logo

Modernlik Fragmanları


Halil TÜRKDEN
halil.turkden@facebook.com

David Frisby’nin 1985-86 yıllarında ilk çıktığında büyük bir yankı uyandıran Modernlik Fragmanları (Fragments of Modernity) kitabı Metis Yayınları aracılığıyla okuyucularla ve akademi dünyasıyla buluştu.

Kitap Georg Simmel, Siegfried Kracauer ve Walter Benjamin’in metinlerindeki modernlik temasını nasıl ve neden tartıştıklarını irdeliyor. Bu üç yazarın çalışmalarının dışındaki modernlik tartışmaları da Frisby’nin gözünden kaçmıyor. Kitap kendi içinde modernlik, Simmel, Kracauer ve Benjamin olmak üzere dört bölüme ayrılsa da; okuyucu her bölümde de bu üç isim ve genel modernlik külliyatı çerçevesinde iç içe geçmiş bir modernlik dersine giriyor.

Frisby’nin özellikle Simmel ve Benjamin üzerine olan çalışmaları ve sosyolog kimliğinin de katkısıyla kitabın akademik anlamda oldukça önemli bir kaynak olacağı söylenebilir. Zira, Frisby sadece modernlik tanımlarını tartışmıyor; kitapta tartışılan en önemli konulardan biri de metodoloji. Modernlik araştırmalarındaki yöntembilim tartışmaları kitabın akademik anlamdaki en önemli çıktılarından biri.

19. yüzyılın sonlarında sosyolojinin müstakil bir disiplin haline gelmesiyle ortaya çıkan tartışmaları ve metinleri algılayabilmek adına modernliğin bir ürünü olan sosyal dünyayı analiz edebilmenin yollarını iyi anlamak gerekir. Modernlik Fragmanları, modernlik kavramı üzerine düşünen ve çalışan herkesi Marx’tan Baudelaire’e, Simmel’den Weber’e, Nietzsche’den Benjamin’e kadar uzanan geniş bir sokağa getiriyor.

İki arkadaş ve bir öğretmen

Frisby, en istikrarlı modernlik karşıtlarından biri olan Max Weber’in modernliği algılayışına ve getirdiği açıklamaların yetersizliğine de dokunmadan edemiyor. Frisby’e göre, Ferdinand Tönnies, Emile Durkheim ve Georg Simmel gibi 19.yüzyılın sonlarında yetişen sosyologların metinlerindeki modernlik temasının geç anlaşılmasının en önemli nedenlerinden biri Weber’in modernlik tartışmalarına gereğinden fazla yoğunlaşılması olmuştur.

Frisby, 1980’li yıllarda Tom Bottomore ile birlikte Simmel üzerine yoğunlaşmışlar ve Simmel’in Para Felsefesi kitabını yeniden gündeme getirmişlerdi. O kitapta, Simmel’in para ekonomisinin ortaya çıkardığı problemlere yaklaşımının Karl Marx’ın çoğu metniyle benzerlik gösterdiği gözlenebilir. Fakat farklılıklar da aşikârdır ve Frisby’nin Simmel metinlerinde her zaman kendine yer bulmuştur.

Frisby, Simmel’in parayı odak noktasına alışını önce “çağının ruhunun bütünlüğünü kendi para analizinden çıkartmaktan başka bir şey yapmamakla”, sonra da “onun Para Felsefesi’nde kayıp olan şey para ilişkilerinin tarihsel sosyolojisidir” ifadeleriyle eleştirmiştir. Modernlik Fragmanları’nda, Simmel’in Para Felsefesi üzerine çok kapsamlı tespitler bulunuyor. Bunun yanı sıra, Simmel’in modern zamanlardaki şehir yaşamını ve şehrin toplumsala olan etkisini ele aldığı Metropol ve Zihinsel Yaşam adlı çalışması da Frisby’nin görüş alanında duruyor.

