logo

Polis fotoğrafları ne anlatır?


Serdar M. Değirmencioğlu
serdardegirmencioglu@gmail.com

Bir süredir İstanbul Emniyet Müdürlüğü web sitesinde 2. Ulusal Polis Fotoğrafları Yarışması’nın sonuçlandığı duyuruluyor. Yarışma hakkında pek bilgi verilmemiş. Yalnızca ödüllendirilen ve sergilenen fotoğrafların listesi ve küçük boy kopyaları verilmiş.

Yarışmada “Yardım Eli” başlıklı fotoğraf birinci seçilmiş. Bir erkek polis tekerlekli sandalyedeki bir kadının yaya geçidinden geçmesi için yardım ediyor. Bir ayrıntı olsa gerek, kadın türbanlı.

Diğer fotoğraflarda da yardım teması işleniyor. “Ciğerparem” başlıklı fotoğrafta bir kadın polis var; karlar içinde bir kediyi besliyor. “İçimde Sevgi Var” başlıklı fotoğrafta, üniformasında “Çevik Kuvvet” yazan bir erkek polis iki kediye süt veriyor. Yine karlar içinde… “Yaşlı” başlıklı fotoğrafta bir trafik polisi yaşlı bir yurttaşı kar yağışı altında karşıdan karşıya geçiriyor. “Zincir” başlıklı fotoğrafta bir trafik polisi -yine kar yağışı altında- bir araca zincir takıyor.

Yardım teması bu kadar önemsendiği için “Yardım” başlıklı bir fotoğraf olmaması şaşırtıcı olurdu. Bu başlığı taşıyan ilk fotoğraf mansiyona lâyık görülmüş. Bir trafik polisi, biri çocuk birkaç kişi ile birlikte bir arabayı itiyor. Yine kar yağışı var. Belli ki, kar yağışı epey tutulan bir öğe. Aynı başlığı taşıyan diğer fotoğrafta ise biri kadın üç polis, tekerlekli sandalyedeki bir genci otobüse bindiriyorlar. Hemen arkalarında bir kadın onları izliyor. Belki de engelli gencin yakını. Bir ayrıntı: kadın türbanlı.

***

Sergilenen fotoğrafların başlıkları yan yana getirildiğinde ortaya çıkan anlatı şöyle özetlenebilir: Polisler herkese yardım ederler. Polislerin “içinde sevgi” ve “şefkat” vardır. Onlar “sevgiye muhtaç” olanlara sevgi gösterirler. “Kimsesizlerin kimsesi” olmayı da bilirler. Gerektiğinde “sohbet” etmeyi, “gitar” çalmayı bilirler. Polisler de “eğlence” severler. Ne de olsa polisler de insandır: “o bir anne”, “o bir baba” olabilir. Bir kadın polis kendisine özen gösterir. Çünkü “polis de olsa o bir bayan.”

“Polis” denince akla gelmesi istenenlerin başında neler geldiği başlıklardan okunuyor. “Dostluk” da bunlardan biri. Hazır bu kadar büyük bir senaryo yazılmış, neden “onlar bir barış güvercini” denmesin? Bunu tamamlayacak iki öğe düşünülmüş: “Diyarbakır’dan Bir Kare” ve “Van Depremi’nde Polis.”

***

Emniyet tarafından son yirmi yıl içinde yürütülen halkla ilişkiler kampanyalarını yakından izleyenler, bu fotoğraflar arasında yine çocukların kullanılmış olabileceğini kolayca tahmin edebilirler. Yarışmaya katıldığı söylenen ve sergilenen fotoğraflarda, yardım ve kar yağışından daha çok kullanılan tek öğe çocuk öğesi…

Verilmek istenen mesaj polislerin “çocuklarla çocuk” olabildiği, çocuklarla birlikte olmaktan zevk duyduğu ve “miniklerin büyük sevgisi” ile ödüllendirildiği. Her zamanki gibi bir mesaj özellikle vurgulanmış. Çocuklar “küçük polisler” olmalıdır.

***

Sonuçta ortaya çıkan kurgu, hiç de yabancısı olmadığımız bir tablo. Polis toplumun ayrılmaz parçasıdır, halkın içinden çıkar ve hep halk ile iç içedir. Polis kötü değildir; sevgi, şefkat vb. ile doludur. Hatta barışı bile polis getirir. Bu kurguya inanması beklenen ise özellikle çocuklardır.

