logo

DEMOKRASİ, BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ


Halil TÜRKDEN
halil.turkden@facebook.com

DEMOKRASİ, BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

“(…) devlet, bir sınıfın diğerini ezme aracından başka bir şey değildir ve bu, monarşide olduğu kadar demokratik bir cumhuriyette de geçerlidir.” Engels, 1891.

Herkesin demokrat olduğu ve herkesin her devirde bir şeyleri demokrasi üzerine inşa ettiği bir dünyadayız. Kutsanmış ve tüm günahlardan arınmış bir demokrasinin tamamlanamaması söz konusu. İşte tam da bu demokrasiyi sorguluyor yazarlar.

Fransız siyaset teorisyeni Gilles Dauvé ve sol komünizmin temsilcilerinden Karl Nesic’in ortak çalışması Demokrasinin Ötesinde, Sel Yayıncılık çevirisiyle okuyucularla buluştu. Daha önce yine Sel Yayınları aracılığıyla Komünist Hareketin Güneş Tutulması ve Yeniden Ortaya Çıkışı adlı bir çalışması yayınlanan Dauve, demokrasi kavramının çıkmaz sokaklarında ve demokrat söylemlerin imkânsızlığında dolaşıyor.

Bu imkânsızlığın sınırları oldukça eleştirel bir üslupla çiziliyor. Avrupa’da sol komünizmin önemli isimlerine referans veren bu çalışma, günümüz siyasetindeki birçok yanılsamayı ele almakla birlikte tarihsel sürece de önemli göndermelerde bulunuyor. İnsanlık tarihinin en özgür hissettiği ilk andan bugüne kadarki demokrasi yolcuğunda suçlunun totaliter rejimler başta olmak üzere hep demokrasi dışında bir yerlerde aranmasına tepkili olan bu çalışmada olağan bir sistem eleştirisinden çok daha fazlası yapılıyor.

Bugünün dünyasında iktidarların ideolojik tabanları ne olursa olsun demokrasi, hepsinin temel söylemidir. Günümüz siyasetinde demokrasi; baloya girişte üzerinizde olması zorunlu ceket, papyon, pantolon ve ceketten oluşan bir smokinden farklı değildir.  Demokrasi tarih boyunca birçok defa amaç olmuştu ama bugünün siyasetinde demokrasinin nelere araç olduğu ve neden artık bir amaç olamadığı bu çalışmada ele alınıyor. Kavram olarak, siyaset tarihinde faşistin, sosyalistin, liberalin, komünistin, anarşistin veya muhafazakârın kendi demokrasi tanımları çerçevesinde, kendi duvarlarını ördüğünü görebiliriz. Kitabın çizdiği yolda demokrasinin bu kavramsal ve çetrefilli yolculuğuna eşlik edebiliriz.

Demokrasi, uygulanacağı yönünde sözü verilmesi gereken bir şey midir? Demokrasi, bir yanılsama mıdır yoksa hepimiz için birer nostalji midir? Demokrasi veya demokratlık aynı şeyler midir? Bugün gerçekten özgür olabilir miyiz? İşte tam da bu soruda durup evrendeki her insanın kendi demokratik sınırları çerçevesinde “özgürlüğüyle ve hür iradesiyle” var olabileceğini varsayalım. Bir laboratuvar deneyi misali, her bireyin özgürlüğünü ve demokratiklik derecesini eşit dereceye getirdiğimizde geriye ne kaldığı Dauve ve Nesic’in yoğunlaştığı bir tartışmadır. Geriye kalan, bizim için midir?

Demokrasinin Ötesinde M.Ö. 5. yüzyıldan 1914’e ve sonrasına, oradan da 1945’e ve sonrasına uzanıyor. Bunu yaparken İspanya’dan İtalya’ya, Almanya’dan Fransa’ya insanlık tarihinin belki de en utanç dolu yüzyıllarından biri olan 20.yüzyılın politik dokusundan da faydalanıyor.

Demokrasi tartışmasına komünizm üzerinden devam edersek, bu yüzyılın başında demokrasi algısı, sınıfsız toplumlar kadar ütopik bir çizgide olmamasına karşın bugün geriye baktığımızda büyük bir hayalkırıklığı haline geldi. Bu bağlamda, ne proleterya diktasını ilk adım olarak gören Leninizm, ne yazının başında hatırlattığım bir Dauve çalışması olan “Komünist Hareketin Güneş Tutulması ve Yeniden Ortaya Çıkışı” kitabının tercümanlık ettiği sol komünizm ne de Kropotkin, Malatesta ve Cafiero gibi çıkış referansları olan anarşist komünizm fikri “demokrasi ve komünizm bir arada olur mu” sorusuna rasyonel açıklamalar getiremedi.

Yazarlar, çalışma boyunca dikta rejimleriyle demokrasinin benzerlik gösterdiği noktaları da öne çıkarıyorlar. Bunlardan birinde, “diktatör işkence eder, demokrasi de işkenceyi kurallara bağlayarak yapar” ifadesiyle niyette ve formda farklılık gösteren ama toplumsal çıktısı aynı olan iki yönetim biçimi ele alınıyor. Daha açık bir ifadeyle, diktatörlük emirlere ve yönergelere itaat beklerken, demokrasi zihinsel veya duygusal bir bağlılıkla işini görür.

