logo

Ankara’da Dönüşen Üniversite Yükselen Mücadele konferansı yapıldı

Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü’nde bulunan Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi (ATAUM) konferans salonunda Eğitim-Sen Yükseköğretim Bürosu tarafından uluslararası katılımlı Dönüşen Üniversite Yükselen Mücadele başlıklı bir konferans gerçekleştirildi

Konferansın açılışında söz alan Eğitim-Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız geçtiğimiz gün gerçekleştirilen KESK operasyonuyla ilgili olarak “Tutuklama neredeyse rutinimiz haline geldi” dedi. Gözaltıların ve tutuklamaların hukuksuzluğuna ve sendikal alana bir saldırı olduğuna değinen Yıldız, YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya’nın YÖK yasa taslağı ile ilgili “Sorulmadık soru, sorulmadık kişi bırakmadık” sözlerine atıfta bulunarak “Verilen yanıtlara kulaklarını tıkıyorlar” dedi.

Yıldız’ın konuşmasının ardından 1. oturumu Prof. Dr. Beyza Üstün başlattı. Türkiye’deki üniversitelerde yapılmaya çalışılan dönüşüme değinen Üstün, “Faşizm ilkeleri doğrultusunda yönetilen üniversitelerde var olmaya çalışıyoruz” dedi. Uygulanan yönetim biçimine muhalif herkesinde saldırılardan nasibini aldığını belirten Üstün, “yaratılan rekabet ortamı karşısında akademik kapitalizmin her yönüyle üniversitelerdeki çalışma biçimini belirlemesine karşı özgürlüğü savunmaya, üniversitelerde bilim için, doğa için araştırmalar yapacaklarını” söyledi.

Konuklardan Prof. Dr. Ken Jones (Goldsmiths University of London) rahatsızlığı nedeniyle katılamadığı için gönderdiği sunumu Eğitim-Sen Uluslararası İlişkiler Uzmanı Açelya Temel gerçekleştirdi. Jones’un sunumu Birleşik Krallık’taki üniversitelerin tarihsel olarak anlatımıyla başladı.

İngiltere’de üniversite dönüşüyor
İngiltere’deki tarihsel sürecin özetlenmesinin ardından dönüşümün nasıl gerçekleştiği anlatıldı. “İngiltere’nin neo-liberalizmi benimsemesinden sonra eğitim küresel sermayenin ihtiyaçlarına göre tanımlandı. Sonrasında ise üniversiteler İş-İnavasyon-Beceriler Bakanlığı’na bağlandı. Araştırma ve inavasyona dayalı hale gelen üniversiteler üretteki bilgiden daha değerli hale geldi” denilen sunumda sonraki yıllarda muhafazakarlar ve liberal demokratların oluşturduğu hükümetin eğitim için öğrencilerin para ödemelerini öngördüğü belirtildi. Eğitimin paralılaştırılmasının ardından da sunuma göre hükümet marketleştirilmiş üniversite için devletin gücünü kullandı. Bu paralılaştırma uygulamalarının dışında performans sistemine, yaratılan rekabetçi algıya da değinilen sunumda kredilendirme sistemiyle öğrencilerin çok yüksek miktarda borçlarla mezun olduğu örneklerle belirtildi. Sunumun sonraki kısmında İngiltere’deki protestolardan bahsedildi. Protestolara temel oluşturan, üniversitenin iyi para getiren iş bulma kurumu olarak algılanmasının karşısında sistemin kendi içinde yarattığı krizler şu şekilde açıklandı:

-Paralı eğitim ve mezuniyet sonrası iş bulma garantisinin ortadan kalkması
-Gençlikte işsizliğin artması
-Eğitim işçilerinin ve öğrencilerin çoğunun eğitimin insani olduğunu düşünmesi. Neo-liberal politikaların böylece meşruiyetini yitirmesi

Harçların 9 bin pounda kadar artmasının oylandığı sırada “Başka bir eğitim mümkün” sloganıyşa işgallerin (özellikle Londra’nın kamusal alanları) başladığı belirtildi. Sunum “Yüksek eğitim neo-liberalizme meydan okuyan bir alan olarak görülmeli” sözüyle sonlandı.

