logo

Leyla Erbil’de Tuhaftır


Ahmet Can Pehlivan
ahmetcanpehlivan@gmail.com

Zaman akışındaydı. Bir kadın tanımıştım. Bir gün, dost meclisinde bana şöyle bir soru yöneltmişti, “Ben tuhaf bir kadın mıyım“. Anlam verememiştim ki , yanımdaki atılıp “Tuhaf olmak, hayatta birçok şeyi göze almaktır” demişti. Ben cevap verememiştim. Durum böyle olunca, kadın masadan kalkıp gitmişti. Arkasından öylece bakakalmıştık.

Saatler, günleri kovalarken anladım “Tuhaf Bir Kadın”ı okuyup bitirdiğini. Hemen aklıma 1970’ler geldi. 1970’lerin başında tuhaf olmak kolay değildi, zor işti… Genç  yaşta ölmeye benziyordu. “Tuhaf Bir Kadın”ın ortaya çıkışı bu yıllara denk gelecekti. İşte bu yüzden ben,  Leyla Erbil’den tuhaf olmanın  mutluluğunu ve bu mutluluğu toplumla paylaşmayı öğrendim. Çünkü bu paylaşım oldukça, genç yaşta ölmek yoktu. Fakat yine öğrendim ki,  Leyla Erbil “Tuhaf Bir Kadın”ın Nermin’ini  sevdiğine kavuşturmamıştı. Nermin, sevdiği Halit  ile değil de, kendini seven Bedri ile evlenmişti. Nermin,  özellikle annesi üzerinden maruz kaldığı toplumsal baskı nedeniyle, hiç sevmediği halde Bedri ile evlenmişti. Burada, toplum tarafından dayatılan evliliğin kendisinin, kadınlar için mutsuzluk  üretmesi  söz konusudur. Aslında sorunların bütünü, geleneksel ahlaki değerlerin ve toplumsal cinsiyet rollerinin dayatılması kaynaklı olsa da; bunun yanı sıra kadınların da birtakım varoluşsal sorunlar yaşayarak, bu hataya düştükleri görülmektedir. Belki de ben, bu gerçekle yüzleşemediğim için o kadın o gün masadan kalkıp gitmişti. Kadından söz etmişken, Nermin de bir kadındı ve toplumun kadın kalıbına sığmayacak kadar tuhaftı. Kadın kalıbında neler vardı?  İkincil, edilgen, cinsel obje, kiralanabilen, satılabilen bir şey. Böyle bir şey olamazdı. Böyle kadın olabilir miydi? Fakat  Nermin’in kadın kimliği hiçbir yerde kabul görmeyecekti, çünkü öyle bir kimlik yoktu. Yine aynı sorunsal üzerinden, dönemin   şairlerinin, yazarlarının gittiği Lambo Meyhanesi’nde erkek egemen bir tablonun olması ve aydınların söylemlerinin,  Nermin’i hayal kırıklığına uğratmasını açıkça görmekteyiz. Meyhanede dönen tartışmaların birinde “Atatürk, bizi rahat bırakın diye size de genelevler açtı, ama cebinize oraya gidecek para koymayı unuttu”[1]  derken, Nermin’in toplumsal ahlak söylemini yeniden ürettiğinin farkında olmayan bir kadın olduğunu  görürüz. Bu noktanın önemli olduğunu düşünüyorum. Bu nokta ilerde  de, Nermin’in birçok sorunla boğuşamaması gibi bir durum olarak karşısına çıkacaktır. Mesela, kocası Bedri’nin kendisini terk ettikten sonra cinsellikten kaçması, geleneksel kadınlık rolünden kaçamadığının göstergesidir. Yine aynı düzlemde annesinden kaçmak için Bedri ile evlenmesi buna örnektir. Bir de  Leyla Erbil “Tuhaf Bir Kadın”da,  ensest ilişkiye de yer vermiştir. Bugün bile kimsenin konuşmadığı, üstünü örttüğü ama var olan bir duruma, kırk iki yıl önce değinmiştir. Ben “Tuhaf Bir Kadın”da ensesti okuduktan sonra,  “Atlıkarınca” isimli filmi  izlemiştim. Meselenin psikolojik kısmıyla ilgilenmiştim ama filmin sevdiğim yanlarından biri, aile içinde cinsel şiddeti konu alırken bunu göstermeden yapabilmesiydi. Amaç, eleştirilen şeyin yeniden üretilmesine engel olmaktı. Ben, bunun her konuda doğru bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Örneğin, sahnede tecavüze, ırkçı söylemlere, kadının aşağılanmasına seyirciyi güldürüyorsan bunu tekrardan üretmiş olursun. Sen bunu istemeden de yapsan sorunu yeniden üretirsin, tıpkı Nermin’in durumunda olduğu gibi… İktidarı eleştirirken, karşıtlık yaparken sen yine söylemlerinde tekrardan  iktidarı üretiyorsan yani  eleştirdiğin şeye dönüşüyorsan, bu büyük bir sıkıntıdır.

