logo

Yaşanmamış ilişkilerin romanı Mihman

Şiir ve denemeleriyle tanıdığımız Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman, yazarın deyimiyle ustalara mahsus bir ilk olarak İletişim Yayınları aracılığıyla okurlarla buluştu.

akif_kurtulus_mihman550_1623

Edebiyat yaşamlarımız üzerinde mi dolaşıyor, yoksa biz mi o hayatların içine konduruyoruz gerçeklerimizi? Edebiyat açısından mühim bir sorudur bu. Şair Akif Kurtuluş “gerçek huzur verir, hakikat korkutur bizi” demekle aslında bir nebze cevaplıyor bu soruyu. Mihman öyle bir roman ki, kendi içsel gerçeklerimizin yanı sıra, özellikle ana akım yayınlar tarafından önümüze sunulan toplumsal gerçeklerle de hesaplaşmak durumunda kalıyoruz. Roman okura bu hayatta ne kadar mihman olduğunu düşündürtmesi açısından edebi işlevini de yerine getiriyor. Bir diğer deyişle soruları, suçlamaları ve acıları deruhte etmemiz edebiyatın misyonlarından birini tamamlanmış kılıyor.

Mihman öyle bir polisiye ki, Ankara’dan Van’a uzanan bir aşkın kıyısından akan bir Kürt-Türk meselesini yer yer şiir tadında aktarabiliyor. Ankara’dan Van’ın Başkale ilçesine bir dava için gelen avukat Memet Fuat’ın istihbaratçı adaşı Mehmet Fuat ile olan isim benzerliği nedeniyle yanlışlıkla kaçırılmasıyla dağda ‘mihman’ edilmesi anlatılmıyor yalnızca. Kendi yangınının tam ortasında başkasının acısına saygı duyan bir anne; içindeki yangından kaçarken dağdaki yangına tutulan bir avukat, yangının tam ortasındaki gerilla… 30 yıldır süren bir savaşın içinden geçenler ve etrafındakiler tam orta yerde buluşuyor hikâyede. Bu buluşmada, bu alanda yazılmış birçok eserin atladığı bir şeyi atlamıyor Akif Kurtuluş. Yaşananların tam ortasındaki gerillanın kim olduğunu, nereden gelip nereye neden gittiğini ve hangi gerçek için savaştığını takdire şayan bir ustalıkla anlatıyor. Türkiye’nin nasıl bir mercek altında körleştiğini düşünürken Delila’yı, Nezir’i, Memet Fuat’ı, Mehmet Fuat’ı, Nalân’ın kaybettiği evladı Yusuf’u, şehit anası nutukları atanlarının birçoğunun tanımadığı annelerden biri olan Nalân’ı tanıyor okuyucu. Örgüt tarafından yanlışlıkla kaçırılan hikâyenin mihmanı, avukatı, sadece dağdaki mağarada dinlemiyorsunuz; onu Ankara’nın orta yerinde bir meyhanede de dinleyebilme şansınız oluyor. Onun Ankara’da bir hukukçu olarak hayata ve ilişkilerine dağda geçirdiği birkaç günden daha ‘mihman’ oluşunu Akif Kurtuluş’un şiirsel dili özenle betimliyor.

Akif Kurtuluş’un Mihman’ı daha önce bu alanda, bu coğrafyada ve bu aktörlerle yazılıp çizilenler içinde ayrı bir yere konulmalı. Zira Kürtlerle ilgili yazılıp çizilen ve bu ayrıcalığa sahip oldukça az eser var. Kurtuluş, daha önce ülke edebiyatçıları tarafından yazılıp da o coğrafya hakkında dağlar, yaylalar, sarp geçitler, töre kurbanlarını içeren bir dizi romandan farklı olarak o coğrafya insanının kim olduğuna mürekkep batırmış. Daha da ilginci yazar, tespitin yanı sıra bu coğrafyada var olma mücadelesi veren herkese aynı soruyu sordurtuyor kitabın sonunda. Dağdaki gerilla, şehirdeki hukukçu, MİT görevlisi, koşulsuzca seven bir âşık ve cenazede devlet erkânı istemeyen şehit annesi için aynı soruyu, “bu coğrafya insanının sınırlar uğruna eline bulaşan kanı nasıl temizlediğini veya nasıl temizleyeceğini” soruyor. Tam da burada insani bir çaba ve vicdani bir adımla resmi ideolojinin tepkiyle karşılayacağı bir şehit annesi kurguluyor yazar.

 

“Yusuf’un kesinlikle tetiği çekmediğini düşündüm. O, birisini öldürmek için silahını ateşlemiş olamazdı. Peki ya o iki çocuk? O iki çocuğu adam öldürebilecek kadar canavar kılan şey, nasıl oluyordu da Yusuf’u bu kadar masum tutabiliyordu? Yusuf’u kayırarak, aynı toprağın altına girmiş iki evlada, iki anneye nasıl bu kadar haksızlık edebiliyordum, nasıl bu kadar kıyıcı olabiliyordum?”

 

Romanda aşk, yalnızlık, ölüm gibi birçok temaya farklı bakış açılarıyla farklı çözümlemeler getiriliyor. Belki de bunu en iyi açıklayan şeylerden biri kitabın bir şair romanı oluşudur.

“İnsan çok sevdiği birisinin yokluğuyla yüzleşebilirse ölümü sıradanlaştırabilir. Ölüm, yediğin ekmek içtiğin su kadar sahici, ancak o an gelebilir insana.”
Mihman, yazarın da ifade ettiği gibi “bir aşk romanı, bir siyasi polisiye, ilişkilerin romanı” ve kimilerine göreyse şiirle terbiye edilmiş bir insan hikâyesi. Yaşanmamış, dile getirilmemiş, yaşanmasına olanak verilememiş ilişkilerin hikâyesi. Şair işte tam da burada girer devreye. “İnsan ömründe bir kere âşık olur amcaoğlu. O kadını aradan yüz yıl geçse, gördüğünde ayakları kesilir, böyle ayakuçlarından bir bahar yeli girer, bütün damarlarını dolaşır…

Mihman

 

Akif Kurtuluş

İletişim Yayınları,

271 sayfa

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.