logo

KURGUDAN DAHA GARİP “HAYAT” VAR


Halil TÜRKDEN
halil.turkden@facebook.com

KURGUDAN DAHA GARİP “HAYAT” VAR

Chuck Palahniuk, “Kurgudan da Garip” kitabıyla şu ana kadar yazdıklarının perde arkasını anlatıyor. Yazarın nelerden esinlendiğini “kurgu” olarak gördüğümüz eserlerinin aslında tamamen kurgu olmadığını öğrendiğimizde daha iyi anlıyoruz.

Yeraltı edebiyatı dediğimizde akla ilk gelen kavramlardan biri olan ve anlatı rotasıyla sağlam bir okuyucu kitlesine sahip transgresyonel kurgunun Palahniuk’un eserlerini yapısı adına pek yeterli bir açıklama olacağını düşünüyorum. Anti-kahramanları merkeze alan bu transgresyonel kurguda aslında tam da Chuck Palahniuk’un deneyimlediği ve kendinden parçalar sunduğu sahneler mevcuttur. Kitabı okuduktan sonra sadece Palahniuk’un yazını hakkında değil; çocukluğuna dair de travmatik gerçeklerle tanışabiliyorsunuz. Palahniuk  romanlarını yazım sürecinde hangi ortamlara girmek zorunda kaldığını ve hangi ortamların onu yazmaya götürdüğünü detaylarıyla beraber ona has üslubuyla aktarıyor okuyucuya.

Palahniuk, gazetecilik okuluyla ve muhabirlikle başladığı yolculukta kamyon tamirciliği yapmak istemiş ve bunu da deneyimlemiştir. Sonrasında yolu yazarlık çabalarına kadar uzanan Palahniuk, 1996 yılında tamamladığı Dövüş Kulübü ile aramıza katılır ve bu kitabı Ayrıntı Yayınları aracılığıyla Türkçe olarak okuyucularla buluşur. Sonrasında “Dövüş Kulübü”, “Gösteri Peygamberi”, “Kaçaklar ve Mülteciler”, “Görünmez Canavarlar”, “Tıkanma”, “Ninni”, “Günce”, “Çarpışma Partisi”, “Tekinsiz”, “Ölüm Pornosu” ve “Pigme” adlı kitapları Ayrıntı Yayınları’nın Türkçe’ye kazandırdığı diğer eserleri olmuştur.

“Kurgudan da Garip” kitabını Palahniuk adına bir özeleştiri, bir itiraf ve o kadar transgresyonel kurgu deneyiminin ardından yapılan bir düzeltme mesajı olarak algılayabiliriz. Yazar, aslında yazdıklarının tamamıyla kurmaca olmadığının altını çiziyor ve yaşamındaki duraklardan esinlendiği her bir hikâyeyi “hayal gücünün de katkısıyla” bizlere sunmayı başardığını ifade ediyor. İşte tam da burada, Palahniuk için esin kaynağının tam da hayatın kendisi olduğunu söyleyebiliriz. Aslında “Kurgudan da Garip” kitabı, yazarın şu ana kadar hep transgresyonel yapısıyla bizleri şaşırtmasına rağmen “bunları yazan bir adamın yaşamında mutlaka bazı gariplikler vardır” dediğimiz anı doğrulayan bir eser. Yaşadıkları ve kurmacalarının sıradışılığına baktığımızda yaşamın ve yaşadıklarının bir yerinde önemli gariplikler keşfeden ve icat eden bir kalemden söz ediyoruz.

“Kurgudan da Garip” üç bölümden oluşuyor. Palahniuk, kitabın ilk bölümü olan “İnsanlar Bir Arada”da; okuyucuları herkesin çırılçıplak bir şekilde istediğiyle sevişebildiği Montana’daki testis festivaline, sonrasında birbirlerinin kaşlarını dudaklarını yarmaktan başka bir başarısı olmayan amatör güreşçilerle dolu Olimpiyat güreş seçmelerine, sonrasında motor yağları ve tekerlekler dünyasında biçerdöver parçalama müsabakasına ve Chuck’ın ruhlar dünyasıyla ilgili varsayımlarına kadar onun dünyasındaki birçok ilginç yere götürüyor. Yine bunlardan birinde Seattle sokaklarında köpek kostümüyle dolaşırken insanların verdiği tepki ve başına gelenleri anlatıyor. Palahniuk tüm bunları aktarırken, aslında yazdıklarının ve yaşamın “kurgudan çok daha garip” olduğunu anlıyoruz.

