logo

İlk Görüşte Aşk


Ahmet Can Pehlivan
ahmetcanpehlivan@gmail.com

İlk Görüşte Aşk

Açelya, günlerden bir gün şiddetli bir baş ağrısıyla uyanmıştı. Daha öncesinde hiçbir zaman olmayan bu ağrının nedensiz yere olması şaşırtıcıydı. Yataktan yavaşça doğruldu. Hemen yakın tarihini taradı. Yaşamına büyük mutsuzlukların hakim olduğunu ve yaşamını küçük şeylerden mutlu etmek zorunda kaldığını biliyordu. Bu durum, hayatının bir parçasından çok bütününe dair bir güzellemeydi. Bütünün içerisinde bir parça da arıza olmalıydı ki bu meretin anlamı olmalıydı. Aniden odanın penceresine hızlıca bir kırlangıç çarptı ve cama çarpan kuş titretici bir sesle aşağı düştü. Eş zamanlı olarak Açelya’nın doğrulmuş bedeni de yastığa düşüverdi.

Bugün hava çok güzeldi. Pazar günü güzel olunca uyanmak istemezmiş insan. Ardından bir telefon zırıltısı. İlk önce Hamit uyandı ve telefonu açtı.  Jeanne’yi istiyorlardı. Pazar pazar nereden çıkmıştı.

-Efendim?

-Jeanne Sönmez ile mi görüşüyorum?

-Evet

-………..

Jeanne’nin annesi Fransa’da yaşıyor. Zamanında Bayburt’a uzun metrajlı film çekmeye gidiyorlar. Filmin bir sahnesinde ineğin mağaraya girmesini göstermek gerekiyor. İneğin sahibi, ineği mağaraya çağıracak ve kameralar da bunu çekecekti. İşte o ineğin sahibi Jeanne’nin  babasıydı. Annesi ile babası yıllarca mutlu olacaklardı.

Jeanne ile Hamit,  Beşiktaş’ta küçük bir evde yaşıyorlardı. İkisi de derslerinde başarılı üniversite öğrencileriydiler. İlk başta Jeanne, aynı evde sınıf arkadaşı Melisa ile yaşıyordu. Hamit, eve üçüncü gelmişti. Ne yapsınlar semt onlarındı ama ev kiraydı. Üst kattaki adam homurdanıyordu. Sürekli eşine bunlar yüzünden başımız yanacak diye dem vuruyordu. Ya biz bunları muhafızlara ihbar etmedik diye bizi ihbar ederlerse o zaman ne yaparız diye ağlıyordu . Kadın hiç oralı olmuyordu. Herkes istediği gibi yaşasın, sana ne diyordu. Sonunda muhafızlara ihbar etti. Muhafızlar evi bastı ve bunun hiçbir açıklaması yoktu. Sabahtan akşama kadar kurşuna dizildiler. O iki insandan, sonunda birinin anılarında özgürlük, birinin dalmalarında eşitlik kaldı gitti.

Kapı açık kalmıştı. Açelya’nın kuzeni eve girdi. Yaklaşık üç gündür Açelya’dan haber alınamıyordu. Kuzeni odaya girdiğinde yatakta Açelya’nın soğuk bedeni ile karşılaştı.

-SON-

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Mükemmel Bir Seyahat – 1950’lerde Bisikletle Dünya Turu

    24 Temmuz 2017 Araştırma, İnsan, Kadın, Köşe Yazıları, Manşet

    CycleSeven internet sitesinden Hilary Searle, 1950'lerde bisikletle dünya turu yapmış olan maceracı Louise Sutherland'ın bisiklet turu hakkında yazdı. Louise Sutherland, 1949 yılına kadar Londra'da çalışan Yeni Zelandalı bir hemşiredir. Bir kilise kermesinden 2.10£ ödeyerek bir bisiklet satın alır. Çalıştığı hastanede kendisine minnettar olan hastalarından biri “tekerin neşeyle dönsün” diyerek Louise için bir bisiklet römorku yapar. Louise, bu römorkla birlikte dünya turuna çıkmaya ve yolun bittiği son noktaya kadar gitmeye heveslenir. P...
  • Erkek fantazilerinin domine ettiği, Eril Kafalı Film Escape From Tomorrow (2013)

    22 Temmuz 2017 Köşe Yazıları, Manşet, Sinema, Video

    Gerçekten artık erkek fantazilerinin domine ettiği, eril kafalı filmler izlemekten bıktım. Evet her filmin içinde maruz kaldığımız minor eril bil dil olabiliyor, fakat bu biraz dozunu kaçırmış. Disneyland'da gizli kameralar kullanılarak çekilmiş bir film olması bu filmi takdir edilmesi gereken bir film yapmıyor. Öncelikle rahatsız edici eril kafasını ve baş karakterini düzeltmesi gereken bir hikaye yazmalıydı. Daha sonra ne guerillalık yapmak istiyorsan yapabilirsin. ...
  • KARAGÖL’E TIRMANIYORUM

    20 Temmuz 2017 Doğa, Köşe Yazıları, Manşet

    Zamanın behrinde, Tantalos adında kıyak bir kral varmış. M.Ö 8. yüzyılda yaşadığı ve Frigya kralı olduğu öne sürülen Tantalos, tanrıların sofrasına oturabilen tek kral. Fakat ne olduysa Tantalos, tanrıların bu hoşgörüsünü kötüye kullanır ve bunun sonucunda büyük bir cezaya çarptırılır. Efsaneye göre; Tantalos, Zeus tarafından Spil Dağının bir yarığından aşağı atılır ve düştüğü yer bir göle dönüşür. Berrak ve serin suların çenesine kadar geldiği bu gölde açlığa susuzluğa ve en kötüsü ölümsüzlüğe mahkum edilir. O zamanlar Tantalis olarak adlandır...
  • BİÇİM Mİ İŞLEV Mİ? HEPSİ? HİÇBİRİ..

    19 Temmuz 2017 Doğa, Köşe Yazıları, Manşet

    Guggenheim Müzesi Bilbao- Mimar: Frank Gehry.1997. Dekonstrüktiv mimari örneği. İlk bakıldığında gemiye benzetilse de aslında yukardan bakıldığında çiçek formu olduğu anlaşılmaktadır. Mimaride dekonstrüktivizm ya da yapısal analiz, 80'li yılların sonlarında doğdu. Parçalanma fikri onun karakteristik özelliğidir. Aynı zamanda, yapının yüzeyi ve genel görünüşü de manipüle edilir. Nesneye, iskeletini rahatsız etmesi ve yerinden oynatması beklenen eğrisel şekiller hakimdir. Binanın yapısı, kontrollü bir kaos duygusu ve öngörülemezliği uyandı...