Demokrasinin özellikle sol cenah tarafından yanlış anlaşılması – yanlış anlaşılmaktan ziyade, demokrasinin teoriden uygulamaya geçerken yaşadığı dönüşümün farkında olamama hali diyebiliriz – bu ortak çalışma boyunca en çok uyarı ve eleştirinin üretildiği noktadır.

Kitabın, demokrasi adına cevapladığı en önemli sorulardan biri, “demokrasi özgürlüğe giden en iyi yol mudur” sorusudur. Zira, bu soruyu sorduğumuzda demokrasi adına sokaklara çıkan grupları veya sendikalara sığınanları Georges Sorel’in de altını çizdiği gibi bambaşka bir tuzak bekliyor olabilir. Demokrasinin proletaryanın direncini kırmak veya ateşinin şiddetini düşürmek adına sistem tarafından korunan bir sendikacı anlayışı öne çıkarması sosyalizmin imkansızlığını kolaylaştıran birçok etkenden sadece bir tanesi olarak ele alınmalıdır.

Böylesine umutsuz ve demokrasinin bile masum olmadığı bir dünyada sorulacak ilk sorulardan biri şudur: İşler niye kitaplarda olduğu gibi olmadı? Gerçek veya masum olana dokunamasak bile en azından değişimin neyi gerçekleştireceğini bilmeye hakkımız var.

 

Demokrasinin Ötesinde

Gilles Dauve, Karl Nesic

Sayfa Sayısı : 168

  

Halil Türkden

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ONLAR HEP GÜLÜYOR

    08 Ağustos 2017 İnsan, Köşe Yazıları, Manşet

    Bir mücadele düşünün; kavganın güzelliğinde, güzellik kattılar kendilerine. Semih- Esra Özakça çifti ve Nuriye hocamız. Onurlu bir kavganın üç direngen insanı. Talimatlarla yapılan bir işte ‘’Adalet’’ aranır mı? diye haykırıyor Semih abi, eşine yazdığı mektubunda. Türkülerin ne güzel, sesin ne güzel deyişi hiç mi acıtmadı vicdan’ınızı ?  Ya eşyalarını dolaba yerleştirirken Esra’sının polarını bulması ve kendi kokusu sinmesin diye üşüse de giyememesi ya da doyasıya koklayamaması, hiç mi ürpertmedi içinizi ? Ömrüm kendine dirençli ve inanç...
  • Kitap Film Uyarlaması 6: The Sound and the Fury

    08 Ağustos 2017 Edebiyat, Kitapkurdu vs Sinefil, Köşe Yazıları, Manşet, Sinema

    Kitap: The Sound and the Fury - William Faulkner (1929) Film: The Sound and the Fury - Martin Ritt (1959) The Sound and the Fury - James Franco (2014) Faulkner'ın başyapıtı sayılan The Sound and the Fury'nin ve bilinçakışı tekniğiyle yazılan diğer bilimum romanın sinemaya uyarlanmasının her zaman içim imkansız olduğunu düşünürüm. The Sound and the Fury konusu itibariyle çok da ahım şahım bir şey olmasa da yazım stili açısından takdire şayan. Kitap ilk olarak zihinsel engelli Benjy'nin gözünden anlatılarak başlar, ardından bunalımla...
  • Altay için yeni bir sezon yeni bir heyecan

    07 Ağustos 2017 Güncel, Köşe Yazıları, Manşet, Spor

    2017-2018 SEZONU ALTAY VE DİĞERLERİ Geçen sene zor bir yıl oldu bizim için önce sapır sapır hoca değişikliği sonra gelen 20 maçlık yenilmezlik serisi ve sezon sonunda gelen play-off şampiyonluğu yine bizleri heyecanlandıran ve yeniden hayal kurmamızı sağlayan bir sürece itti. Evet geçen sene zor bir süreçti. Yeni bir yönetim yeni bir oluşum start verdi, Türkiye’ nin her yerinde spor okulları projesi, alttan gelen takıma birkaç dokunuş ve zamanında ödenen paralar ile ivme kazandı takım, belki zor bir yıldı ama yüzümüzün akı ile şampiyonl...
  • Cinsel Devrim

    02 Ağustos 2017 Araştırma, İnsan, Kadın, Köşe Yazıları, Manşet

    Cinsel Devrim; feminist hareket içerisinde yer alan 60'lı ve 80'li yılları kapsayan ve o yıllar arasında gerçekleştirilmiş olan bir hareket. Bu devrim sadece kadınları değil eşcinselleri de kapsar. Avrupa ( İsveç) ve Amerika ( San Fransisco) bu hareketin ilk adımlarının atıldığı ve kısa zamanda tüm dünyaya yayılmasında öncülük eden iki şehir olarak tarihe geçti. 68 kuşağı ya da 68 ruhunun gerçekleştirmiş olduğu bir harekette 68 ruhu, toplumdaki bütün adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri reddetti. Kadınların cinsel anlamda da özgür olmaları gerekt...