunda, edebiyat ile ilgilenen herkes gibi bazı hassasiyetlerim var. Bir edebiyat dergisinin derdi, anlattığı Tomris Uyar’ın öykücülüğü, anlatmak istedikleri olurken, bu tür dergiler Tomris Uyar’ın öykücülüğünü değil İkinci Yeni’nin aşık olduğu kadın olarak magazinleştirerek okuyucuya yedirmesi. Yine benzer bir örnek vermek gerekirse ideal Cumhuriyet kadını olarak bahsedilen, bir çok esere imza atmış, edebiyat çevresindeki anlamsız ödüllendirme müsamerelerine karşı bir duruş geliştirdiği için kitaplarında “Bu kitap hiçbir ödüle katılmamıştır” ibaresi bulunan Leylâ Erbil’in eserlerinden çok, şair Ahmed Arif’in o’na duyduğu aşk ve yazdığı şiirlerle gündeme gelmesinden bahsedebiliriz. Bunlar elbette yaşanmıştır, günümüzdeki edebiyat çevresinde de benzerleri yaşanmaktadır. Edebiyat aşktan, nefretten, yalnızlıktan, seksten, uyuşturucudan kısaca her şeyden bahseder, çünkü bütün yaşanmışlıkların bir neticesidir.

Aslında okuyucunun istediği bu değildir, ona tüketmesi için taktim edilen maalesef budur. “Kötü bir şey mi bunlardan bahsetmek?” diye soracak olursanız da “hayır, değil elbette,” derim. Fakat Tomris Uyar, Turgut Uyar’dan önce de öykücüdür, Leylâ Erbil, Ahmed Arif’in ona karşı hissettiği karşılıksız aşktan önce de Leylâ Erbil’dir. Bizim için elbette değerlidir aşk, fakat onları, o yapanlarları da okuyucuya verseniz vallahi bir şey diyeceğimiz yok. Aksi taktirde okuyucu üstünde bu değerli insanlar hakkında eşi milletvekili olan adamın, iş hayatına girmiş karısı imajı bırakmak büyük haksızlık diye düşünüyorum. Ne yalan söyleyeyim, içine edebiyat yedirilen karma dergilerin sayısının günden güne artmasının da sonunu pek hayırlı görmüyorum –yine bu tür bir dergide editörlük yapmış birisi olarak-

Kendini tanıyan okuyucu, hadi onlara haksızlık etmeyelim, kendini tanıyan edebiyat okuru zaten ne okuması gerektiğini çok iyi bilen kişidir. “Edebiyat en güzel direnme biçimidir. Meydanlarda bağırmaktan, duvarlara yazı yazmaktan daha güzeldir. Bir toplum edebiyatla da hep birlikte direnebilir. Yılbaşı gecesi kitap okumak direnmektir.”1

1- Nihan Kaya – Yazma Cesareti (Ayrıntı Yayınları-Sanat ve Kuram)

Etiketler: » » » » » » » » » »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.