logo

Yaşanmamış ilişkilerin romanı Mihman


Halil TÜRKDEN
halil.turkden@facebook.com

Şiir ve denemeleriyle tanıdığımız Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman, yazarın deyimiyle ustalara mahsus bir ilk olarak İletişim Yayınları aracılığıyla okurlarla buluştu.

akif_kurtulus_mihman550_1623

Edebiyat yaşamlarımız üzerinde mi dolaşıyor, yoksa biz mi o hayatların içine konduruyoruz gerçeklerimizi? Edebiyat açısından mühim bir sorudur bu. Şair Akif Kurtuluş “gerçek huzur verir, hakikat korkutur bizi” demekle aslında bir nebze cevaplıyor bu soruyu. Mihman öyle bir roman ki, kendi içsel gerçeklerimizin yanı sıra, özellikle ana akım yayınlar tarafından önümüze sunulan toplumsal gerçeklerle de hesaplaşmak durumunda kalıyoruz. Roman okura bu hayatta ne kadar mihman olduğunu düşündürtmesi açısından edebi işlevini de yerine getiriyor. Bir diğer deyişle soruları, suçlamaları ve acıları deruhte etmemiz edebiyatın misyonlarından birini tamamlanmış kılıyor.

Mihman öyle bir polisiye ki, Ankara’dan Van’a uzanan bir aşkın kıyısından akan bir Kürt-Türk meselesini yer yer şiir tadında aktarabiliyor. Ankara’dan Van’ın Başkale ilçesine bir dava için gelen avukat Memet Fuat’ın istihbaratçı adaşı Mehmet Fuat ile olan isim benzerliği nedeniyle yanlışlıkla kaçırılmasıyla dağda ‘mihman’ edilmesi anlatılmıyor yalnızca. Kendi yangınının tam ortasında başkasının acısına saygı duyan bir anne; içindeki yangından kaçarken dağdaki yangına tutulan bir avukat, yangının tam ortasındaki gerilla… 30 yıldır süren bir savaşın içinden geçenler ve etrafındakiler tam orta yerde buluşuyor hikâyede. Bu buluşmada, bu alanda yazılmış birçok eserin atladığı bir şeyi atlamıyor Akif Kurtuluş. Yaşananların tam ortasındaki gerillanın kim olduğunu, nereden gelip nereye neden gittiğini ve hangi gerçek için savaştığını takdire şayan bir ustalıkla anlatıyor. Türkiye’nin nasıl bir mercek altında körleştiğini düşünürken Delila’yı, Nezir’i, Memet Fuat’ı, Mehmet Fuat’ı, Nalân’ın kaybettiği evladı Yusuf’u, şehit anası nutukları atanlarının birçoğunun tanımadığı annelerden biri olan Nalân’ı tanıyor okuyucu. Örgüt tarafından yanlışlıkla kaçırılan hikâyenin mihmanı, avukatı, sadece dağdaki mağarada dinlemiyorsunuz; onu Ankara’nın orta yerinde bir meyhanede de dinleyebilme şansınız oluyor. Onun Ankara’da bir hukukçu olarak hayata ve ilişkilerine dağda geçirdiği birkaç günden daha ‘mihman’ oluşunu Akif Kurtuluş’un şiirsel dili özenle betimliyor.

Akif Kurtuluş’un Mihman’ı daha önce bu alanda, bu coğrafyada ve bu aktörlerle yazılıp çizilenler içinde ayrı bir yere konulmalı. Zira Kürtlerle ilgili yazılıp çizilen ve bu ayrıcalığa sahip oldukça az eser var. Kurtuluş, daha önce ülke edebiyatçıları tarafından yazılıp da o coğrafya hakkında dağlar, yaylalar, sarp geçitler, töre kurbanlarını içeren bir dizi romandan farklı olarak o coğrafya insanının kim olduğuna mürekkep batırmış. Daha da ilginci yazar, tespitin yanı sıra bu coğrafyada var olma mücadelesi veren herkese aynı soruyu sordurtuyor kitabın sonunda. Dağdaki gerilla, şehirdeki hukukçu, MİT görevlisi, koşulsuzca seven bir âşık ve cenazede devlet erkânı istemeyen şehit annesi için aynı soruyu, “bu coğrafya insanının sınırlar uğruna eline bulaşan kanı nasıl temizlediğini veya nasıl temizleyeceğini” soruyor. Tam da burada insani bir çaba ve vicdani bir adımla resmi ideolojinin tepkiyle karşılayacağı bir şehit annesi kurguluyor yazar.

 

“Yusuf’un kesinlikle tetiği çekmediğini düşündüm. O, birisini öldürmek için silahını ateşlemiş olamazdı. Peki ya o iki çocuk? O iki çocuğu adam öldürebilecek kadar canavar kılan şey, nasıl oluyordu da Yusuf’u bu kadar masum tutabiliyordu? Yusuf’u kayırarak, aynı toprağın altına girmiş iki evlada, iki anneye nasıl bu kadar haksızlık edebiliyordum, nasıl bu kadar kıyıcı olabiliyordum?”

