logo

Kan Emmeye Devam!


Kazım Kızıl
kazimkizil@hotmail.com

kizilay-kizilaykart

Halkından aldığı güçle 144 yıldır büyümeye ve güçlenmeye devam eden Kızılay yeniliklerine ve modernizmin imkânlarını siz fakir insanların hayatına sunmada sınır tanımıyor(!). Bu kapsamda fakir halkın ihtiyaçlarını, dertlerini, beklentilerini derin sosyolojik ve bilimsel analizler sonucu günışığına çıkaran Kızılay inanılması güç ve bir o kadar da hayatı kolaylaştırıcı(!) hizmetlerini sunmanın haklı gururunu yaşıyor.

Şöyle ki:

Hepimizin bildiği gibi “Kızılay, ihtiyaç anında dayanışmanın, ızdırap anında şefkatin, farklılıklar karşısında hoşgörünün, savaşın en kızgın anında insancıllığın, merhametin, tarafsızlığın ve barışın simgesidir.” ( Kızılay Tüzüğü Madde-6:1)

Ya da en azından kendileri böyle diyor. Bu anlamda halkın (kendi deyimleri ile) “ızdıraplarına” merhem olmak amacı ile deprem ve sel gibi doğal afetlerde Hızır gibi yetişip suyu, soğuğu %100 geçiren yırtık çadırlarla yaraları sarmaya gayret ettiği muhakkak!

Bu cümle ile ne söylediğimi anlamak için bknz: Van Depremi… Kütahya Simav Depremi… 25 bin yatak ihalesi…AIDS’li kan skandalları…vb.

Tüzüğün devamın şöyle: “Kızılay’ın amacı; her koşulda, yerde ve zamanda, hiçbir ayrım yapmaksızın, her ne sebeple ortaya çıkarsa çıksın insan ızdırabını dindirmek amacıyla, korunmasız insanlara yardım etmek, insan hayatını ve sağlığını koruyarak onun kişiliğine saygı gösterilmesini sağlamak ve insanlar arasındaki karşılıklı anlayışı, dostluğu, saygıyı, işbirliğini ve sürekli barışı geliştirmeye destek olarak insan onurunu korumaktır.”

( Kızılay Tüzüğü Madde-6:2)

kizilay-kizilaykart-solukbeniz-2

Şimdi gelelim bu yazının konusu olan asıl meseleye. Malumunuz Kızılay afet dönemleri dışında da çalışmalarına olağanca hızıyla devam ediyor. Yiyip tıkanmaktan kilo almış, damarlarında dolaşan biftek, pastırma, çikolata ve badem ezmeleri sayesinde sıcacık olan şefkat dolu elleri ile yardıma muhtaç halkın saçlarını okşamaya devam ediyor.

Bu amaçla kâh iktidar partisine kâh kendilerine ait araçlarla içinde biftek, pastırma, çikolata ve badem ezmesi olmayan; bunun yerine pirinç, toz şeker, Rize çayı ve bunun gibi temel gıda maddeleri içeren erzak kolilerini fakir insanların kilitleri bozuk, zilleri olmayan kapılarına yığmaya gayret gösteriyor.

Bu yağma, pardon yığma olayı konusunda düşünen; Madde-6:2’nin son 3 kelimesi olan “insan onurunu korumaktır” mottosu ile ilgili kafa yorup enerji harcayan Kızılay’ın başındaki zevat fakir insanların rencide olduğunu düşünerek kolları sıvıyor. Ve ortaya harikulade bir fikirle çıkıyor: “Kızılay Kart”

Bundan böyle kapılarının önüne erzak yığılırken kimlikleri deşifre olan, fakir oldukları âleme ayan, cümle cihana beyan olan yardıma muhtaç insanlara bu kartlar verilecek. Bu karta sahip fakir insan, onlar gibi (yani mesela Kızılay’ın başındaki adam gibi) marketlere gidip alışverişini bizzat kendisi, deşifre olmadan, huzur içinde yapabilecek…miş!