Yunanistan’da üniversite

Sunumun ardından Dr.Penegiotis Soritis (University of the Aegeon) neo-liberalizm ve üniversite arasındaki ilişkiyi Yunanistan’daki durumu anlatarak açıkladı. Yunanistan’da artık kamusal alanda yüksek öğretimin tartışıldığını belirten Soritis, eğitimin önemli bir parçasının 1960’lardan beri var olan politik öğrenci hareketi olduğunu belirtti. Üniversite dönüşümünü tarihsel olarak anlatan Soritis yüksek öğretimin devletin sorumluluğunda olduğunu belirten 16. maddenin değişmesine, polisin üniversiteye girişinin serbestleşmesine, ders kitaplarının değişmesine karşı verilen mücadeleleri anlattı. Tüm bu değişikliklerin reform adı altında  iş dünyasının çıkarlarına göre eğitimin yeniden yapılandırma amacını taşıdığını söyleyen Soritis, 1990’lı yıllardaki üniversite işgallerinden, yaşanan dönüşümün Bologna süreci kapsamında gerçekleştirildiğinden bahsederek “Sermaye güçleri yaşanan dönüşümü istemiyor. Ana akım medya da bu hareketi anormal göstermeye çalışıyor. Ancak buna rağmen anayasal değişiklik iptal edilme noktasına geldi” dedi. Piyasaya kar getirmeyen bölümlerin kapatılması, akreditasyon sisteminin değişmesiyle özel üniversite olamasa da belgeleri geçerli özel kolejlerin açılmasına, mevcut personel sayısının azaltılmasına, oluşturulan üniversite konseyine, eylemlere katılımı engellemeyi amaçlayarak düzenlenen akademik takvimlere değinen Soritis, tüm bu özelleştirme ve piyasalaştırma hamlelerine karşı eğitim mücadelesinin Yunanistan’da tüm sosyal katmanlara sıçradığını söyledi.

İspanya’da Bologna süreci

İlk oturumun son konuşmacısı Maria Victoria Oliver konuşmasına gözaltındaki ve tutuklu olan KESK üyelerine dayanışma mesajını ileterek başladı. 1999 yılında Bologna Süreci’ne dahil olan İspanya’da bu tarihten önceki üniversite modelini anlatan Oliver, neo-liberal dönüşümün Bologna Süreci ile yarattığı krizlere değindi. Hegemonik kriz, meşruluk krizi ve kurumsal kriz olarak belirlediği krizleri anlatarak piyasalaştırma uygulamalarını açıkladı. Kamu harcalamalarının azaltılması ve harçların arttırılmasının yanında eğitim sistemindeki kredi ve döngü (lisans, master, doktora) değişikliklerini anlattı. Yaratılan yeni sistemin rekabetçi, staj ve sertifikayı öngören bir tarzı olduğunu belirten Oliver, sonrasında Bologna Süreci’nin İspanya’daki uygulanışını ayrıntılı olarak aktardı. Ardından da LOU’dan (Üniversite Organik Kanunu) ve yaşanan protestolardan bahsetti. Oliver, sözlerini “Yolumuz uzun ama hep birlikte durup direnirsek daha eşitlikçi ve demokratik bir sistem yaratabiliriz” diyerek tamamladı. Konuşmanın ardından Beyza Üstün söz alarak soru-cevap kısmını başlattı. Ardından 1.oturum sonlandı.

