logo

“Bu İşbirliği Millî Bir Görev”

Gazi Üniversitesi ile Türk Standardları Enstitüsü (TSE) arasında otomotiv, standardizasyon, belgelendirme, deney ve kalibrasyon konularını içeren işbirliği protokolü imzalandı.

Adsız

Öğrencilerine verdiği akademik eğitimin yanı sıra millî ekonominin güçlenmesine de katkı sağlama konusunda çalışmalar yapan Gazi Üniversitesi, Türk Standardları Enstitüsü (TSE) ile yeni bir işbirliği anlaşması imzaladı. Otomotiv, standardizasyon, belgelendirme, deney ve kalibrasyon konularını içeren işbirliği protokolü için Rektörlük Senato Salonu’nda imza töreni düzenlendi. Törene Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Büyükberber ve TSE Başkanı Hulusi Şentürk’ün yanı sıra Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mehmet Türker, Prof. Dr. İbrahim Uslan, Genel Sekreter Dr. M. Savaş Bayındır ve bürokratlar katıldı.

“Bu işbirliği millî bir görev”

Törende konuşan Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Büyükberber şunları söyledi: “Biz Gazi Üniversitesi olarak bu tip işbirliklerine yatkın bir üniversiteyiz. Ama konu millî konulara gelince yani ülkenin katma değerinden bir kayıp söz konusu olunca daha çok önem veriyoruz. Biz elimizden ne geliyorsa yapmaya hazırız. TSE, Türkiye’nin en güvenilir kurumudur. TSE markası güven hissi veren bir markadır. Üniversite olarak kendi kendine yeten üniversite mantığıyla yapılacak çok şey var. Biz kendi kurumlarımızdan elde edeceğimiz gelirle bile ayakta durabilecek bir üniversiteyiz. Ortak olarak yapabileceğimiz her şeyi önkoşulsuz yapmaya hazırız. Bu işbirliği millî bir görev gibi görünüyor.”

TSE Başkanı Şentürk de törende yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Gazi Üniversitesi ve Türk Standardları Enstitüsü arasında zaten var olan işbirliklerimizin bu protokol kapsamında çok daha geniş mecralara yayılabileceğini ve ülkemizin ihtiyaçlarının yerli kaynaklarla karşılanabilmesi noktasında önemli olacağına inanıyorum. Amerika’daki standartların sayısı 95 bin. Bunun 52 bini tüm sektörlerde uygulanan standartlar. 43 bini ise tamamen sanayinin kendi içinde geliştirdiği standartlardır. Bu açıdan baktığımızda Türkiye’nin gerçekten çok geri olduğunu görüyoruz.

“Standartlarına hakim olamayan ülkelerin ekonomik kalkınmaları sağlamaları mümkün değildir”

Standartlarına hakim olamayan ülkelerin ekonomik kalkınmaları sağlamaları mümkün değildir. Özellikle pazarlarının başka ülkeler tarafından kullanılmasını engellemek mümkün değil. Bu nedenle standardizasyon faaliyetlerimizi etkin hale getirirken, bir yandan da standardizasyon faaliyetleri sonucu doğan belgelendirme, gözetim ve test hizmetlerinden millî kuruluşlarımızın çok ciddi bir pay alması için işbirliğine gitmesi gerekiyor. Türkiye’de “uygunluk değerlendirme” diye belirttiğimiz pazarın büyüklüğü tam bilinmemekle beraber 1 milyar Avro’nun üzerinde olduğu kesin. TSE bu pazarın sadece yüzde 10’unu alabiliyor. Yerli kuruluşlarımızın tamamı bir TSE etmediğine göre, aslında bu pazarın her ne kadar millî pazar olsa da nemalanma anlamında millî pazar olmadığını açıkça görüyoruz.

Bir kurumun gücü tek başına pazarın bu realitesiyle mücadele etmeye yetmez. Ancak kurumlar arasında işbirliği yapmak suretiyle pazarlarımızdaki bu sömürüyü engellememiz gerekiyor. Tecrübe ve birikmelerimizi bir araya getirmemiz gerekiyor. Millî kuruluşlarımızın yüzde kaç kazandığı hiç önemli değil. Kaynağın yüzde kaçının Türkiye’ye kaldığı çok önemli. Bu münasebetle, var olan güçlü ilişkilerimizin daha geniş alanlara yayılmasını istiyoruz. Biz Enstitü olarak her türlü gayreti göstermeye hazırız. Özellikle ileri teknoloji gerektiren alanlarda bunu mutlaka başarmak zorundayız.

“Rusya bu kadar büyük bir parayı Türkiye’ye bırakmak istemiyor”

Türkiye nükleer santral ihalesini 6 buçuk milyar dolara Rusya’ya verdi. Anlaşma gereği de buradaki imalatın yüzde 30’u yerli üretimle karşılanacak. Yerli üretim denilince Ruslar çakıl, kum ve çimentoyu Türkiye’den almayı kabul ediyorlar. Oysa sadece bu nükleer santralin test hizmetleri yani bu kaynakların teknik raporlarının tutulması, burada çalışacak personelin eğitimi ve sertifikalandırılması, buraya malzeme verecek işyerlerinin personelinin eğitimi ve sertifikalandırılması asgari 500 milyon dolar tutuyor. Rusya bu kadar büyük bir parayı Türkiye’de bırakmamaya kararlı. Halbuki ihale şartlarında bu hizmetlerin yerli kuruluşlar aracılığıyla yapılması şartı konmuş olsaydı, kum, çakıl, çimento satmak yerine ileri teknoloji satabilirdik. Ve bu paranın tamamının Türk ekonomisine kalmasını sağlayabilirdik. Buradan elde edebileceğimiz deneyimlerle coğrafyamıza açılabilme imkânımız olurdu.

Türkiye’nin akreditasyon ile ilgili bir sorunu yok. Eksiğimiz varsa bunu hemen giderebilecek insan kaynağımız da, paramız da var. Fakat burada millî bir bilincin oluşması gerekiyor. Bu paraların Türkiye’de kalması gerekli. 2023 yılına kadar Türkiye ulaştırma ve enerji alanında 130 milyarlık yatırım öngörüyor. Sadece bu iki alanın gözetim, belgelendirme ve test pazar hacmi 6 milyar doları aşıyor. Bu kadar devasa miktarları bizler konuşmuyoruz. Bir yandan kurumlar arasındaki işbirliğini güçlendirmemiz gerekli, bir yandan da ilgili karar verme nezdinde ortak lobi faaliyetleri yürütmeliyiz. Özellikle üniversitelerimiz bu konuyu dile getirirse Türkiye pazarının daha millî bir pazara dönüşebileceğini düşünüyorum. Bahsettiğimiz bu projeler için en az 10 bin mühendise ihtiyaç var. Ben özellikle lobi alanında üniversitelerden destek istiyorum. Akademik camia bunu dile getirdiğinde bunun daha ciddi bir karşılık bulacağına inanıyorum.”

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.