logo

Cemaat – AKP Çatışması Üzerine Tezler

Fikir Kulüpleri Federasyonu(FKF), geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği toplantılar sonucunda, gençliğin Cemaat – AKP gerilimine dönük temel tezlerini yansıtan ve “AKP nasıl gider?” sorusunun cevabını gençlik tarafından yanıtlayan bir metin yayımladı.

tezler-manşet

“Cemaat – AKP Çatışması Üzerine Tezler” başlığını taşıyan metin şu şekilde:

“AKP hükümeti ve Gülen cemaati arasındaki kavga geçtiğimiz aylarda görünür hale geldi. Bugünlerde ise ülke siyasetinin en yakıcı gündemi olarak karşımızda duruyor. AKP hükümetinin 4 bakanının çocukları ve pek çok iş adamının gözaltına alınması ile başlayan süreç, yargı ve emniyete AKP hükümetinin yaptığı müdahaleler ile devam etti.

Önümüzdeki günlerde, hatta aylarda bu gerilimin artarak devam edeceği görülüyor. Geçtiğimiz yıl boyunca hep gündemde olan ve her gündeme söz söylemiş olan gençliğin bu gündemde sessiz kalması beklenemezdi. Açıklamalar, eylemler, toplantılar gerçekleştirdik. Bununla yetinemezdik. Herkesin konuştuğu bu konuda ayrıntılarıyla ne düşündüğümüzü deklare etmeliydik. Bu metin bir hafta boyunca gerçekleştirdiğimiz toplantılar sonucunda gençliğin bu gerilime dönük temel tezlerini yansıtmakta ve “AKP nasıl gider?” sorusunun cevabını gençlik tarafından yanıtlamaktadır.

Cemaat – AKP Çatışması Üzerine Tezler:

1) AKP kurmayları bu süre boyunca “dış mihraklar” söylemini dilinden düşürmese de, AKP’nin kendisinin bir emperyalist projenin ürünü olduğu unutulmamalıdır: AKP Ortadoğu’daki ABD hegemonyasını pekiştirecek bir “Sünni Blok” arayışının temsilcisi olarak emperyalizme kendisini kabul ettirmiş, aynı amaç etrafında Türkiye’deki sermaye gruplarının onayını ve güvenini alarak iktidar olmuştur.

2) İktidar olduğu günden itibaren bu çerçeve içerisinde devleti dönüştüren AKP, hedeflerini halk nezdinde meşru kılmak için bürokrat elitlerden oluşan bir merkez ve “ezilenler”den oluşan bir halk çelişkisi üzerinden siyasi kurgu inşaa etmiş, bu söylem üzerinden sağı konsolide etmiş, solu ise parçalamaya girişmiştir.Bu söylem “solcu” geçinen kimi kesimlerce de meşru bulunmuş ve bu çevreler tarafından AKP’nin halk düşmanlığı bir “sivilleşme adımı” olarak teorize edilmiş ve meşru görülmüştür. Bugün AKP iktidarının geldiği nokta, “sol” adına AKP hükümetine dolaylı veya doğrudan destek veren isimlerin tarihin utanç sayfalarına yazılacağını da göstermektedir.

Merkez karşısında mağdur olma söylemi üzerinden kendini halka kabul ettirmeyi alışkanlık edinmiş olan AKP’nin, yolsuzluk iddialarını yanıtlamak yerine “mihraklara” işaret etmesi, bu alışkanlığın ürünüdür.

3) Arap Coğrafyası’ndaki gerici dönüşümün tamamlanması için atılması gereken en büyük adımlardan biri olan Suriye operasyonu, AKP’nin kendisini emperyalizm için en uygun aktör olarak sunmasını kolaylaştırmıştır. AKP’nin dış politikası ile Suriye’deki katil çeteler beslenmiştir. Fakat kendisini Osmanlı’nın varisi olarak gören AKP’nin “Stratejik Derinlik”i Suriye’de tökezlemeye başlamıştır. Tarihimizin en acı olaylarından birisi olan Reyhanlı katliamına da sebep olan bu “stratejik derinlik”, Haziran İsyanı ile birlikte iyice işlemez hale gelmiş, Esad gidecek derken Mısır Devlet Başkanı Mursi’nin hükümetten düşürülmesiyle boşa düşmüştür. Suriye halkının gösterdiği direnç, emperyalizm tarafından beslenen çetelerin, dolayısıyla bölge üzerindeki emperyalist planların engellenmesini sağlamıştır. Türkiye halkının kardeş Suriye halkıyla olan dayanışması da, emperyalist saldırganlığın duraksatılmasında önemli bir rol oynamış, iki halkın kardeşliğini pekiştirmiştir. Türkiye’de AKP’nin tökezlemeye başlaması, Mısır’da Müslüman Kardeşler projesinin açık iflası, Türkiye halkı açısından iç dinamik ile dış dinamiğin kesiştiği bir olanaktır. Bu olanak anti-emperyalizm ve bağımsızlık vurgusunu yükselterek değerlendirilebilir.