Leyla Erbil’in yaşamı boyunca ürettiklerini bir omurga gibi düşünürsek; omurganın ilk diskleri “Tuhaf Bir Kadın”dır. Bence zaten Leyla Erbil, “tuhaf”tır. Bu yüzden, ben hep yaşanılabilir bir dünyayı tuhafların kuracağını düşündüm ama bize “tuhaf” diyen kadın, yaşama gözlerini yumdu. Işıklar içinde yatsın. Gerçek bir aydını kaybettik. Bunun küçük örneklerinden biri, hastalığının pençesinde bir fotoğraf karesiydi. 2009 1 Mayısı’nda yüzünde maske, elinde limon olan Taksim’deki Leyla Erbil, bu ülkede aydın olmanın resmidir. Leyla Erbil yaşasaydı ona şöyle bir cümle söylemek isterdim, “Biz tuhaflar elma yiyebilsin ve verebilsin dilediğince dilediğine. Böyle bi dünya yapalım. Biz yapalım olsun”. Olur mu olur…

[1] ERBİL, Leyla. Tuhaf Bir Kadın, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2009

Etiketler: » »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Mükemmel Bir Seyahat – 1950’lerde Bisikletle Dünya Turu

    24 Temmuz 2017 Araştırma, İnsan, Kadın, Köşe Yazıları, Manşet

    CycleSeven internet sitesinden Hilary Searle, 1950'lerde bisikletle dünya turu yapmış olan maceracı Louise Sutherland'ın bisiklet turu hakkında yazdı. Louise Sutherland, 1949 yılına kadar Londra'da çalışan Yeni Zelandalı bir hemşiredir. Bir kilise kermesinden 2.10£ ödeyerek bir bisiklet satın alır. Çalıştığı hastanede kendisine minnettar olan hastalarından biri “tekerin neşeyle dönsün” diyerek Louise için bir bisiklet römorku yapar. Louise, bu römorkla birlikte dünya turuna çıkmaya ve yolun bittiği son noktaya kadar gitmeye heveslenir. P...
  • Erkek fantazilerinin domine ettiği, Eril Kafalı Film Escape From Tomorrow (2013)

    22 Temmuz 2017 Köşe Yazıları, Manşet, Sinema, Video

    Gerçekten artık erkek fantazilerinin domine ettiği, eril kafalı filmler izlemekten bıktım. Evet her filmin içinde maruz kaldığımız minor eril bil dil olabiliyor, fakat bu biraz dozunu kaçırmış. Disneyland'da gizli kameralar kullanılarak çekilmiş bir film olması bu filmi takdir edilmesi gereken bir film yapmıyor. Öncelikle rahatsız edici eril kafasını ve baş karakterini düzeltmesi gereken bir hikaye yazmalıydı. Daha sonra ne guerillalık yapmak istiyorsan yapabilirsin. ...
  • KARAGÖL’E TIRMANIYORUM

    20 Temmuz 2017 Doğa, Köşe Yazıları, Manşet

    Zamanın behrinde, Tantalos adında kıyak bir kral varmış. M.Ö 8. yüzyılda yaşadığı ve Frigya kralı olduğu öne sürülen Tantalos, tanrıların sofrasına oturabilen tek kral. Fakat ne olduysa Tantalos, tanrıların bu hoşgörüsünü kötüye kullanır ve bunun sonucunda büyük bir cezaya çarptırılır. Efsaneye göre; Tantalos, Zeus tarafından Spil Dağının bir yarığından aşağı atılır ve düştüğü yer bir göle dönüşür. Berrak ve serin suların çenesine kadar geldiği bu gölde açlığa susuzluğa ve en kötüsü ölümsüzlüğe mahkum edilir. O zamanlar Tantalis olarak adlandır...
  • BİÇİM Mİ İŞLEV Mİ? HEPSİ? HİÇBİRİ..

    19 Temmuz 2017 Doğa, Köşe Yazıları, Manşet

    Guggenheim Müzesi Bilbao- Mimar: Frank Gehry.1997. Dekonstrüktiv mimari örneği. İlk bakıldığında gemiye benzetilse de aslında yukardan bakıldığında çiçek formu olduğu anlaşılmaktadır. Mimaride dekonstrüktivizm ya da yapısal analiz, 80'li yılların sonlarında doğdu. Parçalanma fikri onun karakteristik özelliğidir. Aynı zamanda, yapının yüzeyi ve genel görünüşü de manipüle edilir. Nesneye, iskeletini rahatsız etmesi ve yerinden oynatması beklenen eğrisel şekiller hakimdir. Binanın yapısı, kontrollü bir kaos duygusu ve öngörülemezliği uyandı...