logo

“Sanat Bir Korku Ortamı Yaratmaz”

İEU Medya ve İletişim Habercilik opsiyonu öğrencileri tarafından çıkarılan “net”haber-söyleşi, sanat terörü ile ilgili, Grup Yorum’un yaşadıklarını ele aldılar. 20 yıllık sanat hayatlarında, sahip oldukları sosyalist ideolojiyi savunarak müziklerini topluma duyurmaya çalışan gruba yaklaşık 400’e yakın dava açıldı. Birçok Yorum üyesi tutuklanıp hapis yattı, şu anda iki yorumcu ev hapsinde ve gruptan bir arkadaşları da aldığı cezalardan dolayı yurtdışından ülkesine geri dönemiyor. Grup Yorum kurulduğundan bu yana çıkardığı 21 albüm ile 2 milyondan fazla satış yapması dinleyici kitlesinin fazla olduğunu gösteriyor. Ancak tutuklanmaların ve cezaların yanında konserlerinin yasaklanması, kasetlerinin toplanması ve sadece Grup Yorum dinlediği için gözaltına alınların olması gibi sorunlar Türkiye’de sanatta ve ifadede özgürlüğün ne derecede olduğunu gösterebiliyor.

Net Dergi Ekibi Grup Yorum üyesi Selma Altın’la yaptıkları söyleşide, son zamanlarda yaşadıkları olumsuzlukları sanat terörü altında konuştu. Ayrıca, Yorum’un tasarlayıp geliştirdiği 21 Aralık’ta gösterime giren F Tipi Film hakkında da bilgi aldı.

Sanat terörü deyince ilk aklınıza ne geliyor?

Bir ülkenin demokratik ve  özgür olup olmadığını anlayabilmek için, belki de o ülkenin sanatına ya da sanatçıların gördüğü muamelere bakmak bazen yeterli olabilir. Sanat terörü aslında bizim gibi ülkelerde        “düşünce özgürlüğü” ikditar tarafından her ne kadar ifade ediliyor olsa da, var olan düşünceleri sanatınla ifade edememek ve ifadelerin noktasında baskı ve zor görmek. Yani buna devletin veya iktidarın sanat terörü uygulaması diyebiliriz.

Sanatın terör yaratabileceğine inanıyor musunuz?

Sanat bir korku ortamı yaratmaz. Aslında, sanat insanların kendini ifade ediş biçimidir. Yani, yaşanmışlıktan ortaya çıkar ve olmayan şeyleri var etmez. Ortada bir terör varsa sadece bunun sanatını müziğini yapabiliriz. Mesele, sanatın terör yaratıyor veya yaratmıyor olması değil. O ülkedeki koşullarda terörün olup olmaması bir meseledir.

Halk için sanat yapıyorsunuz, peki neden iktidar sizinle olumsuz yönde ilgileniyor?

Grup Yorum’un sahip olduğu bir ideoloji var. Bu ideoloji de şunu gösteriyor; bizim ülkemizde her ne kadar iktidar yönetimler değişsede, şu gerçek değişmiyor bizim ülkemizde iki sınıf var: ezenler ve ezilenler. Tıpkı tüm dünyada olduğu gibi. Türkiye’de insanları böyle ayırabiliriz. Her ne kadar iktidar insanları Türk, Kürt, Alevi gibi ayırmaya çalışsa da özünde iki sınıf var. Bir yanda burjuvazi diğer yanda üreten işçi sınıf var. Elbette ki her iki sınıf da çatışma halinde ve aralarında büyük bir çelişki var. Yani, birinin var olması iktidara gelmesi diğerinin yok olması anlamına geliyor. Bizim ülkemizde de, Grup Yorum ezene karşı ezilenin yanında kalarak bir tavır alır ve şunu ifade eder; ülkeyi halk yöneltmeli. İktidarın, kendine güvensiz, çaresiz, yönetemez beceriksiz olarak ilan ettiği halk için biz “hayır bu iktidara taliptir, halk kendi kendini yönetmelidir.” perspektifiyle bakıyor. Bu nokta da sosyalizmi işaret ediyoruz. Çünkü, insanın insanca yaşayabileceği tek yönetim sosyalizm. Bu işaret ettiğimiz noktada da iktidarın ya da partilerin yok olması anlamına gelir. Aslında, sanatımız da buna hizmet ediyor. İnsanlarımızı burada motive etmeyi, coşku, heyecan yaratmayı, örgütlenmeyi ve en büyük gücün orada olduğunu ya da er veya geç var olan faşizmin yok olması için inançlı olması gerektiğini ifade ediyoruz. Sosyalist ideolojiyi yaymaya çalışır. İktidarın bize saldırı nedeni de budur.

Sizce neden bir iktidar ülkesindeki sanatçıları terörist olarak nitelendirir?