4) Haziran İsyanı’nın etkisi bugünkü sokak eylemlerinin niceliğine indirgenemez. Buradan yola çıkarak Haziran’ın sönümlendiğini söyleyen analizler yanlışlanmıştır. Haziran, gerilimleri o zamana kadar örtmeyi başaran iktidarın kesin olarak çözülmeye başladığı tarihtir. Bugünkü gerici rejimin kurucu unsurlarından olan AKP ve Gülen cemaati arasındaki kavga bu bağlamda okunmalıdır. Gülen cemaatinin herhangi bir cemaat olmadığı unutulmamalı, meselenin AKP’nin kredisini Gülen cemaati gözünde değil, ABD gözünde de yitirmesi olduğu bilinmelidir. Görünürde yalnızca Gülen cemaati ve AKP arasında yaşanıyormuş gibi süren kavga, aslında ABD’nin AKP’yi gözden çıkardığının da belgesidir.

5) AKP, Haziran ile birlikte bir yönetememe krizinin içerisine girmiştir. Kolluk kuvvetleri ile sindirmeye çalıştığı halk, devletin tüm şiddetine rağmen sokakları boşaltmamıştır. Sokak eylemlerinin niceliği daha sonra azalsa da, AKP’nin hegemonyasını yeniden inşa edemediği ortadadır. Toplumun İslami referanslarla yeniden düzenlenmesini, iç ve dış politikada belirleyenin bu referanslar olmasını, kısacası AKP’yi protesto eden halk şimdilik sokakları boşaltmıştır. Öfkesini ise muhafaza etmekte, aklını AKP’ye teslim etmemektedir. AKP’nin ideolojik düzlemde birkaç sene öncesinin aksine meşruluk sağlaması mümkün değildir. AKP’nin kimi önemli kalemşörlerinin bile bu politikalara itiraz etmesi bunun ispatıdır. AKP iktidarının yerine geçme olasılığı olan diğer düzen aktörlerinin de aynı yönetememe krizine saplanmamak için adımlarını dikkatli atmak zorunda kalacakları beklenmelidir. Haziran kadar kitlesel bir ayaklanma yaşayan Halk, bir daha hiçbir konuya kolay kolay seyirci kalmayacaktır.

6) Türkiye halkı, tarihinin en kitlesel ayaklanmasını 2013 Haziran ayında yaşamıştır. Türkiye’nin hemen hemen tüm şehirlerinde meydanları kaplayan “Hükümet İstifa” sloganı yalnızca AKP’nin değil AKP’nin yürüttüğü politikaların da halk tarafından güçlü bir biçimde reddedildiğinin açık bir ilanıdır. Haziran;  gericiliğin, piyasacılığın ve savaş çığırtkanlığının karşına “Hürriyet Kavgası”nın çıkarılmasıdır. Dolayısıyla, sokağa çıkan tüm eylemciler solcu olmasa da açıkça sol bir niteliğe sahip olan bu ayaklanmanın topluma etkisi ilekimi siyasi partilere etkisi arasında ters bir ilişki vardır. Solu temsil ettiği iddia edilen CHP, iktidarı devirmenin yolunu önümüzdeki yerel seçimler için sağcı adaylar göstermekte bulmakta, Türkiye halkı ise sokakta kazandığını seçimde kaybetmek istememekte, bu gidişattan rahatsızlık duymaktadır. “Barış süreci” olarak adlandırılan sürecin zarar görmemesi için hükümetin yıpratılmaması gerektiğini iddia edenler ise Türkiye halkının beklentileriyle açıkça çelişmektedir.