 

Romanda aşk, yalnızlık, ölüm gibi birçok temaya farklı bakış açılarıyla farklı çözümlemeler getiriliyor. Belki de bunu en iyi açıklayan şeylerden biri kitabın bir şair romanı oluşudur.

“İnsan çok sevdiği birisinin yokluğuyla yüzleşebilirse ölümü sıradanlaştırabilir. Ölüm, yediğin ekmek içtiğin su kadar sahici, ancak o an gelebilir insana.”
Mihman, yazarın da ifade ettiği gibi “bir aşk romanı, bir siyasi polisiye, ilişkilerin romanı” ve kimilerine göreyse şiirle terbiye edilmiş bir insan hikâyesi. Yaşanmamış, dile getirilmemiş, yaşanmasına olanak verilememiş ilişkilerin hikâyesi. Şair işte tam da burada girer devreye. “İnsan ömründe bir kere âşık olur amcaoğlu. O kadını aradan yüz yıl geçse, gördüğünde ayakları kesilir, böyle ayakuçlarından bir bahar yeli girer, bütün damarlarını dolaşır…

Mihman

 

Akif Kurtuluş

İletişim Yayınları,

271 sayfa

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ONLAR HEP GÜLÜYOR

    08 Ağustos 2017 İnsan, Köşe Yazıları, Manşet

    Bir mücadele düşünün; kavganın güzelliğinde, güzellik kattılar kendilerine. Semih- Esra Özakça çifti ve Nuriye hocamız. Onurlu bir kavganın üç direngen insanı. Talimatlarla yapılan bir işte ‘’Adalet’’ aranır mı? diye haykırıyor Semih abi, eşine yazdığı mektubunda. Türkülerin ne güzel, sesin ne güzel deyişi hiç mi acıtmadı vicdan’ınızı ?  Ya eşyalarını dolaba yerleştirirken Esra’sının polarını bulması ve kendi kokusu sinmesin diye üşüse de giyememesi ya da doyasıya koklayamaması, hiç mi ürpertmedi içinizi ? Ömrüm kendine dirençli ve inanç...
  • Kitap Film Uyarlaması 6: The Sound and the Fury

    08 Ağustos 2017 Edebiyat, Kitapkurdu vs Sinefil, Köşe Yazıları, Manşet, Sinema

    Kitap: The Sound and the Fury - William Faulkner (1929) Film: The Sound and the Fury - Martin Ritt (1959) The Sound and the Fury - James Franco (2014) Faulkner'ın başyapıtı sayılan The Sound and the Fury'nin ve bilinçakışı tekniğiyle yazılan diğer bilimum romanın sinemaya uyarlanmasının her zaman içim imkansız olduğunu düşünürüm. The Sound and the Fury konusu itibariyle çok da ahım şahım bir şey olmasa da yazım stili açısından takdire şayan. Kitap ilk olarak zihinsel engelli Benjy'nin gözünden anlatılarak başlar, ardından bunalımla...
  • Altay için yeni bir sezon yeni bir heyecan

    07 Ağustos 2017 Güncel, Köşe Yazıları, Manşet, Spor

    2017-2018 SEZONU ALTAY VE DİĞERLERİ Geçen sene zor bir yıl oldu bizim için önce sapır sapır hoca değişikliği sonra gelen 20 maçlık yenilmezlik serisi ve sezon sonunda gelen play-off şampiyonluğu yine bizleri heyecanlandıran ve yeniden hayal kurmamızı sağlayan bir sürece itti. Evet geçen sene zor bir süreçti. Yeni bir yönetim yeni bir oluşum start verdi, Türkiye’ nin her yerinde spor okulları projesi, alttan gelen takıma birkaç dokunuş ve zamanında ödenen paralar ile ivme kazandı takım, belki zor bir yıldı ama yüzümüzün akı ile şampiyonl...
  • Cinsel Devrim

    02 Ağustos 2017 Araştırma, İnsan, Kadın, Köşe Yazıları, Manşet

    Cinsel Devrim; feminist hareket içerisinde yer alan 60'lı ve 80'li yılları kapsayan ve o yıllar arasında gerçekleştirilmiş olan bir hareket. Bu devrim sadece kadınları değil eşcinselleri de kapsar. Avrupa ( İsveç) ve Amerika ( San Fransisco) bu hareketin ilk adımlarının atıldığı ve kısa zamanda tüm dünyaya yayılmasında öncülük eden iki şehir olarak tarihe geçti. 68 kuşağı ya da 68 ruhunun gerçekleştirmiş olduğu bir harekette 68 ruhu, toplumdaki bütün adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri reddetti. Kadınların cinsel anlamda da özgür olmaları gerekt...