Evet şu an bizim ülkemizde yeni bir kavram icat edildi. Ayrıca, sadece sanatçılar değil, üniversitelerdeki öğrenciler pek çok köşe yazarı,demokratik kitle örgütleri ve sendikalar bunlar hepsi terörüm arka bahçesi olarak ilan edildiler. Biz teröre şöyle bakıyoruz; şu anda terör uygulayan halk ya da devrimciler olamaz. Meselenin terör olup olmadığını belirleyen şey her iki tarafında neyi işaret ettiği ve hefelediğiyle alakalı bir şey. Herkesin düşüncelerini özgürce ifade edebildiği, açlığın, yoksulluğun ve çıkar ilişkilerinin olmadığı bir dünya istiyoruz. Şarkılarımızda buna hizmet ediyor. Bunun için basın açıklamaları yapıyoruz. Demokratik kitle örgütleri ne yaparlar? Basın açıklaması yaparlar. Bunların hepsini terör ilan etmek, var olan ülkedeki demokrasi mücadelesinin kendisini terör olarak nitelendirmektedir. Diğer taraftan baktığımızda devlet ne yapıyor? Hakkını arayan işçilere, öğrencilere alanlarda, biber gazı kullanıyor. Parasız eğitim istemek bir suç olarak sayılıyor. Bu yüzden aylarca hapishanede kalabilirsin. Bu örnekler çoğaltılabilir. Şimdi bunların hepsi duruyorken, terör olarak niteendirilmiyipte, ülkede demokrasi mücadelesi verenleri terör yapıyor diye nitelendirmek çok çarpık bir durum. Şöyle de değerlendirebiliriz, geçmişten bugüne bakalım Irak’ta, Afganistan’da şimdi Suriye’de milyonlarca insan savaşlar yüzünden yaşamını yitirdi. Neden bu savaşlar yapılıyor? Çünkü, emparyalist ülkelerin çıkarları ve yeni pazar alanları yaratmak için oluyor. Yani, terörü yaratan bilincin kendisi, işbirlikçi uzantılardır. Bir insanın vatansever duygularla kendi ülkesini savunması için savaşması terör olarak ilan edilemez. Suriye halkı şu an savaşıyor. Elbette ki savaşıcak. Çünkü, ülkesi işgal altında, Amerika’nın işgali söz konusu. Ama terörist olarak gösterilenler Suriyeliler. Amerika ne yapıyor “Suriye’ye özgürlük götürüyor.” Terör adı altında bu koskoca bir yalan.

27 yıllık sanat hayatınız boyunca ne tarz engellerle karşılaştınız?

Yorumcuların yaşadıkları var. Gözaltına alınma ve tutuklama olayları diyebiliriz. Bazen birçok tehditler aldık ve albümlerimiz toplatıldı. Hatta konserlerimiz yasaklandı. Polisler, kasetimizin dağıtımını yapan aracı durdurdular ve hıncını alamayıp engellere karşı kasete kurşun sıktılar. Aslında o mermi orda düşüncenin kendisine karşı olan bir olaydı. Bunlar Yorum’un yaşadıkları, bir de dinleyicisinin yaşadıkları var. Örneğin, Grup Yorum dinlediği için okuldan uzaklaştırma cezası alanlar var. Bilgisayarında şarkılarımız olduğu için cezalar alan memurlar var. Başka bir örnek verirsem, bizim “Cemo” şarkımız, Tavır Dergisi Yazı İşleri Müdürü arkadaşımızın iddianamesinde suç unsuru olarak görülüyor. Bu devletin sanatımıza yaptığı bir terördür. İktidarın Grup Yorum’a karşı saldırda bulunması şaşırılıcak bir durum değil. Çünkü, bizim ülkemizde birilerinin taşın altına elini koyması gerekiyor.Yani, bu durumun bedelini devrimci sanatçılar ödüyebiliyor.

Tutuklama olayları sanatınıza nasıl bir etki yaratıyor? Nasıl bir mücadele içindesiniz?