7) AKP duraksama şansı olmayan, saldırgan bir tarz ile politika yürütmeye mecbur bir siyasi yapıdır. Haziran’da da AKP’nin tek savunma yöntemi bahsi geçen saldırganlık olmuştur. Hiç bir dengeyi gözetmeye olanak tanımayan ve hatta zaman zaman “devlet aklının” tamamen kaybolmasına sebep olan bu refleks, AKP’nin kendi içinde de, “dışarıya” dönük birçok ittifak politikasında kriz yaşamasına sebep olmuştur.

AKP ciddi bir kurumsal kriz içerisindedir. Recep Tayyip Erdoğan, hem Başbakan, hem İstanbul Belediye Başkanı, hem İçişleri Bakanı olarak Haziran boyunca bizzat kendisi konuşmuş, halkla kendisi kavga etmiştir. “Yetmez Ama Evet”çi kesimin Haziran’ı anlamsızlaştırmaçabalarını hiçe saymış, “yüzde elli” üzerinde bir kez daha hegemonya inşa etme şansını büyük oranda yitirmiştir. Sadece tabanını konsolide etme ve militanlaştırma yoluna giden AKP’nin tabanı da kırılmalar yaşamaya mahkumdur. AKP toplumda bir “Millet” – Halk kutuplaşması yaratmaya çalışmış, Halk’a düşman hukuku uygulayarak “Millet”i radikalize etme yoluna girmiştir. Bu pratiğin başarıya ulaşma şansı yoktur.

8) AKP ve Cemaat’in köprüleri tamamen attığı, bir daha bir araya gelemeyeceği tezi olasıdır. Ancak bir kesinlik değildir. Kesin olan AKP ve Cemaat ittifakının bir daha aynı şekilde kurulamayacağıdır. Siyasi hesapları yalnızca bu iki öznenin birbirine sırtını dönmesi üzerinden yapmak, ilkesiz bir tavır olmasının yanı sıra bu sebeple de hatalıdır.

9) AKP’nin karşısına aldığı Cemaat’in muhalefet tarzı, memleketin yüz akı olan Haziran’ın gençlerine pek benzememektedir. Bu kavgada birbirine zarar vermek için her yolu deneyen taraflar, birbirlerinin yatak odalarını deşifre etmekten bile çekinmemekte,  daha önce birlikte kullandıkları “kaset” siyasetini bu kez birbirlerine karşı piyasaya sürmektedir. Bu görüntüler ahlaklı olma iddiasındaki gericiliğin samimiyetsizliğini ortaya koysa da, kasetler ve benzeri çirkinlikler üzerinden muhalefet yapmakkabul edilmemeli, mahkum edilmelidir.

10) Yolsuzluk operasyonunun kim tarafından yapıldığının, sahte kanıtlar üretilip üretilmediğinin, savcıların ve polislerin yetkilerin aşıp aşmadıklarının bir yerden sonra hiçbir önemi yoktur. AKP’nin seçim yolsuzlukları, halkın mallarını yandaşlara ve uluslararası sermayeye peşkeş çektiği, ülkenin geleceğini tüccar gibi sattığı unutulmamıştır. AKP’nin hırsızlığı yalnızca ekonomik alanda olmamış, AKP bir kuşağın on bir yılını çalmıştır. Çalınan yılların AKP’den tam anlamıyla geri alınması, ancak ve ancak AKP gibi bir partinin bir daha ortaya çıkamayacağı “Yeni Bir Ülke”yi kurmak ile mümkün olacaktır.

Gençlik Ne Yapmalı? AKP Nasıl Gider?
Güle Güle Tayyip!

1) Bugün yaşananlar emperyalizmin bölgeye ve ülkemize dair projesinin iflasıdır. Bu iflası getiren halkların mücadelesi olmuştur. Bizden uzak yerlerde planlanan projeler değil, müdahalemiz sonucu değiştirilmek zorunda kalınan projeler olduğunu bilmemiz, bu güvenle yaşananlara seyirci kalmamamız, müdahale etmemiz gerekmektedir.

Cemaatten ya da AKP’den medet ummak, Haziran direnişine ve verdiğimiz mücadeleye açıkça ihanet etmek, yeni AKP’ler yaratma arayışına girişmektir.Halkın beklentileriyle çelişen bu tutum, gerçek bir rahatsızlık yaratmıştır.

Bu rahatsızlığı önemsemek, düzen partilerinin umut olamadığı halka umut olmak, tıpkı Haziran’daki gibi ülke gençliğinin görevi olacaktır. FKF bu ihtiyacı hızlıca gidermek için kolları sıvamalı, 90’lıların örgütü olarak Türkiye halkına umut ve mücadele azmi taşımalıdır.