Muhtemelen muz, kivi, çikolata, Antep fıstığı, Nutella, yağsız dana kıyma, bonfile gibi lüks(!) gıda maddelerini her halükarda alamayacak. Ama en azından alır-MIŞ gibi yapabilecek. Yani markette bir zengin edasıyla dolaşırken bunları pekâlâ alışveriş arabasına koyabilir. Hatta beraber markete gittiği; pazardan pazara sabun ve su gören, saçları keçeleşmiş, muhtemelen sümükleri akan, daha önceleri kapılarına erzak yığılırken rencide olup fakir olduklarını öğrenen, kalbi kırılmış çocuğa fikrini bile sorabilir:

— “Oğlum Haydar! Bu akşam sana levrek mi yapsam, yoksa dün akşamki gibi 7 parça biftek mi istersin?”

Tabii bizim küçük Haydar fırlama da çıkabilir:

— “Anaaa!! Pardon; i’m sorry Mamaaa, onları her gün yiyoruz zaten. Bence bu akşam değişiklik yapıp makarna yiyelim!”

Hatta Haydar bir anda büyüyüp anarşist de olabilir:

— “Ana! Gözüm ana, ciğerim ana! Şiddete meyyalim var, siktir et bifteği de makarnayı da! Gel sen beni dinle; bu kartla alabildiğimiz kadar gazyağı alalım, şişe ve sabun köpüğü alalım. Hazırlayıp fakir bombası molotoflarımızı bu âlemin üstüne salalım. Yılanın ve çıyanın üstüne ana!”

Haydar’ı planları ile baş başa bırakıp, küçük bir ayrıntıyı da belirtelim: Kızılay kartları ile içki ve sigara alınamayacakmış. Derinlemesine düşününce haklılar da aslında! Çünkü hepimizin bildiği gibi fakir insanların sigara içmek gibi kötü alışkanlıkları yoktur. Ve yine hepimizin bildiği gibi fakir insanlarımız dini bütün insanlar olduğu için içki de sevmezler. Bu tür zevk veren kötü alışkanlıklar sadece ve sadece zenginlere özgüdür.

Şimdi bu ironileri bir kenara bırakıp madalyonu çevirelim.

1999 Kocaeli Depremi’ne kadar neredeyse atıl durumda hayatını idame ettiren, halktan aldığı bağışları (bir kısmını komisyon olarak ayırdıktan sonra) halkın başka bir kesimine dağıtan bir kurum var önümüzde. Yani halktan alıp yine halka veren bir kurum. Sebep oldukları AIDS’li kan skandallarını, ihale yolsuzluklarını, yardım rezaletlerini bir kenara koyup düşünelim:

Gerçekten dertleri fakirlikle mücadele mi? –Ki eğer gerçekten dertleri bu ise neden dayanışma değil de yardımlaşma? Yani neden yatay değil de dikey?! Ve eğer düşündükleri buysa gerçekten… (bu olmadığı için cümlenin devamını getirmiyorum bile!)

Bunların tek isteği; bu düzen böyle sürüp gitsin, canına yandığım devran böyle dönmeye devam etsin.

İstiyorlar ki; fakirlik bir kader olsun. (–ki fakirliğin bizim için kader olması, zenginliğin onlar için kader olmasıyla eş anlamlıdır.)

İstiyorlar ki; kendileri zevk-ü sefa içinde yaşarken, birileri durmadan usanmadan onlar için çalışsın!

İstiyorlar ki; kendilerini üzerine inşa ettikleri milyonluk halk yığınları varlıklarını bu şekilde devam ettirsin. Bağırmadan, çağırmadan, sokağa-meydana çıkmadan, istemeden-haykırmadan…

kizilay-kizilaykart-solukbeniz-3

Kızılay…Kızılay Kart…yardımlaşma…bağış…bunların hepsi fakirliği ortadan kaldırma değil; onu kamufle etme çabalarıdır; başka da bir şey değil.