Bu kurgunun bir kez daha sergilendiği günlerde, polis memuru Gültekin Şahin tarafından öldürülen Şerzan Kurt davası yeniden görülüyor. Cinayetin işlendiği Muğla’da değil, Eskişehir’de…

Polis Ahmet Kuş tarafından atılan biber gazı kapsülünün başına isabet etmesi sonucu ölen Abdullah Cömert’in davası ise Balıkesir’e taşındı. Duruşmada savcı uyudu, dava Şubat ayına ertelendi…

Berkin Elvan’ı öldüren polis veya polislerin ise kimliği henüz belli değil. Gerçekler ortada. Fotoğraflar, hatta videolar da… 2. Ulusal Polis Fotoğrafları Yarışması’ndaki fotoğraflara kim inanır?

 

Serdar M. Değirmencioğlu, Evrensel, 9 Kasım 2014, s.5

Etiketler: » »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ONLAR HEP GÜLÜYOR

    08 Ağustos 2017 İnsan, Köşe Yazıları, Manşet

    Bir mücadele düşünün; kavganın güzelliğinde, güzellik kattılar kendilerine. Semih- Esra Özakça çifti ve Nuriye hocamız. Onurlu bir kavganın üç direngen insanı. Talimatlarla yapılan bir işte ‘’Adalet’’ aranır mı? diye haykırıyor Semih abi, eşine yazdığı mektubunda. Türkülerin ne güzel, sesin ne güzel deyişi hiç mi acıtmadı vicdan’ınızı ?  Ya eşyalarını dolaba yerleştirirken Esra’sının polarını bulması ve kendi kokusu sinmesin diye üşüse de giyememesi ya da doyasıya koklayamaması, hiç mi ürpertmedi içinizi ? Ömrüm kendine dirençli ve inanç...
  • Kitap Film Uyarlaması 6: The Sound and the Fury

    08 Ağustos 2017 Edebiyat, Kitapkurdu vs Sinefil, Köşe Yazıları, Manşet, Sinema

    Kitap: The Sound and the Fury - William Faulkner (1929) Film: The Sound and the Fury - Martin Ritt (1959) The Sound and the Fury - James Franco (2014) Faulkner'ın başyapıtı sayılan The Sound and the Fury'nin ve bilinçakışı tekniğiyle yazılan diğer bilimum romanın sinemaya uyarlanmasının her zaman içim imkansız olduğunu düşünürüm. The Sound and the Fury konusu itibariyle çok da ahım şahım bir şey olmasa da yazım stili açısından takdire şayan. Kitap ilk olarak zihinsel engelli Benjy'nin gözünden anlatılarak başlar, ardından bunalımla...
  • Altay için yeni bir sezon yeni bir heyecan

    07 Ağustos 2017 Güncel, Köşe Yazıları, Manşet, Spor

    2017-2018 SEZONU ALTAY VE DİĞERLERİ Geçen sene zor bir yıl oldu bizim için önce sapır sapır hoca değişikliği sonra gelen 20 maçlık yenilmezlik serisi ve sezon sonunda gelen play-off şampiyonluğu yine bizleri heyecanlandıran ve yeniden hayal kurmamızı sağlayan bir sürece itti. Evet geçen sene zor bir süreçti. Yeni bir yönetim yeni bir oluşum start verdi, Türkiye’ nin her yerinde spor okulları projesi, alttan gelen takıma birkaç dokunuş ve zamanında ödenen paralar ile ivme kazandı takım, belki zor bir yıldı ama yüzümüzün akı ile şampiyonl...
  • Cinsel Devrim

    02 Ağustos 2017 Araştırma, İnsan, Kadın, Köşe Yazıları, Manşet

    Cinsel Devrim; feminist hareket içerisinde yer alan 60'lı ve 80'li yılları kapsayan ve o yıllar arasında gerçekleştirilmiş olan bir hareket. Bu devrim sadece kadınları değil eşcinselleri de kapsar. Avrupa ( İsveç) ve Amerika ( San Fransisco) bu hareketin ilk adımlarının atıldığı ve kısa zamanda tüm dünyaya yayılmasında öncülük eden iki şehir olarak tarihe geçti. 68 kuşağı ya da 68 ruhunun gerçekleştirmiş olduğu bir harekette 68 ruhu, toplumdaki bütün adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri reddetti. Kadınların cinsel anlamda da özgür olmaları gerekt...