logo

THE HOST /GÖÇEBE

THE HOST /GÖÇEBE

Yönetmen: Andrew Niccol

Uyarlama: Stephenie Mayer

Görüntü Yönetmeni: Roberto Schaefer

Konu: Dünya görünmeyen bir düşman tarafından istila edilmiştir. İnsanların bedenlerine girerek onları ele geçiren yeni bir yaşam formuna karşı direnme gücü az olan insan ırkının neredeyse hepsi teslim olmuştur. Direnişte olan ve kaçak hayatı süren bir grup insandan biri olan Melanie yakalandığında ölümü tercih etmiştir ancak kurtulmuştur. Bedenini alan ruh “Göçebe” adını alır. Her ruh gibi, Göçebe de bedenin içinde kalan hatıralar ve yoğun duygularla başa çıkmak zorundadır. Fakat Melanie bedenini terketmez! Göçebe, Melanie’nin düşüncelerinin derinlerine inerek geri kalan insanların nerede olduğunu öğrenmeye çalışır. Ancak tek görebildiği sevdiği ve hala saklanmakta olan adamın, Jared’ın hayalidir. Bedenin arzularına direnemeyen ruh, tehlikeli olmasına karşın bulunduğu yerden kaçar . Dış güçler, Göçebe ve Melanie’yi aslında istemeseler de, ortak bir hedefte birleştirir ve birlikte sevdikleri adamı bulmak için tehlikeli ve sonu belli olmayan bir macera için yola koyulurlar..

 

Diane Kruger / The seeker

Saoirse Ronan / Melanie  Strayder– Wanda

Chandler Canterbury / Jamie Stryder

Max Irons / Jared Howe

William Hurt / Uncle Jeb

Jakel Abel / Ian O’Shea

 

Alacakaranlık serisinden tanıdığımız Stephenie Mayer’den bir bilimkurgu daha karşımızda. Müzikleriyle ve kurgusuyla bizi hemen etkisi altına almayı başarıyor “Göçebe”. Son dönemlerde de çokça karşılaştığımız bilinmeyen bir yaşam formu tarafından istila edilme, ele geçirilme hikayeleri zaten hepimizde yeterince merak uyandırıyor. Filmin temasına uygun olarak yapılan açılış sahnesinden bir anda olayların korkunçluğunu anlatan bir sahne karşılıyor bizleri. Beklenmedik şekilde gelişen açılış, bizim ilgimizi çekmeyi başarır gibi. Merakımızın artması filmin içine girmemize olanak tanıyor. Filmin daha başlangıcında, direnişte olan Melanie’nin ölümden dönmesi ve bedeninin ele geçirilmesinin şokundayken dışarıdan gelen bir sesle biraz daha şaşkınlaşıyoruz. Aklımız bir parça karışıyor tamda bu esnada. Bedenin yeni sahibi olan ve Göçebe adını alan ruhun başa çıkması gereken birçok zorluk vardır. Eski anılar ve yoğun yaşanan duyguların yanı sıra, bedenini terk etmemekte inat eden Melanie, Göçebe için her şeyi daha da zor bir hale sokmaktadır. Göçebe, Melanie’nin düşüncelerinin derinliklerine indikçe arzularına karşı gelemez hale gelir. Sevdiği adamı ve kardeşini yeniden görmek isteyen Melanie her şeye karşı hala direnmekte inat etmektedir. Göçebe tüm bunlara dayanamaz ve sığındıkları yere gidip onları bulmak için yola çıkar. Bir yandan avcılardan kaçarken, bir yandan da insanların onu kabul etmeyeceğinin farkına varır. Ancak bu gerçek Melanie’yi yolundan döndürmez ve saklanılan yer olan Amcası Jeb’in sığnağına gider. Göçebe burada beklediği tepkilerle karşılaşsa da zamanla her şey değişir.

Daha önceleri “Savaş Tanrısı” ve “Zamana Karşı” gibi filmlerden de tanıdığımız Andrew Niccol yönetmen koltuğunda. Her zaman olduğu gibi tam bir gerçeklik duygusu yaratmak için ciddi bir uğraş görüyoruz. Filmin kurgusunun yanı sıra döneme uygun olarak dizayn edilen araçlar, evler ve diğer dış ortamlar filmle aramızda daha sıkı bağlar oluşturuyor. Tüm bunların sadece bir film olduğunu bilmemize rağmen, 125 dakika boyunca gerçekliğin içinde kayboluyoruz. “Quantum of Solance” ve “Uçurtma Avcısı” gibi filmlerden tanıdığımız Roberto Schaefer’in üstlendiği görüntü yönetmenliği sayesinde izlenmeye değer, bizi alıp götüren sahneler karşımıza çokça çıkıyor. Açık alanların yanı sıra iç mekanlardaki çekim açıları da takdire değiyor.

Kesinlikle sıkmayan bir kurgu ve hiçbir şekilde abartıya yer verilmeyen olaylarla, keyifli bir sinema deneyimi yaşatıyor bize “Göçebe”. Bilim kurgunun yanı sıra izleyiciyi aşk, yurt ve güven hakkında düşündürüyor. Eminim ki birçok kişi salondan yüzlerinde hafif ve tatlı bir gülümsemeyle çıkacaktır.

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.