Elbette bu yazdıklarımın hepsini biliyorsunuz; herkes biliyor, keza milyonlar da biliyor…

İşte benim de anlamadığım, anlayamadığım, anlamamazlıktan geldiğim bu…

Yani hem de böyle bile bile!..

Geride tek bir soru kalıyor cevaplanması gereken:

— PEKİ, O ZAMAN NEDEN?

.

…Ka

.

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Mükemmel Bir Seyahat – 1950’lerde Bisikletle Dünya Turu

    24 Temmuz 2017 Araştırma, İnsan, Kadın, Köşe Yazıları, Manşet

    CycleSeven internet sitesinden Hilary Searle, 1950'lerde bisikletle dünya turu yapmış olan maceracı Louise Sutherland'ın bisiklet turu hakkında yazdı. Louise Sutherland, 1949 yılına kadar Londra'da çalışan Yeni Zelandalı bir hemşiredir. Bir kilise kermesinden 2.10£ ödeyerek bir bisiklet satın alır. Çalıştığı hastanede kendisine minnettar olan hastalarından biri “tekerin neşeyle dönsün” diyerek Louise için bir bisiklet römorku yapar. Louise, bu römorkla birlikte dünya turuna çıkmaya ve yolun bittiği son noktaya kadar gitmeye heveslenir. P...
  • Erkek fantazilerinin domine ettiği, Eril Kafalı Film Escape From Tomorrow (2013)

    22 Temmuz 2017 Köşe Yazıları, Manşet, Sinema, Video

    Gerçekten artık erkek fantazilerinin domine ettiği, eril kafalı filmler izlemekten bıktım. Evet her filmin içinde maruz kaldığımız minor eril bil dil olabiliyor, fakat bu biraz dozunu kaçırmış. Disneyland'da gizli kameralar kullanılarak çekilmiş bir film olması bu filmi takdir edilmesi gereken bir film yapmıyor. Öncelikle rahatsız edici eril kafasını ve baş karakterini düzeltmesi gereken bir hikaye yazmalıydı. Daha sonra ne guerillalık yapmak istiyorsan yapabilirsin. ...
  • KARAGÖL’E TIRMANIYORUM

    20 Temmuz 2017 Doğa, Köşe Yazıları, Manşet

    Zamanın behrinde, Tantalos adında kıyak bir kral varmış. M.Ö 8. yüzyılda yaşadığı ve Frigya kralı olduğu öne sürülen Tantalos, tanrıların sofrasına oturabilen tek kral. Fakat ne olduysa Tantalos, tanrıların bu hoşgörüsünü kötüye kullanır ve bunun sonucunda büyük bir cezaya çarptırılır. Efsaneye göre; Tantalos, Zeus tarafından Spil Dağının bir yarığından aşağı atılır ve düştüğü yer bir göle dönüşür. Berrak ve serin suların çenesine kadar geldiği bu gölde açlığa susuzluğa ve en kötüsü ölümsüzlüğe mahkum edilir. O zamanlar Tantalis olarak adlandır...
  • BİÇİM Mİ İŞLEV Mİ? HEPSİ? HİÇBİRİ..

    19 Temmuz 2017 Doğa, Köşe Yazıları, Manşet

    Guggenheim Müzesi Bilbao- Mimar: Frank Gehry.1997. Dekonstrüktiv mimari örneği. İlk bakıldığında gemiye benzetilse de aslında yukardan bakıldığında çiçek formu olduğu anlaşılmaktadır. Mimaride dekonstrüktivizm ya da yapısal analiz, 80'li yılların sonlarında doğdu. Parçalanma fikri onun karakteristik özelliğidir. Aynı zamanda, yapının yüzeyi ve genel görünüşü de manipüle edilir. Nesneye, iskeletini rahatsız etmesi ve yerinden oynatması beklenen eğrisel şekiller hakimdir. Binanın yapısı, kontrollü bir kaos duygusu ve öngörülemezliği uyandı...