 

Kitapta Benjamin’in yakın arkadaşı, Simmel’in ise öğrencisi olan Siegfried Kracauer’in çalışmaları üzerine de tespitler bulunuyor. Kracauer’in 2011 yılında yine Metis çevirisiyle karşımıza çıkan Kitle Süsü seçkisinin de Kracauer’in çalışmaları için nasıl bir hareket noktası oluşturduğunu görebiliriz.

Frisby, bir bakıma Simmel, Kracauer ve Benjamin’den oluşan bir üçgende köşe kapmaca oynatıyor. Bunu yaparken de, bu üç ismin toplumdan dışlanan ve akademinin kıyısında köşesinde kalan isimler olarak olduğunu anımsatıyor. Kitabın hemen hemen her sayfasında üç karakterin de toplumdan dışlanmış birer sosyal bilimci olarak kendi toplumlarına nasıl birer yabancı olarak baktıklarını görebiliriz.

Tesadüfi Fragmanlar

“Modernliğin toplumsal boyutlarını araştırmaya yönelik bu üç girişim, Weber’in –modern Batı toplumlarını önceki toplum biçimlerinden ve diğer uygarlıklardan ayıran şeyin tanımı addedilen – modernlik analizine çok az şey borçluysa, o zaman bu girişimlerin araştırdığı modernlik ne tür bir şeydir?” sorusunu sorarak yazar da kendi hareket noktasını belirliyor. İşte tam bu noktadan hareketle, bu üç yazarın araştırmalarının ve modernlik metinlerinin ayırt edici kısımlarını sunmaya başlıyor: “Simmel, Kracauer ve Benjamin, hepsi kendine özgü usullerle, kapitalizmin yükselişiyle temeli atılan toplumsal ve tarihsel varoluşa ilişkin yeni algı ve deneyim tarzlarıyla ilgilenmiştir.” Bu üç ismin modernlik metinlerinde görülen ve ayırt edici olan en önemli nokta bir bütün olarak toplum analizine başvurmamalarıdır. Frisby’e göre de, onların analizlerinin, yirminci yüzyıl sosyolojisinde basmakalıp hale gelmiş olan modernleşme teorileriyle pek bir ortak yanı yoktur. Yazar bu tespiti yaparken de Simmel’in tartışmalarının “gerçekliğin rastlantısal fragmanları” üzerinden başladığını hatırlatıyor.

Bu isimlerin modernlik analizlerinde toplumsal kurum ve sistemlerden ziyade gerçekliğin anlık parıldamaları ve yazarın ifadesiyle “şipşak resimleri” (Momentbilder) daha önemlidir.

Buna rağmen Kracauer Kitle Süsü kitabında, Simmel ise kendi modernlik tartışmalarının temeli olarak görülebilecek olan Paranın Felsefesi adlı kitabında toplumsal bütünlüğü tamamen dışlamadıklarını belirtirler.

Kitabın genelinde modernlik anlamında dopdolu bir kaynakçanın olduğu göze çarpıyor. Bunu yaparken Benjamin’in veya Kracauer’in kimlerden nasıl etkilendiklerini, hangi yönleriyle Weber’den veya Marx’tan ayrıldıklarını, hangi yönleriyle Frankfurt Enstitüsü’ne dâhil olamadıklarını, hangi yönleriyle çağdaş modernlik analizlerine karşı alternatif bir duruş sergilediklerini ve işin ‘nasıl’ı konusunda metodolojik eleştirilerini eklemeyi de ihmal etmiyor.

Okuyucu kitabı bitirdiğinde modernlik anlamında dolu bir külliyatı elinde tuttuğunu da hissedebilir, bu üç Alman yazar hakkında derin bir biyografi cildini bitirdiğini de düşünebilir. Son olarak Frisby, her bölümün başında ve içinde üç ismin birbirleri hakkındaki ve hatırdan çıkmayacak ifadelerine yer veriyor. Bunlardan birinde dostu Kracauer’i “Devrim gününün şafağında erkenci bir paçavracı” olarak tanımlayan Benjamin hakkındaki en iyi tespitlerden biri yine arkadaşından geliyor: Benjamin dünyayı rüyasından uyandırmak istiyor.”

