logo

Kadınlar ve “Erkek Oyunu”


Ezgi Olgun
ezgi_olgn@hotmail.com

Yazıya başlarken kafamdaki düşünceleri bir sıraya koymak çok kolay olmadı. Bu, futbolla pek ya da hatta neredeyse hiç ilgisi olmayan biri olduğum için mi zordu bilmiyorum. Futbolla ilgili birkaç şey okumaya çalıştım, ancak “futbol dili” yeni bir dilmiş benim için ve bunu anlamam çok zor olmadı.

Aslında yazının çıkış noktası tam da buyken bu yabancılık duygusunu hissetmek iyi oldu sanırım. Birçok kadının futboldan uzak kalma veya bırakılma sebebi bazı temel faktörlerde birleşiyor gibi görünüyor. Bu faktörlere değinmeden önce futbolun kitlelerde yarattığı duygulara bakmak futbolu anlamak için faydalı olacaktır diye düşünüyorum. Futbolun öncelikle grup olma durumunun kaynaklık ettiği ait olma duygusunu pekiştirdiğini söyleyebiliriz. Şöyle ki, tribünlere ve hatta maçların izlendiği yerlere baktığımızda görüyoruz ki izleyen ve o ortamda bulunan herkes futbolun getirdiği ortak bir konuda buluşma durumunu yaşıyor. Yani futbol onu izleyen ve oynayan insanlar için ortak bir konu yaratıyor.  Bu ortak konu bir şeylerin parçası olmayı kolaylaştırıyor.

Kadınların futbola ilgisizliği istemli bir davranış

Önemli ve hatta belki de daha da önemli olan bir diğer konu ise gruplardan ziyade ataerkil yapının kendisiyle ilgili… Yani daha toplumsal ve temelde bir şey… Eril yapılarda erkeğin yaptığı daha önemli görülmekle birlikte bu daha önemli olma durumu erkek üstünlüğünün pekiştireçlerinden biri gibi duruyor. Futbol bir anlamda erkek egemen toplumun sembollerinden biri ve onun sayesinde eril yapı kendini yeniden üretmek için fırsat elde etmiş oluyor. Kadınlar tarafından boş bırakılan alanlar ki, buna futbol da dahil erkekler tarafından sürekli dolduruluyor. Bu da bir kısır döngü gibi aynı söylemi yeniden üretiyor. Çıkış noktası yaratılan bu söylemde kayıplara karışıyor ve bir anlamda “gerçeklik” olarak adlandırdığımız her türlü durum kadınları birçok alandan uzak tutmuş oluyor.

Birçok kadının futbola olan ilgisi devam etse de, neden devam kelimesini kullandığımdan ileride bahsedeceğim, büyük bir çoğunluğu da futbola ilgi duymuyor veya duymamak zorunda bırakıldığından bu ilgisizliğini içselleştiriyor. Kimisi ise futbola olan ilgisizliğini istemli olarak devam ettiriyor.

Fotoğraf: Trtspor

Futbolu seven kız çocuğu ortamdan dışlanıyor

Kadınların futbola bakış açısına bakmak istiyorsak bunun için ilk olarak çocukluluk dönemine bakmak faydalı olacaktır. Sokakta oyun oynayan kız çocukları futbola ilgi duysalar da bir süre sonra bu ilgilerinden vazgeçmek zorunda kalıyor. Futbol ve erkek oyunu kavramları birbiriyle ilişkilendirildiğinden kız çocukları gerek kendisi gibi sokakta oyun oynayan erkek çocukları, gerekse kız çocukları tarafından bu alanın dışına itiliyor. Futbola ilgi duyan kız çocukları erkek çocuklarıyla oynadığında diğer kızlar tarafından dışlanırken aynı zamanda erkekler tarafından da kız olmakla ilgili resmedilmiş basmakalıp düşünceleri karşılamadıkları gerekçesiyle diğer kızlardan farklı bir muameleye tabii tutulduğundan futboldan uzak durmak zorunda kalıyor veya bırakılıyor. Kimi kız çocukları ilerde büyüyüp kadın olduklarında bu ilgililerini devam ettirmek istediklerinden ya da büyük bir kitlede var olan “erkek alanı” düşüncesinin önüne geçebilmek ve bu alanda yer alabilmek adına futbolla ilgilenmeye (yeniden) başlıyor. “Yeniden”, çünkü bu ilgi çocukluğundan getirdiği ilginin devamı da olabilir. Yazının üst kısmında kullandığım “devam” kelimesi ise tam da çocuklukta yaşadığımız ve yetişkin birer kadın olduğumuz zamana kadar farkında olarak veya olmayarak bir kısmımızın devam ettirdiği bu durumu ifade etmek içindi._DSC0084_800x531

