logo

Kortlardan Taşan Bir Rolls-Royce Hikayesi


Önder KARAKAYA
onderkarakaya_1907@hotmail.com

17 KEZ OLMAZ

Kalp krizi denildi ilk etapta. “Zaten uyuşturucuya takılıyor” muhabbetine de çıra oldu bu kalp krizi yaftası. Gerçek, otopsiden sonra anlaşıldı. Karbonmonoksit zehirlemişti Vitas’ı.. Aslında, ne olduysa olmuştu da Gerulaitis artık yoktu. Tenis dünyası, tarihinin en renkli karakterlerinden birini 40’ında kaybediyordu. Ekranlar kıvırcık uzun saçlardan mahrum kalacak; Rolls-Royce ile gezmeler ve Stüdyo 54’te kokain partileri Vitas’sız yapılacaktı artık..

Giriş bu şekilde yapılınca, Gerulaitis sadece işin magazin boyutunda var sanılmasın. Yaşamı kadar ayakları da hareketliydi, kortta basmadık yer bırakmamasının yanında file önüne çıktığında pek az affederdi.. 1954, Brooklyn doğumlu yetenekli tenisçi 1978 yılında sıralamanın 3. basamağına kadar yükselmişti. 1977’de Bjorn Borg’e kaybettiği Wimbledon yarı finali hala efsane maçlar arasında. 8-6 ile kaybettiği final seti büyük hayal kırıklığı olsa da, bu yarı final O’na bir momentum sağlıyordu. Litvanya asıllı raket, Wimbledon’dan 5 ay sonra Avustralya’da tarih yazıyor; ilk ve tek Grand Slam zaferini kazanıyordu. O tarihlerde Avustralya Açık şimdi olduğu gibi Ocak ayında değil, yıl sonundaki Slam olarak Aralık ayında gerçekleştiriliyordu. O yüzden Vitas Gerulaitis’in teklerdeki bu yegane Grand Slam şampiyonluğu, kayıtlarda 1977 yılında kazanılmış olarak görünmekte. Wimbledon ve Aussie’de durum böyleyken, Gerulaitis 1979’da Amerika Açık finalini de görüyordu. Ne var ki, NewYork’tan hemşehrisi John McEnroe’ye üç sette boyun eğmekten kurtulamıyordu. Ancak bu ikili yılın sonunda Birleşik Devletler’i Davis Cup şampiyonluğuna taşımayı başarıp Vitas’a bir teselli vermeyi başarıyorlardı. Wimby, Aussie ve New York’ta durum buydu; peki Roland Garros’ta hiç bi’şey yapmadı mı bu adam yahu.. 1980’de, Paris toprağında finali gördü Gerulaitis. Ancak rakip Borg’du; sonuç aynıydı.. Bu kez Wimbledon finalindeki kadar da zorlayamıyordu Borg’u. Üç sette teslim oluyordu.. Bu, tenis tarihinin gördüğü en tek taraflı rekabet olarak adlandırılabilir. 7 tanesi final olmak üzere 16 maç ve 0 (yazıyla sıfır!) galibiyet.. Vitas her ne kadar rahat ve bu tür şeyleri kafaya takmayan yapıda bir adam olsa da bu ağır seri, O’nun ciddi psikolojik sıkıntı yaratmış olmalı; ki Borg karşısında her yeni maç daha kötüye giden bir performans sergilemesi de buna işaret ediyor.

Gerulaitis teklerdeki tüm bu başarılarının yanında, çiftlerde de bir Wimbledon şampiyonluğuna sahip. Aslında kariyerinin ilk Grand Slam zaferi de çiftlerdeki bu şampiyonluktur. Partneri Sandy Mayer ile birlikte yakaladığı bu başarı 1975 yılında gelmişti. Litvanya asıllı Amerikalı, üst düzey turnuvalarda kazandığı 25 tekler, 8 çiftler şampiyonluğunun ardından 1986’da raketi asmaya karar verdi. Renkli ve hareketli yaşamını sürdürmeye devam ederken, tenisten asla kopmadı. 1988-1994 yılları arasında ESPN ve CBS’te yorumcu olarak görev aldı. Bu arada, 1994’te çok ilginç bir buluşma yaşandı. Pete Samprass’ın koçu Tim Gullikson’un bir süreliğine ailevi bir sorunla uğraşmak durumunda kalması hasebiyle, “Pistol Pete”nin koçluğunu İtalya Açık boyunca Vitas Gerulaitis yaptı. İtalya Açık’ta birlikte kazanılan şampiyonluk bir yana; ikili arasında sıkı bir dostluk da oluştu. Vakur, ketum Pete ile eğlenceli, coşkun Vitas her nasıl olduysa birlikte golf kursuna gitmeye karar verecek kadar anlaşmayı başarmışlardı. Ancak, Gerulaitis için çok zaman kalmamıştı ne yazık.. İtalya Açık’tan 4 ay sonra, o talihsiz olay 40 yaşında yakalıyordu Vitas’ı. Arkadaşının evinde kaldığı gece, havuzu ısıtan propan sistemindeki kaçak, evin içini karbonmonoksitle dolduruyor ve Brooklynli’yi zehirliyordu..