David Frisby

Modernlik Fragmanları

Simmel, Kracauer ve Benjamin’in Eserlerinde Modernlik Teorileri

Metis Yayınları – 360 sayfa

 

Halil Türkden

Etiketler: » »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Erkek fantazilerinin domine ettiği, Eril Kafalı Film Escape From Tomorrow (2013)

    22 Temmuz 2017 Köşe Yazıları, Manşet, Sinema, Video

    Gerçekten artık erkek fantazilerinin domine ettiği, eril kafalı filmler izlemekten bıktım. Evet her filmin içinde maruz kaldığımız minor eril bil dil olabiliyor, fakat bu biraz dozunu kaçırmış. Disneyland'da gizli kameralar kullanılarak çekilmiş bir film olması bu filmi takdir edilmesi gereken bir film yapmıyor. Öncelikle rahatsız edici eril kafasını ve baş karakterini düzeltmesi gereken bir hikaye yazmalıydı. Daha sonra ne guerillalık yapmak istiyorsan yapabilirsin. ...
  • KARAGÖL’E TIRMANIYORUM

    20 Temmuz 2017 Doğa, Köşe Yazıları, Manşet

    Zamanın behrinde, Tantalos adında kıyak bir kral varmış. M.Ö 8. yüzyılda yaşadığı ve Frigya kralı olduğu öne sürülen Tantalos, tanrıların sofrasına oturabilen tek kral. Fakat ne olduysa Tantalos, tanrıların bu hoşgörüsünü kötüye kullanır ve bunun sonucunda büyük bir cezaya çarptırılır. Efsaneye göre; Tantalos, Zeus tarafından Spil Dağının bir yarığından aşağı atılır ve düştüğü yer bir göle dönüşür. Berrak ve serin suların çenesine kadar geldiği bu gölde açlığa susuzluğa ve en kötüsü ölümsüzlüğe mahkum edilir. O zamanlar Tantalis olarak adlandır...
  • BİÇİM Mİ İŞLEV Mİ? HEPSİ? HİÇBİRİ..

    19 Temmuz 2017 Doğa, Köşe Yazıları, Manşet

    Guggenheim Müzesi Bilbao- Mimar: Frank Gehry.1997. Dekonstrüktiv mimari örneği. İlk bakıldığında gemiye benzetilse de aslında yukardan bakıldığında çiçek formu olduğu anlaşılmaktadır. Mimaride dekonstrüktivizm ya da yapısal analiz, 80'li yılların sonlarında doğdu. Parçalanma fikri onun karakteristik özelliğidir. Aynı zamanda, yapının yüzeyi ve genel görünüşü de manipüle edilir. Nesneye, iskeletini rahatsız etmesi ve yerinden oynatması beklenen eğrisel şekiller hakimdir. Binanın yapısı, kontrollü bir kaos duygusu ve öngörülemezliği uyandı...
  • İmgelerle Konuşan Yönetmen Kim Ki Duk

    11 Temmuz 2017 Köşe Yazıları, Manşet, Sinema

    Güney Kore'nin bir taşra köyünde dünyaya gelen efsanevi yönetmen, senarist ve yapımcıdır kendisi. Zor bir hayat geçiren Kim Ki Duk bu efsane tarzını geçirdiği zor hayata borçlu sanırım. Sinema ile ilgili hiç bir eğitimi yok ve hiç bir sinemacının asistanlığını yapmamış yani tamamen dışarıdan bir göz olması insanı harete düşürüyor. Tarım ile ilgili bir okulda okumuş fakat maddi sıkıntılardan dolayı devam edememiş, deniz kuvvetlerinde bile çalışmış. Hatta sinemayla ilk karşılaşması bile 30 yaşında olmuş. İlk defa bir filmi 30 yaşınday...