22-SUBAT-2013-CUMA-HABERFOTO-KOL1361556883

 

Türkiye’de üniversitelerin neo-liberal dönüşümü

Aranın ardından 2.oturumu Yrd. Doç. Dr. Meltem Kayıran başlattı. İlk konuşmayı yapan Yrd. Doç. Dr. Özgür Müftüoğlu, “Bilgi üretimi tarihin her döneminde egemenler tarafından baskı altında tutulmuştur” diyerek sermaye egemenliğinden bahsetti. Neo-liberal dönemde sınıfsal çelişkiler daha da arttığı için üniversite üzerindeki baskı da yoğunlaştı. Çünkü sistem bilim üzerinden kendini temize çıkarmayı amaçlıyor” diyen Müftüoğlu, piyasanın öngördüğü eğitim biçimlerinin üniversite bileşenlerini ayrıştırdığını, ayrıştırmanın bölünmeye neden olduğunu bu durumun da akademik kariyerizm algısını yarattığını söyledi. Üniversite-sanayi işbirliğinden, performans sisteminden de bahseden Müftüoğlu bilgi üretmenin sadece akademik personelle değil emekçilerle ve öğrencilerle birlikte gerçekleştirilen bir süreç olduğunun altını çizdi. Bu sebeple de üniversite mücadelesinin toplumdaki örgütlü güçlerle beraber yürütülmesi gerektiğini belirtti.

Ardından söz alan Ordu Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden Yrd. Doç.Dr. Deniz Yıldırım söz aldı. Yıldırım ilk olarak Akdeniz havzasında meydana gelen mücadeleleri anlatarak Türkiye’nin durduğu noktayı açıkladı. Bu sürecin 2008 krizinden sonra ortaya çıktığını da belirten Yıldırım, iki önemli dinamikten bahsetti. İlk olarak Tunus ve İspanya’yı örnek göstererek diplomalı işsizliği, ikinci olarak da tarihte ilk kez bir kuşağa ailelerinden daha kötü koşullarda yaşayacağının söylenmesinin ne anlama geldiğini açıkladı. Yıldırım, eğitimin artık fırsat kapısı olmadığı anlamına gelen bu iki durumun mücadeleye sürükleyen önemli noktalar olduğunu belirtti. Taşrada açılan üniversitelerin nasıl bir amaçla açıldığını ve nasıl bir kuşak yarattığını anlatan Yıldırım, bu üniversitelerde okuyan öğrencilerin üzerindeki baskıyı anlattı. (Ailede üniversiteye giden ilk öğrenci olmanın yüklediği sorumluluk, mezuniyet sonrası iş bulamama ihtimali gibi) Öğrencilerin işçileşmesinin yanında işçilerin de öğrencileştiği ( tarlada, inşaatta çalıştıktan sonra üniversiteyi umut olarak gören genç nesil) durumu anlatan Yıldırım YÖK yasa taslağının taşra üniversitelerde zaten uygulandığını açıkladı. Son olarak rejim dönüşümüyle üniversitenin de dönüştüğünü, YÖK yasa taslağı ile piyasalaştırma hamlelerinin yaygınlaştırılacağını ve güvencesizleştirme uygulamalarını anlatan Yıldırım üniversiteler üzerindeki baskı aygıtlarına değindi.

“Ortak mücadele şart”

Yıldırım’ın ardından sözü ODTÜ Öğretim Elemanları Derneği Başkanı Ali Gökmen alarak 18 Aralık itibariyle ODTÜ’de yaşanan süreci anlattı. Yaşanan süreçteki bir aradalığa vurgu yapan Gökmen üniversitenin tüm bileşenleri ile ortak bir mücadele yürütmenin önemine değindi.

Son konuşmacı Ar. Gör. Aykut Kılıç ise konuşmasına gözaltındaki ve tutuklu KESK üyelerine dayanışma mesajı ileretek başladı. Türkiye’deki üniversite mücadelesinin eksikliklerine değinen Kılıç, akademide yaratılan söylemin toplumsal bir karşılığı olmadığını belirterek bu konuda daha kapsayıcı olmak gerektiğini açıkladı. Yıldırım, son olarak İTÜ Asistan Dayanışması deneyimini ve kazanımı anlattı.

Soru-cevap kısmının ardından konferans sonlandırıldı.

 

Kaynak:

Etiketler: » » » » » » » » » » » » »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.