logo

Başka bir boylamda çok tanıdık bir masal

Daniel Alarcon’un ilk romanı “Kayıp Kentin Radyosu”, kapak tasarımından çevirisine kadar harikulade bir özenle, Ayrıntı Yayınları mutfağından geçerek Türkçe’ye kazandırıldı. Alarcon, ağır yaraları olan bir toplumun yitik belleğinin ve kayıp bir aşkın çıkmaz sokaklarında varoluşun hikâyesini anlatıyor. Hep olduğu gibi, dünyanın her şeyden uzak bir köşesinde yine savaş var. Amerika kıtasının güneyinde, bilinmeyen bir ülkede, tanımlanamaz bir zaman diliminde ve kayıp gerillaların izinde sürüp giden bir masal…

Yeniden yazılan bir tarihin gölgesinde yitirilen karakterlere maskeler üretiyor Alarcon. Okuyucuyla ilk tanıştırılan ana karakter Norma, savaşla beraber çıkmaz sokakları da artan bu şehrin kaldırımlarına bir mikrofon uzaklığından anlam yüklemeye çalışıyor.

Bu pazar Kayıp Kentin Radyosu’nda… Cangıldan bir çocuk geliyor… An­lattığı hikâyeye inanamayacaksınız… Yüreğinize dokunacak… Yaşlar getire­cek gözlerinizden… Neşe ve umut verecek size…

Mikrofondaki isim, Güney Amerika’nın uzak bir ülkesinde en popüler radyo programını hazırlayan ve sunan bir kadın, Norma’dır ve onun kaybettiği aşkının peşine düşüşü alışılmışın çok dışındadır. Yıllar öncesinde hayatının aşkı Rey’i kaybetmiştir ve Rey bu coğrafyanın kaybettiği isimlerden sadece biridir. Norma, Kayıp Kentin Radyosu aracılığıyla dağdaki Kızılderililer ve yoksul köylülerden gelen kayıp listelerini okuyor; bunların içinden şanslı olanlar da sevdiklerine kavuşuyordur. Norma, bir bakıma, acısından sesini çıkaramayan bir yığının sesi oluyor. Alarcon’un sessiz yığını, birçok sebeptendir ki Jean Baudrillard’ın “Sessiz Yığınlar” dediği topluluğu hatırlatır. Baudrillard’ın ifadesiyle, temsil edilemeyen ve belli bir yerden sonra düşsel bir gönderen haline gelen bu topluluk, Alarcon’un romanında Norma adlı bu radyo programcısı ve sevgili sayesinde yeni bir anlama kavuşur.

Norma, savaşın sessizleştirdiği ve kırıp geçtiği her kesimin sesi olmayı başarıyor. Bu program aracılığıyla arayıştan vazgeçmeyen birçok insan sesini duyurmakla kalmıyor, yıllar önce kaybettiği yakınlarına da yeniden sarılabilme imkânı buluyor. Bu kavuşmalar, programı ülkenin en güvenilir ve en fazla takip edilir odak noktası haline getirdi. Norma’nın güvenilirliği ve itibarı, sevdiklerine kavuşanlar ve kavuşma ümidi içinde olanlar için tartışılmazdı. Norma’nın Kayıp Kentin Radyosu’nda asıl aradığı kişi ve onunla olan ilişkisi, kitabın özellikle ilk dört bölümünde aheste aheste anlatılıyor Alarcon tarafından. Güney Amerika’nın bu en güvenilir sesi zaman geçtikçe insanlara yaptığı bu iyiliğin sevdiği adamı aramanın başka bir yolu olabileceğini de keşfeder.

Yazarın anlatımında sık sık başvurduğu geçmişe dönüşler, sadece bu ilişkinin değil; savaşın çırılçıplak ortada bıraktığı yaşamların ve iç savaşın enkazını sindirmeye çalışan bu kayıp Güney Amerika şehrinin de doyurucu bir portresini çiziyor.

O pazar, Kayıp Kentin Radyosu’nun çok özel bir konuğu vardı. Programın en sadık takipçilerinden olan 1797 Köyü’nün sakinleri tarafından eline sıkıştırılan bir kayıp listesiyle öğretmeni Manau tarafından radyonun kapısına bırakılan 11 yaşındaki Victor, yitik bir aşka dair mühim bir ipucuna sahiptir. Rey’i kaybettikten sonra yıllarca yalnız yaşayan Norma için davetsiz gibi gelen bu sürpriz misafir, hikâyeyi bambaşka bir yoldaşlığa götürüyor. 11 yaşındaki Victor’un kâbusları, yıllar önce Rey’in korku dolu uyanışlarına çok benzemektedir.

Acısı derin olanlar matematiği sevmez. O nedenledir ki enlem ve boylam farkını bir kenara koyarak, yazarın bize gösterdiği derdin neresinden tutabileceğimize dikkatlice bakmak gerek. Amerika kıtasının kuzey veya orta kesimlerinde yaşayan biri için farkındalık yaratabileceği gibi rahatsızlık da uyandırabilecek bir roman. Öyle ki, kıtanın güneyindeki gerçeğin yıllara meydan okuyan bir masalından söz ediyoruz. Ölümle ve özgürlükle dans eden bir toplumun şehrinde dolaşıyoruz. Böylesine bir savaştan ve varoluş mücadelesinden kendini soyutlayamayacak önemli bir çoğunluk var kıtada ve ötesinde.

Daniel Alarcon’un “Kayıp Kentin Radyosu” adlı romanı yanı başımızdaki gerçeklerin soğukluğuyla yüzleşmemizi sağlayabilir. Faili meçhulleri, gözaltında kaybedilenleri ve akıbeti bilinmeyenleri bol olan bir coğrafya olarak Türkiye’deki okurlar açısından maalesef bu masal hiç de yabancı gelmeyecektir.

 

Etiketler: » »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.