“Portreler” adlı bölümde Marilyn Manson, AmyHempel, BrianWalker, Andrew Sullivan, Ira Levin, Michelle Keating ve JulietteLewis’in portrelerini harikulade bir makyajla bizlere aktarıyor. “Kişisel” adlı son bölümde de bir dönem refakatçi olarak çalıştığı günleri; “Dövüş Kulübü” filminin ön görüşmeleri üzerine anektodları; Brad Pitt’e dair bir dolgun dudak takıntısını; hatırlamak ve bazen de unutmak adına bir şeyleri saklama ihtiyacını; ölümleri;  “Dövüş Kulübü”nde yaşananların temelinde “yaşanmışlıkların” olduğunu görebiliriz.

 

Kitabın diline baktığımızda romanlarında sivri, baştan çıkarıcı, edepsiz ve gölgeli bir anlatıma sahip olan Palahniuk’un kendini ve yazınını anlatırken de yine bu tarzından ödün vermediğini düşünüyorum. Palahniuk bu kitabında, şu ana kadar “neyi, nasıl, niçin” yazdığının altını çiziyor.  Kurmacanın ve gerçeğin aslında birbirinden çok da uzak olmadığını ve hayatın kendisi adına kurmaca için harika bir fırsat olduğunu belirtiyor. Palahniuk, “Kurgudan da Garip”te aslında bu kadar kurmacayı yazmak için önce bunları/bunlarla yaşamayı göze almanın önemini anlatmaya çalışıyor.

 
Halil TÜRKDEN

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Erkek fantazilerinin domine ettiği, Eril Kafalı Film Escape From Tomorrow (2013)

    22 Temmuz 2017 Köşe Yazıları, Manşet, Sinema, Video

    Gerçekten artık erkek fantazilerinin domine ettiği, eril kafalı filmler izlemekten bıktım. Evet her filmin içinde maruz kaldığımız minor eril bil dil olabiliyor, fakat bu biraz dozunu kaçırmış. Disneyland'da gizli kameralar kullanılarak çekilmiş bir film olması bu filmi takdir edilmesi gereken bir film yapmıyor. Öncelikle rahatsız edici eril kafasını ve baş karakterini düzeltmesi gereken bir hikaye yazmalıydı. Daha sonra ne guerillalık yapmak istiyorsan yapabilirsin. ...
  • KARAGÖL’E TIRMANIYORUM

    20 Temmuz 2017 Doğa, Köşe Yazıları, Manşet

    Zamanın behrinde, Tantalos adında kıyak bir kral varmış. M.Ö 8. yüzyılda yaşadığı ve Frigya kralı olduğu öne sürülen Tantalos, tanrıların sofrasına oturabilen tek kral. Fakat ne olduysa Tantalos, tanrıların bu hoşgörüsünü kötüye kullanır ve bunun sonucunda büyük bir cezaya çarptırılır. Efsaneye göre; Tantalos, Zeus tarafından Spil Dağının bir yarığından aşağı atılır ve düştüğü yer bir göle dönüşür. Berrak ve serin suların çenesine kadar geldiği bu gölde açlığa susuzluğa ve en kötüsü ölümsüzlüğe mahkum edilir. O zamanlar Tantalis olarak adlandır...
  • BİÇİM Mİ İŞLEV Mİ? HEPSİ? HİÇBİRİ..

    19 Temmuz 2017 Doğa, Köşe Yazıları, Manşet

    Guggenheim Müzesi Bilbao- Mimar: Frank Gehry.1997. Dekonstrüktiv mimari örneği. İlk bakıldığında gemiye benzetilse de aslında yukardan bakıldığında çiçek formu olduğu anlaşılmaktadır. Mimaride dekonstrüktivizm ya da yapısal analiz, 80'li yılların sonlarında doğdu. Parçalanma fikri onun karakteristik özelliğidir. Aynı zamanda, yapının yüzeyi ve genel görünüşü de manipüle edilir. Nesneye, iskeletini rahatsız etmesi ve yerinden oynatması beklenen eğrisel şekiller hakimdir. Binanın yapısı, kontrollü bir kaos duygusu ve öngörülemezliği uyandı...
  • İmgelerle Konuşan Yönetmen Kim Ki Duk

    11 Temmuz 2017 Köşe Yazıları, Manşet, Sinema

    Güney Kore'nin bir taşra köyünde dünyaya gelen efsanevi yönetmen, senarist ve yapımcıdır kendisi. Zor bir hayat geçiren Kim Ki Duk bu efsane tarzını geçirdiği zor hayata borçlu sanırım. Sinema ile ilgili hiç bir eğitimi yok ve hiç bir sinemacının asistanlığını yapmamış yani tamamen dışarıdan bir göz olması insanı harete düşürüyor. Tarım ile ilgili bir okulda okumuş fakat maddi sıkıntılardan dolayı devam edememiş, deniz kuvvetlerinde bile çalışmış. Hatta sinemayla ilk karşılaşması bile 30 yaşında olmuş. İlk defa bir filmi 30 yaşınday...