logo

Anadolu Kolektif: “AKP’li rektör istemiyoruz”

12 Aralık Perşembe günü Anadolu Üniversitesi’nde yapılacak rektörlük seçimleriyle ilgili Öğrenci Kolektifleri, İletişim Fakültesi’nde “Rektör AKP tarafından atanıyor, AKP’li rektör istemiyoruz” başlıklı bir basın açıklaması düzenledi.

“Siyasi iktidar akademiye müdahale etmeye çalışıyor”

Basın açıklamasını okuyan üniversiteliler, Gezi Direnişi’yle birlikte üniversitelerdeki muhalefetin daha da görünür hale geldiğini, bunun için AKP’nin üniversitelere daha fazla müdahale etmek istediğini söyledi. Özellikle Anadolu Üniversitesi gibi öğrenci muhalefetinin yükselişte olduğu üniversitelere müdahalenin gelecek dönemde daha fazla olacağını, bunun içinde 12 Aralık’ta yapılacak rektörlük seçimlerinin bir fırsat olduğunu vurguladı.

“Rektörü AKP seçiyor”

Akademisyenlerin oy kullandığı seçimlerin aslında göstermelik olduğunu vurgulayan üniversiteliler, çoğu zaman AKP’nin yapılan seçime bakmaksızın kendi iktidarına yakın rektör adaylarını rektör yaptığını iddia ettiler.

“Rektör olmanın yolu iktidara yakın olmaktan geçiyor”

Cumhurbaşkanı’nın seçim sonuçlarına bakmaksızın iktidara yakın adayları rektör olarak ataması, rektör adaylarının söylemlerine bile yansıdığını belirten üniversiteliler, Anadolu Üniversitesi’nde çoğu rektör adayının AKP’ye yakın söylemlerinin olduğunu ifade etti.

“Ali İsmail Korkmaz adayların gündeminde yok”

Üniversitelier, bir soruda “üniversiteye polisin girmesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?” sorusuna “iktidarla ters düşmemeliyiz” cevabını verebilen rektör adayları hiçbir konuşmasında Anadolu Üniversitesi öğrencisi olan Ali İsmail Korkmaz’dan bahsetmediğini vurguladı.

“Unuttukları bir şey var”

Açıklamanın son kısmında kapalı kapılar ardında iktidara yakın rektör adaylarının rektör atanabileceğini vurgulayan üniversiteliler, üniversiteye yapılmaya çalışılan müdahalelere karşı üniversite bileşenleri olarak topyekün üniversiteleri savunacaklarını söyledi.

Öğrenci Kolektifleri tarafından tüm akademisyenlere dağıtılan ve basın ile paylaşılan metnin tamamı:

Üniversiteler bir kaç senedir ülke gündeminden düşmüyor. Özellikle yumurta eylemleri, ODTÜ’ye Tayyip Erdoğan’ın gelmesiyle beraber yapılan eylemler üniversitelerin gündemde etkili bir unsur olduğunu gösteriyor.

Tüm bunlar yaşanırken üniversite rektörlerinin birçoğu akademinin evrensel değerlerine aykırı bilimsel gerçeklikten uzak tutumlar sergiliyor. Bugün kadınları aşağılayan, ODTÜ’yü öğrencisine sahip çıktığı için kınayan, akademisyenlerin araştırmalarından dolayı soruşturma açan, üniversitelerde piyasacı dönüşümlerin destekçisi rektörler ülkemizde bolca bulunmaktadır.

Taşra üniversiteleri başta olmak üzere hemen hemen tüm üniversitelerimizde anti-demoktatik uygulamalar yoğun bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bilimin ve insanlık değerlerinin gelişmesine aykırı bir biçimde faşist cunta tarafından bir karakol gibi kurulan YÖK her iktidar tarafından üzerine yeni bir şey konularak geliştiriliyor. Bu gelişme iktidarları güçlendirmiş akademiyi ve bilimi geriletmiştir.

Akademik özgürlük konusunda iyi niyetli gözüken ama nereden baksanız tutarlı olmayan çeşitli girişimler olmaktadır. 6 Kasım 2013 tarihinde YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya tarafından kaleme alınan Akademik Özgürlük Bildirisi’nde “Üniversiteler hiçbir baskı ve engelleme söz konusu olmaksızın, tüm fikirlerin, muhtelif hakikat iddialarının, sosyal ve siyasi problemlerin özgür ve medeni bir şekilde tartışıldığı, karmaşık sorunların açık bir biçimde ifade edildiği ortamlardır.” Denilmektedir. Ancak bu sözün yazıldığı zamanın üzerinden çok geçmeden yenilenen yeni YÖK Disiplin Yönetmeliği’nde öğrencilerin bildiri dağıtması tekrardan yasaklandı. Bu çizgi üzerinde ilerleyecek olursak üniversiteler özgürce araştırma yapamayan bir akademisyen topluluğu ve bilinçsiz öğrenci yığınlarıyla doldurulmak istenen kampüslere çevrilmek isteniyor.