2) Kavga eden iki tarafın da gençliğin tarihsel düşmanları olduğu açıktır. Ancak gençlik bu kavgadaapolitik bir ifade olan “yesinler birbirini” tavrı üzerinden hareket edemez. Operasyonlara “Yetmez Ama Evet” demek de bir o kadar tehlikelidir. Gençlik dağılmakta olan ittifakın bileşenlerini bir bütün olarak karşıya almalı, bu çürümüşlüğün karşısında “Yeni Bir Ülke” sloganını yükseltmelidir.

3) AKP’nin devlet aygıtında yarattığı tahribat, bir yönetememe krizinin yanısıra yeni bir ülkenin kuruluşu amacıyla gerçek alternatifler yaratabilmek için de ciddi olanaklara işaret etmektedir. Gençlik, bu tartışmaları ve iktidara yapılan operasyonu bu ciddiyetle ele almaktadır. Halka çıkış yolunu işaret etme görevi büyük bir titizlikle yerine getirilmelidir, getirilecektir.

4) AKP’nin ve cemaatin temel karakteri olan gericilik; bu gün sona ermiş olan ortaklıkları için önemli bir zemin olmanın ötesinde Türkiye halkının değerleri ile iki odağın da uyuşmazlığının kanıtıdır. Aydınlanma bayrağının yükseltilmesi, tartışmaya gençliğin bir taraf olarak girmesi için önemli olduğu kadar kafa karışıklıklarını gidermek için gençliğin elindeki en önemli silahlardan birisidir.

5) Tartışmanın bir tarafında ABD emperyalizminin olduğu açıktır. Karakteri emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesinde şekillenmiş olan gençlik mücadelesinin eli, bu meselede her odaktan daha güçlüdür. Gençlik, ABD’nin Türkiye’yi bir kez daha şekillendirmesine izin vermeyecek çıkışlar örgütlemelidir.

6) Yeni bir ülke için yola çıkanların birinci görevi değişmemiştir. AKP iktidarından kurtulmak görevi eskisinde de daha güncel ve yakıcı bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Gençlik, AKP’nin bir an önce iktidardan düşürülmesi için bütün olanaklarını seferber etmeli, bu görevi ABD’ye ve Cemaat’e, yani AKP’nin suç ortaklarına bırakmamalıdır.

7) Müdahale edilen her alan tek tek geri alınmalı, dayanışma örnekleri yaratılmalıdır. Öğrenci yurtlarına dönük gerici bir plan işletiliyorsa öğrencilerle halkı bir araya getirecek modeller denenmeli, İzmir örneğinde yaşandığı gibi gerekirse çadır yurtlar kurulmalı, halkla birlikte mücadelenin örnekleri çoğaltılmalıdır. AKP-Cemaat arasına sıkıştırılan bir eğitim sistemi tartışmasına sessiz kalınmamalı, üniversiteliler seferberlik ilan edip liselilerle dayanışma ağı kurmalı, eğitim sınıfları yaratmalıdır. Gazeteciler susturulmak isteniyor, muhalif basına baskı uygulanıyorsa Haziran boyunca kendi basın ağını yaratan ve yaşananları tüm dünyaya duyuran gençlik, muhalif gazetecilerle yan yana olmalı; bugünün ve geleceğin boyun eğmeyen gazetecilerinin sayısını şimdiden artırmalıdır. Verilen örnekler kollarımızı sıvadığımız, çalışmalarını yaptığımız örneklerin sadece bir kısmıdır. Gençlik, gericilik ve piyasa karşısında somut adımlarla müdahale edilmeyen bir alan bırakmamalıdır.

8) Eylemli bir yüzde elli karşısında, yalnızca evinde oturan ve oy kullananlara dayanan AKP’nin toplumsal alana istediği şekli vermesi imkansızdır. Haziran’ın Eylemli “yüzde elli”sinin en diri unsuru olan gençlik, AKP’ye geçit vermeyeceğini daha önce göstermiştir.

Kurtuluşun anahtarı mücadele edenlerin ellerindedir. Gençlik her alanda mücadeleyi yükseltmekle yetinemez. AKP’nin saldırılarına karşı direnen toplumsal kesimlerin yanında olunmalıdır.Burada değişen görev ise bellidir. Gençlik direnişte olanlarla beraber savunma değil saldırı örgütleyecektir. Savunma sırası AKP’dedir.”

(fkf.org.tr)

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.