logo

09 Şubat 2013

Sulak Alanlar Suyumuzu Korumaya Devam Edebilecek mi?

BN_24806

Dünya yüzölçümünün yüzde 16’sını kaplayan, yeryüzündeki aktif olarak içilebilir tatlı su kaynaklarının yaklaşık % 90’ını karşılayan sulak alanlara bugün insanlar tüm dünyada şükranlarını sunuyor. 2 Şubat Dünya Sulak alanlar Günü “Sulak alanlar suyumuzu korur” teması ile tüm dünyada çeşitli etkinliklerle kutlanırken, Türkiye’de de Doğa Derneği bu etkinlikleri organize ediyor.

Ancak sulak alanlar açısından çok büyük bir öneme ve zenginliğe sahip olan Türkiye’de son 40 yılda 1 milyon 300 bin hektar yani Marmara Denizi büyüklüğünde sulak alan geri dönüşü olmayacak biçimde zarar gördü ve geriye yaklaşık 1 milyon hektarlık sulak alan kaldı.

Sulak alanlar temiz içme suyu kaynağı olmalarının ötesinde; yeryüzündeki karbonun depolanarak iklim değişikliği ile mücadele edilmesi, özellikle su kuşları ve diğer yaban hayvanları için beslenme-barınma alanları oluşturmaları ve sağladıkları ekolojik ürünlerle balıkçılık-su ürünleri, tarım, yerleşim, enerji, turizm gibi birçok sektörün ayakta durmasına olanak sağlar.

Doğa Derneği; dünyada artık parmakla sayılabilen doğal nehirlerden biri olma özelliği gösteren Dicle Nehri’nin baraj tehdidinden kurtulması, Akdeniz Havzası’nın dünya ölçeğinde en önemli deltalarından Gediz Deltası’nın şehirleşme ve kirlilik baskısından etkilenmeyip en doğal halini koruması ve uluslararası öneme haiz Ramsar Alanı statüsüne de sahip olan Burdur Gölü’nün kuruyup yok olmaması için çaba göstermeye devam etmektedir.

Doğa Derneği Genel Müdürü Engin Yılmaz yaptığı açıklamada; özellikle son 40 yılda su kaynaklarımız üzerinde kurulan barajlar ve hidroelektrik santraller, tarıma bağlı olarak aşırı kullanımı, bilinçli olarak yapılan kurutma çalışmaları, kaçak avcılık, sorumsuz balıkçılık, evsel ve endüstriyel atıkların boşaltılması gibi etkenlerden dolayı ülkemizdeki sulak alanların birçoğunun kuruyup yok olduğunu, geri kalanların ise neredeyse tamamının yok olma tehdidi altında olduğunu söyledi.

Yılmaz; “Bir sulak alanın sağlığı; ona ulaşan suyun miktarı ve kalitesine bağlı olarak şekillenmektedir. Sulak alanlarımızın suyumuzu korumaya devam edebilmesi, sulak alanların korunması ve akılcı kullanımının güvenliğini sağlayabilmekten, üzerine kurulan barajların ve hidroelektrik santrallerin kaldırılarak, tarımda aşırı ve yanlış su tüketiminden vazgeçerek, bu alanların mutlak surette tüm ekolojik ve hidrolojik döngülerine zarar vermeyecek yönetim biçimleriyle mümkün olabilecektir.” dedi.

Kaynak: 

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.