Kısacası bugün akademinin yaşadığı gerilemenin başlıca nedeni YÖK düzeniyle beraber siyasal iktidarın doğrudan akademiye müdahalesidir. Üniversiteleri teslim almak isteyen AKP iktidarı birkaç yıldır üniversitelerin tepesini ele geçirerek üniversiter hayatı teslim almaya çalışıyor. AKP’nin üniversiteye müdahalesinin en önemli aracını yandaş rektörler oluşturuyor .

Rektörlük seçimlerindeki (daha doğrusu rektörlük atamasını) duruşlarıda bu çerçevede ele almak gereklidir.

Rektörlük Seçim Sistemi

Rektör belirleme süreci, her rektör adayının siyasal iktidarla girdiği ilişkinin derinliği ile alakalı. Öğrencileri bırakın akademisyenlerin dahi bu seçim sisteminde önemli bir etkisi olmuyor. Akademisyenlerin oylarına göre en çok oyu alan ilk 6 aday oy çokluğuna göre sıralanıyor ve YÖK’e bu liste gönderilir. YÖK’ten görevlendirilen bir heyet adaylar ile görüşüyor ve yeniden bir sıralama hazırlıyor. Bu sıralamada ilk 3 sıraya sahip olan kişilerin listesi ve bilgileri Cumhurbaşkanının önüne geliyor. Cumhurbaşkanı bu listeden herhangi birini atayarak rektörü belirliyor.

Seçim sistemi olarak gösterilen aslında bir aladatmacadan ibaret. Akademisyenler güya bir eğilim belirliyorlar. Ancak her rektör siyasal irade tarafından öncesinden belirleniyor. Oy verme işlemi ise üniversite içerisinde çıkacak krizleri önceden öngörebilmeyi sağlamaktan başka bir işe yaramıyor.[1]

Anadolu Üniversitesi

Anadolu Üniversitesi bir taşra üniversitesi olarak kuruldu. Taşralarda kurulan üniversiteler kuruldukları şehrin gelişiminde önemli bir yere sahiptirler. Şehrin gelişimini etkiledikleri ölçüde şehir siyaseti ve sosyal hayatını da etkilerler. Üniversitemiz Eskişehir’in gelişim sürecinde önemli bir rol oynamıştır. Şehrin gelişimini bu kadar etkileyen bir kurumun şehir siyaseti üzerinde de etkisi yoğun olarak hissediliyor. Bu nedenle AKP şehir siyasetini etkisi altına almak için üniversitemizde geçtiğimiz dönemden beri çeşitli hamleler peşindedir. Bu kadar siyasal iktidarların hakim olduğu bir süreçte üniversitelerdeki “iktidar” ilişkileride buna göre belirleniyor. Davut Aydın rektör olduğu dönemde dekan atamaları konusunda AKP İl Teşkilatının yaptığı baskılar gözden kaçırılamaz.

Özellikle üniversitemizdeki koltuklar, üniversiter yaşam dışı iktidar “koltuklarından” bağımsız değil. Örneğini üniversitemiz rektörlük seçimleri sürecinde görüyoruz. Her rektör adayı kendini bir yerlerde konumlandırmaya çalışıyor. Rektör olmak için birçok kritere girmek gerekiyor. Ama bu kriterlerin hemen hemen hiç bir yerinde bilimsel, demokratik ve üniversitemizi geliştirici yön bulunmuyor. YÖK düzeninde rektör olmak için bilimden, demokratiklikten taviz vermek ya da siyasal iktidarı arkanıza
almak yeterli olabiliyor. Bir rektör adayının Davut Aydın’a söylediği iddia edilen söz çok çarpıcı “Önceki seçimde size aday ol sizi atayacağız diyen kimlerse bu sefer bana aynı sözü söylediler”.

Her rektör adayı seçimden önce kendini tanıtma yarışına girer. Rektör adaylarının bir kısmı (atanması en muhtemellerden bahsediyoruz) siyasal iktidar çevrelerinin kendi taraflarını tuttuğunu belli etmeye çalışıyorlar. Üniversitemizde fakülteleri dolaşan rektör adaylarının neredeyse tamamı üniversiteyle ilgili projelerinden çok alttan alta siyasal iktidarla uyumlu olduğunu ve kendisinin atanması muhtemel olduğunu göstermeye çalışıyor.