Gerulaitis’in kariyerinin en ilginç istatistiği olarak, Borg’a 16 kez yenildiğinden ve hiç kazanamadığından dem vurmuştum. Borg’e karşı seri henüz sürdüğü sıralarda 16 kez üst üste yenilme serisine ulaştığı(!) bir adam halihazırda oradaydı; Jimmy Connors. 1979’un Ocak ayında, Avustralya Açık şampiyonluğunun hemen ardından, ikili 17. kez karşılaştılar. Bu kez kazanan Gerulaitis’ti. Ölümünün ardından, kuşkusuz pek çok renkli ve sansasyonel anı kalıyordu ama Connors karşısındaki bu zaferin ardından bir sözü vardı ki; herşeyi özetler nitelikteydi. Şöyle diyordu:” Bu hepinize ders olsun, hiç kimse Vitas Gerulaitis’i 17 kez üst üste yenemez..”

Etiketler: »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • KARAGÖL’E TIRMANIYORUM

    20 Temmuz 2017 Doğa, Köşe Yazıları, Manşet

    Zamanın behrinde, Tantalos adında kıyak bir kral varmış. M.Ö 8. yüzyılda yaşadığı ve Frigya kralı olduğu öne sürülen Tantalos, tanrıların sofrasına oturabilen tek kral. Fakat ne olduysa Tantalos, tanrıların bu hoşgörüsünü kötüye kullanır ve bunun sonucunda büyük bir cezaya çarptırılır. Efsaneye göre; Tantalos, Zeus tarafından Spil Dağının bir yarığından aşağı atılır ve düştüğü yer bir göle dönüşür. Berrak ve serin suların çenesine kadar geldiği bu gölde açlığa susuzluğa ve en kötüsü ölümsüzlüğe mahkum edilir. O zamanlar Tantalis olarak adlandır...
  • BİÇİM Mİ İŞLEV Mİ? HEPSİ? HİÇBİRİ..

    19 Temmuz 2017 Doğa, Köşe Yazıları, Manşet

    Guggenheim Müzesi Bilbao- Mimar: Frank Gehry.1997. Dekonstrüktiv mimari örneği. İlk bakıldığında gemiye benzetilse de aslında yukardan bakıldığında çiçek formu olduğu anlaşılmaktadır. Mimaride dekonstrüktivizm ya da yapısal analiz, 80'li yılların sonlarında doğdu. Parçalanma fikri onun karakteristik özelliğidir. Aynı zamanda, yapının yüzeyi ve genel görünüşü de manipüle edilir. Nesneye, iskeletini rahatsız etmesi ve yerinden oynatması beklenen eğrisel şekiller hakimdir. Binanın yapısı, kontrollü bir kaos duygusu ve öngörülemezliği uyandı...
  • İmgelerle Konuşan Yönetmen Kim Ki Duk

    11 Temmuz 2017 Köşe Yazıları, Manşet, Sinema

    Güney Kore'nin bir taşra köyünde dünyaya gelen efsanevi yönetmen, senarist ve yapımcıdır kendisi. Zor bir hayat geçiren Kim Ki Duk bu efsane tarzını geçirdiği zor hayata borçlu sanırım. Sinema ile ilgili hiç bir eğitimi yok ve hiç bir sinemacının asistanlığını yapmamış yani tamamen dışarıdan bir göz olması insanı harete düşürüyor. Tarım ile ilgili bir okulda okumuş fakat maddi sıkıntılardan dolayı devam edememiş, deniz kuvvetlerinde bile çalışmış. Hatta sinemayla ilk karşılaşması bile 30 yaşında olmuş. İlk defa bir filmi 30 yaşınday...
  • Adil On The Road 7: Travmatiktir Bahtı Kalbimin

    11 Temmuz 2017 Köşe Yazıları, Manşet

    Geçmişte yaşadığımız ve üzerimizde etki bırakan bazı olaylar, biz farkında olmadan hayatımızda travma noktaları oluşturur. Bu travma noktaları da, o yaşadığımız olaylara benzer olayları tekrar yaşadığımız anda alacağımız kararları, olumlu yada olumsuz olarak, doğrudan etkiler. Bunu da sigara içtiği için ayrıldığım eski bir kız arkadaşımın beni zorla götürdüğü ‘psiko-drama’ seansında öğrenmiştim. Aslında sigara içtiği için ayrılmam da benim bir travmamdı, ama bundan kendisinin hiç bir zaman haberi olmadı. Ben bazı travmalarımı bu şekilde yaşı...