logo

‘Valla solcular yazdı komutanım!’

Akape döneminin “en cesur” gazetesi olan Akit, bir zamanlar muktedirlere karşı hak mücadelesi yapardı.

Ama nasıl?

Solcu gazetecilerin Ordu hakkında yazdıkları yazıları kesip, medya sayfalarına yapıştırırlar, sonra da birinci sayfadan anonsla duyururlardı.

Yazının içinden “haşin” bir de başlık çıkarırlar, onu da sayfanın tepesine manşet olarak yerleştirirlerdi.

Eğer askerlerden bir hamle gelecek olursa bu “cesaret abideleri” için savunma hazırdı:

-Valla Paşam biz yapmadık, onlar yazmış! Biz de sadece alıntıcıyız!

Aşağıdaki metin 12 Haziran 1997’de (28 Şubat Sürecinin baba günleri)  Milliyet’te “Kızılordu’dan Laik Konser” başlığıyla yayınlandı.

Akit’teki “askeri vesayet karşıtı”, “cesur”, “yürekli” meslektaşlar ise şu başlıkla alıntıladılar konser haberini:

“Kızılordu oldu bizim ordu!”

Böylece askerlerle mücadele etmiş oldular!

 

***

Kızılordu Orkestra ve Korosu’nun İstanbul konserleri, izleyenleri büyüledi. Koronun Türkçe söylediği 10. Yıl Marşı ise ayakta alkışlandı. Coşkulu izleyiciler bu parçadan sonra “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganlarıyla Kızılordu Korosu’nu selamladılar.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ayakta kalmayı başaran ender kurumlardan olan Kızılordu Korosu dünyanın her yerinde eski yılların coşkusuyla karşılanıyor.
Önceki akşam İstanbul Açıhava Tiyatrosu’ndaki konsere giden yollarda “kızıl rüzgarlar” esiyordu. İTÜ Taşkışla binasının önünden yürüyen küçük gruplar, 1970′li yılların nostaljisiyle kendilerinden geçmişti:
“Haa – yat denilen kavgaya girdik / Çelik adımlarla yüü – rü – yoruz!..”
Hazirandaki “sürpriz kış”, konser için elverişsiz hava koşulları sunuyordu. Ancak Kızılordu Korosu’nun hayranları “tam techizatlı” olarak gelmişlerdi. Botlar, kabanlar, yağmurluklar ve şemsiyeler, değil bir yaz yağmuru fırtınaya bile direnebilecek yapıdaydı. Yani ölmek var dönmek yoktu!
Nitekim konser ortasında başlayan yağmur kimseyi yerinden kıpırdatamadı!
Kızılordu Korosu konserine Süvari Marşı’yla başladı. Üçüncü sıradaki Kakalin izleyicileri mestetti. Nakarat kısımları dört bin kişilik izleyici korosuyla birlikte geçildi.
Birinci bölümün ortasında sahneye çıkan dansçıların kızıl gömlekleri, koronun “klasik rengi” konusunda olumlu puanlar alıyordu. Rengarenk giysiler içindeki dansçıların büyüleyici gösterisiyse bazı izleyicilerde fikir değişikliklerine yol açıyordu:
“Ulan komünizm güzelmiş be!”
Kızılordu İstanbullulara bazı sürprizler hazırlamıştı. Önce “Çamdan sakız akıyor” adlı türküyü seslendirdiler. Ardından gelen 10. Yıl Marşı laik izleyicileri kendinden geçirdi:
“Türkiye laiktir, laik kalacak!”
Yetmiyormuş gibi bir de İstiklal Marşımızı söylemezler mi? Bir anda Kızılordu oldu, bizim ordu!
Ancak Kızılordu’nun bu jestlerinden yeterli keyfi çıkartamayanlar da vardı. Enternasyonal, Partizan, Avusturya İşçi Marşı gibi “baba” parçaları bekleyenler hayal kırıklığına uğradılar. Ülke liberalizme geçtiği için bu parçalar rafa kalkmıştı. Tabii eleştiriyi de aldılar:
“Bunlar Kızılordu değil, Pembeordu!”

 

Magazin haberlerden çıkarttıkları başkalarının cümleleriyle “anti-militarizm” yapanlar, bugün iktidarın gölgesinde herkese efeleniyorlar!

 

Mavi illegale geçti!

Muhteşem haber dün Yeni Şafak’ın manşetini kaplamıştı:

“MAVİ ODA!”

Başbakan demişti ya, “bu sosyal medya baş belası” diye…

Uzmanları hemen “görevden vazife” çıkartmışlar. Sosyal medyayı takip edip, suçlular yaratacaklar, sonra da onları yargılayacaklarmış.

Ulaştırma Bakanlığına bağlı bir birim kurulacakmış adı da Mavi Oda olacakmış!

Pes vallahi, doğrusu bu kadar olur!

12 Eylülcüler ne yaptılarsa Akepeliler de tıpkısının aynısını yakalıyorlar. 1982 Anayasa Referandumunda “Hayır” oyu mavi pusula ile temsil ediliyordu. Bu yüzden de mavi “zanlı”, hatta “suçlu” hale gelmişti. Karikatürcüler bu yasak maviyi çizgileriyle delik deşik etmişlerdi. İsmail Gülgeç’in mavi türkü bandı akıllardadır. Sağa sola dikkatle bakıp, kimsenin görmediğinden emin olduktan sonra bağlamasının tellerine vuran adam neşeyle haykırıyordu:

-Mavilim mavişelim!

Behiç Ak ise “mavi”yi iptal etmiş, yerine “şey” koyarak 12 Eylül’ün üzerinden geçmişti:

-Yeni sevgilimin bir gözleri var, şep şey!

Ya da mutlu bir adam ellerini açarak yanındakine sesleniyor:

-Bugün hava çok güzel, gökyüzü bulutsuz ve şep şey!

Cuntacılara karşı “şep şey”i bulan karikatürcülerimiz bu şapşallığın da ilacını bulacaklardır!

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.