Rektör adaylarına, “polisin üniversiteye girmesi” ile ilgili yöneltilen sorulara “siyasal iktidarla ters düşmemeliyiz” gibi cevaplar verebiliyorlar. Rektör adaylarının biri dışında tamamı Anadolu Üniversitesi öğrencisi olan Ali İsmail Korkmaz’ın polis tarafından katledilmesini ise hiç olmamış gibi gündemlerine almıyorlar.

Bazı rektör adayları siyasal iktidarın gözüne girmeyi çok fazla abartabiliyorlar. Akademisyen bölümlerine kartlı geçiş sistemleri gibi projeler ve öğrencilerin demokratik eylemlerine yönelik hakaretamiz sözler üretebiliyorlar.

Üniversitemize AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik üniversiteye geldikten sadece bir gün sonra yeni bir rektör adayı adaylığını açıkladı. Hüseyin Çelik ile kapalı kapılar ardında üniversitemizdeki cemaatçi kadrolar yeni rektörü mü belirledi? Yeni rektör belirlendikten sonra bu sorunun cevabını bulacağız. Üniversitemizde koltuk kapma yarışında olan çeşitli kişiler siyasal iktidar tarafından desteklenen birkaç adayın peşinden koşmaktadır. Bu akademinin evrensel ilkeleri açısından utanç vericidir. Bu utancı paylaşmak yerine utancı yüzlerine vuran akademisyenlerimizin de
varolduğunu biliyoruz.

Bunlar gibi örnekleri çoğaltmak mümkün. Şimdi seçim günlerindeyiz. Önümüzdeki haftalarda yeni bir rektör adayı belirlenecek. Sokak muhalefeti nedeniyle iç krizi derinleşen AKP önümüzdeki dönemde piyasacılık ve gericilik uygulamalarını arttıran, üniversitenin boyun eğmesini sağlayacak bir rektör adayını üniversitemize atayacaktır.

12 Aralık Perşembe günü yapılacak rektörlük seçimleri hiç bir konuda belirleyici değildir. Ancak 3. ya da 4. Sıradaki adayın atanması sonucunda üniversitemizde yeni bir kriz çıkması da muhtemeldir.

İçinden geçtiğimiz süreç bize bir kez daha üniversite içi demokrasiye ilişkin birkaç söz söylemeye çağırıyor. Geçmiş olarak sahiplendiğimiz ve tarihi on yıllar öncesine kadar uzanan öğrenci hareketinin talepleri hala bugün günceldir. Çünkü hiç bir iyileştirme olmadığı gibi AKP eliyle her geçen gün
kötüye giden bir durum vardır. Üniversiteler özerk ve demokratik değildir. Üniversitelerimizin özerklik durumu bilimsel gelişmeyi geriletmekte, demokratik anlamda üniversiteleri vasat kılmaktadır. Bu sistemde öğrencileri bırakın akademisyenlerin ve idari personelin bile söz hakkı yoktur. Öğrencilerin en küçük talebi dahi baskılar ile yoksayılmaktadır. Öğrenciler en demokratik düşüncelerini dahi ifade ederken binbir güçlüğe göğüs germek zorunda bırakılıyor. AKP, üniversitenin tepesini üniversiteye zulm etmek için tasarlıyor.

Üniversiter hayat can çekişirken acil olarak rektörün üniversite bileşenleri tarafından seçildiği ve akademinin akademiyi yönettiği bir sistemi kurmak zorunludur. Geçmiş deneyimler (ODTÜ ÖTK örneği gibi) yolumuza ışık tutmaktadır.

Unuttukları var Hatırlatmak İsteriz

Üniversitemize tüm bunları reva görenlere hatırlatmak istediğimiz bir şey var. Üniversitenin evrensel değerlerine saldıranlara karşı üniversitemizi bu zamana kadar savunduk. Bundan sonra üniversitemizi gerici ve piyasacı politikalarla değiştirmeye çalışacak herkese karşı da mücadelemizi yükselteceğiz.

Üniversitemize atanacak öğrenci düşmanı her hangi bir AKP’li rektörün üniversitemize zarar vermesine izin vermeyeceğiz. Onların sahip olacağı bir koltuk olacaktır. AKP’nin üniversiteleri teslim alma projesinde unuttuğu bir şey var. O da yılların direniş birikimiyle hareket eden ve Gezi direnişiyle gücünü bir kez daha ispat etmiş Ali İsmail’in arkadaşlarıdır. Üniversite gençliği olarak hatırlatmak isteriz.

[1] http://www.milliyet.com.tr/Siyaset/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1165846

Öğrenci Kolektifleri

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.