Diğer taraftan kimisi de erkek gibi davranıyor, dışlanmamak adına bunun bir parçası gibi görünmeye çalışıyor. Yani futbola ilgisini canlı tutan kadınların bir kısmı belki de futbolu yaşama ve toplumsal hayata katılımın bir parçası olarak görüyor olabilir demek yanlış olmaz diye düşünüyorum. Birçok kadın da bu kadar eril bir oyunun parçası olma düşüncesini reddederek futbolu geri kalmışlığın bir işareti olarak gördüğünden futboldan anlamamayı seçiyor, çünkü ondan anlamamayı entelektüel bir hareketin ürünü olarak adlandırıyor. Bu noktada toplumsal hayatın içinde yer almak adına futbol hakkındaki olumsuz düşüncelerini dile getiriyor. Bir diğer kitle ise gerçekten sadece ilgi duyduğu için bu alanda kalmaya çalışıyor ve bunu başarıyor da her ne kadar birçok erkek ve kadın tarafından farklı tutum ve davranışlarla yüzleşmek zorunda bırakılsa da. Bahsettiğim tüm gruplardaki çaba futbolun gerçekte “erkek olana ait” olmadığını veya futbolun “erkek oyunu veya alanı” olmadığını gösterme isteğinin bir ürünü olarak görülebilir.

Fotoğraf: Anadolu Ajansı

Önemli olan bir diğer nokta ise bildiğimiz şeylerden daha çok keyif alıyor olmamızın futbol üzerindeki etkisi olabilir. Yazının başında içinde bulunduğum durumu ifade etmek için kullandıklarım tam da bunu anlatıyor galiba. Futbol hakkında bilgim yok ve belki de biraz da bu nedenle keyif almıyorum. Keyif alamadığım için de futboldan uzak durma durumumu sürdürüyorum. Sanıyorum birçok kadın aynı durumu yaşıyor. Erkeklerde ise bilmenin ve hatta oynamış ve oynuyor olmanın verdiği bilgi ve haz var. Bu durumların hepsi kadınları futboldan uzak tutan faktörlerden sadece benim anlamaya çalıştıklarım olsa da emininim değinmediğim ve henüz anlayamadığım ama kadınları futboldan uzak tutan, erkekleri ise yakınlaştıran ve yakınlaştırmaya devam edecek olan birçok faktör de vardır.

Kadınlar da futboldan anlar

Yazının başlangıç noktasına gelecek olursak: “Kadınlar futboldan anlamaz” mı? Tabii ki anlar – anlamak istedikleri sürece. Anlamak istememe düşüncesinin sebebi ise çocukluktan getirdiklerimiz, ataerkil yapının kendisi veya entelektüellik adı altında ifade ettiğimiz birçok fikirle birlikte erkeklerin kendilerini güçlü ve baskın hissettikleri bu alanı “baskınlıklarını” devam ettirmek adına kadınlarla paylaşmak istememeleri olabilir.

Futbol kadınlar tarafından “dokunulmayan alan” olarak bırakıldığı sürece eril yapı kendini yeniden inşa etmek için yeni fırsatlar elde etmiş oluyor. Aslında mesele sadece futbol olmaktan çıkar ve diğer tüm yapı veya kurumlar gibi her şey eril olmaktan uzaklaştırılabilirse işte o zaman futbol da eril olmaktan çıkıp farklı bakış açılarını içinde barındırarak daha çeşitli ve renkli bir “oyun” haline gelebilecektir. Her şeyin bu kadar eril olduğu bir yapıda önemli olan ise nelerin eril olduğunu görebilmek, yani farkındalıktır ki bir şeyler değişmeye veya dönüşmeye başlayabilsin. Her türlü farklılığın farklı bir renk ve çeşitlilik olarak görüldüğü bir toplumda yaşamak hem kadınlar hem de erkekler için daha keyifli ve yaşamın her alanının hissedildiği yeni bir düzen olarak daha heyecan verici ve dışlanmanın önüne geçici, böylece ilgilerin daha rahat yaşandığı bir biçim halini alacaktır.

Fotoğraf: Hürriyet

 

Fotoğraf 1: Trtspor

Fotoğraf 2:Kadinoyunu

Fotoğraf 3:Anadolu Ajansı

Fotoğraf 4:Hurriyet

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ONLAR HEP GÜLÜYOR

    08 Ağustos 2017 İnsan, Köşe Yazıları, Manşet

    Bir mücadele düşünün; kavganın güzelliğinde, güzellik kattılar kendilerine. Semih- Esra Özakça çifti ve Nuriye hocamız. Onurlu bir kavganın üç direngen insanı. Talimatlarla yapılan bir işte ‘’Adalet’’ aranır mı? diye haykırıyor Semih abi, eşine yazdığı mektubunda. Türkülerin ne güzel, sesin ne güzel deyişi hiç mi acıtmadı vicdan’ınızı ?  Ya eşyalarını dolaba yerleştirirken Esra’sının polarını bulması ve kendi kokusu sinmesin diye üşüse de giyememesi ya da doyasıya koklayamaması, hiç mi ürpertmedi içinizi ? Ömrüm kendine dirençli ve inanç...
  • Kitap Film Uyarlaması 6: The Sound and the Fury

    08 Ağustos 2017 Edebiyat, Kitapkurdu vs Sinefil, Köşe Yazıları, Manşet, Sinema

    Kitap: The Sound and the Fury - William Faulkner (1929) Film: The Sound and the Fury - Martin Ritt (1959) The Sound and the Fury - James Franco (2014) Faulkner'ın başyapıtı sayılan The Sound and the Fury'nin ve bilinçakışı tekniğiyle yazılan diğer bilimum romanın sinemaya uyarlanmasının her zaman içim imkansız olduğunu düşünürüm. The Sound and the Fury konusu itibariyle çok da ahım şahım bir şey olmasa da yazım stili açısından takdire şayan. Kitap ilk olarak zihinsel engelli Benjy'nin gözünden anlatılarak başlar, ardından bunalımla...
  • Altay için yeni bir sezon yeni bir heyecan

    07 Ağustos 2017 Güncel, Köşe Yazıları, Manşet, Spor

    2017-2018 SEZONU ALTAY VE DİĞERLERİ Geçen sene zor bir yıl oldu bizim için önce sapır sapır hoca değişikliği sonra gelen 20 maçlık yenilmezlik serisi ve sezon sonunda gelen play-off şampiyonluğu yine bizleri heyecanlandıran ve yeniden hayal kurmamızı sağlayan bir sürece itti. Evet geçen sene zor bir süreçti. Yeni bir yönetim yeni bir oluşum start verdi, Türkiye’ nin her yerinde spor okulları projesi, alttan gelen takıma birkaç dokunuş ve zamanında ödenen paralar ile ivme kazandı takım, belki zor bir yıldı ama yüzümüzün akı ile şampiyonl...
  • Cinsel Devrim

    02 Ağustos 2017 Araştırma, İnsan, Kadın, Köşe Yazıları, Manşet

    Cinsel Devrim; feminist hareket içerisinde yer alan 60'lı ve 80'li yılları kapsayan ve o yıllar arasında gerçekleştirilmiş olan bir hareket. Bu devrim sadece kadınları değil eşcinselleri de kapsar. Avrupa ( İsveç) ve Amerika ( San Fransisco) bu hareketin ilk adımlarının atıldığı ve kısa zamanda tüm dünyaya yayılmasında öncülük eden iki şehir olarak tarihe geçti. 68 kuşağı ya da 68 ruhunun gerçekleştirmiş olduğu bir harekette 68 ruhu, toplumdaki bütün adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri reddetti. Kadınların cinsel anlamda da özgür olmaları gerekt...