Elbette ki çok fazla enerjimizi alıyor. Mesela, şimdi bir albüm çalışması içindeyiz. Enerjimizin neredeyse tamamını buna vermek istiyoruz. Ama şu an öyle olmuyor. Çünkü, iki Yorumcu ev hapsinde, bir arkadışımız hapishanede, aldığı cezalardan dolayı biri de yurtdışında geri gelemiyor. Bunlar bir kısmı. Konserlerimizde işlemek istediğimiz konular var. Resmen bu yaşananlar yapacaklarımızın önüne geçmiş durumda. En önemlisi bir zaman ve enerji kaybımız var. Bu durumu mümkün oldukça telöre etmeye çalışıyoruz. Belirleyici olan Yorum’un gördüğü baskılar, engellemeler değil. Biz bir sınıfa müzik yaptığımız için, belirleyici olan o sınıftır. Şimdi örneğin ev hapsini iki Yorumcu aldı gibi görünüyor ama hayır öyle değil. Aslında bu ev hapsini 9 kişi aldı. Bunun da ötesinde, önemli bir durum var ki biz Grup Yorum olarak katıldığımız bir basın açıklamasından dolayı göz altına alındık ve işkence gördük. Davamız henüz soruşturma aşamasında ve burada konut terk etme yasağı aldık. Ama yasanın kesinlikle bir alt yöneltmelikleri yok. Cezayı uygulanların bu yasanın nasıl işleyeceği konusunda bizim gibi onlarda fikri yok. Normalde, konut terk etme yasağı cezası bir yıldan az kalmış kişilere uygulanıyordu. Ama şimdi soruşturma aşamasında olanlara da kullanıyor. Bir insanın daha suçlu olup olamadığını bilmiyorsunuz, elinizde bir kanıt yok ama bunların öncesinde bir cezalandırma söz konusu oluyor. Bu yüzden bütün anayasal hakların elinden alınmış oluyor. Biz ev hapsi meselesini tanımadığımız ilan ettik. Şu anda bu itirazımızın üst mahkemeden cevabını bekliyoruz. Bizim için ev hapsi demek albüm çalışmalarına, konserlere katılamamak demek. Bütün faliyetlerimizin engellenmesi, yani sesimizin kısılması anlamına geliyor. Bu cezayı tanımadığımız için o zaman tutuklanırsınız yönünde tehdit alıyoruz. Biz müzikal faliyetlerimizi yürütemedikten sonra veya bakkala gidemediğimiz halde ev hapsinin aslında hapishanede olmaktan hiçbir farkı yok. Aksi taktirde ne olmuş olur, gardiyanınız kendiniz olursunuz. Evinizin duvarlarıda hapishanenin duvarları olmuş olur. Biz bu meseleye bu kadar basit bakmıyoruz. 20 bin elektronik kelepçe siparişi yapıldı. Bu şunu gösteriyor, var olan iktidar zaten bütün hapishaneleri doldurdu. Çünkü neden her şeye bir suç gibi bakıyor. Kendisi gibi düşünmeyen bütün sanatçıları halktan herkesi düşmanmış muamelesi yapıyor ve hepsinin sonuda hapishaneler oluyor.  Biz ev hapsini tanımaığımız için bir kampanya başlattık. Bu sadece Yorum üyelerinin cezaları kaldırılsın diye değildir. Bu bağlamda Kültür Merkezi’mizde şu an basın açıklamaları yapıyoruz. Sanatçı dostlarımız bize destek oluyorlar.

Türkiye’yi diğer ülkelerde kıyasladığımızda sanat ne kadar özgür?

Avrupa ülkelerinin bu konuda daha özgür olduğu bir algı var. Bizim ülkemizde de her yerde otosansür var. Devlet bu mekanizmayı çok iyi işlemeyi başarıyor. Hem ekonomik olarak, hem siyasi olarak sanatçıların etrafını kuşatmış durumda, ciddi engeller var. Seni üretemez hala getirmek istiyor. Mesele sadece üretime yönelik bir şiddet baskı değil, daha en başta üretim aşamasındayken insanların beyninde sınırları çizmeye çalışıyor. Örneğin, bugün ülkemizde film yapabilmek çok zordur. Şöyle bir şey de var, tabi ki çok maliyetli olmadan eğer derdimiz sadece anlatmaksa her koşulda yapılabilir. Tiyatro oyun metni yazarsınız, oyuncularınız tamamdır, ama bir tiyatro sahneniz yoktur. Ya da siyasi olarak, hapishaneye gitmiş daha kitabı çıkmamış olan yazarlarımız var; Ahmet Şık örneği gibi. Bizim ülkemizde yaşanan somut gerçek bu. Sadece bizim ülkemiz için geçerli değil. Demokrasi mücadelesi veren bütün ülkelerde aynı durum söz konusu. Yani meseleye sınıfsal baktığımızda, sınıf çatışması çok derinleşmişse orada baskı, terör her zaman daha fazla olmuştur.

Son olarak, tasarlayıp geliştirdiğiniz F Tipi Film’den bahsedebilir misiniz?

9 yönetmen, birkaç sinema öğrencisi ve oyuncunun destek verdiği proje hedeflerimizi hayata geçirmemize yardımcı oldu. Biliyorsunuz bizim ülkemizde, 19 Aralık’ta F tipi hapishanelerinde bir operasyon yaşandı. Çünkü, tutuklular hapishanelerde F tiplerine gitmeyi ve tecrit uygulamasını kabul etmiyorlardı. Bunun için defalarca eylemler ve basın açıklamaları yapıldı. Ama hiçbir sonuç elde edilemedi. Son noktada da içerideki tutuklular önce açlık grevine daha sonra ölüm orucuna başladılar.  İktidarda ölüm orucunu bahane ederek birçok hapishanelere eş zamanlı operasyon düzenledi. Bu insanlar da 19 Aralık’ta yaşamını yitirdiler. Filmde bu noktada tecritin insan üzerindeki olumsuz etkilerini ve buna karşı verilen mücadeleyi anlatıyor. Bizim açımızdan çok önemli bir film. Sanatçılarla beraber kolektif bir çalışma yaparak, tecrit ve açlık grevlerinin üzerinde durup bu önemli konuya sinemada değinmek istedik. Bu anlamda herkes emeğini katarak ciddi bir proje ortaya çıktı. Bir önemli nokta da setimiz çalışma koşullarımızla bir devrimci sinema oluşturalım istedik. Bunu da büyük oranla başardığımızı düşünüyoruz. Sinema çalışmalarımızı yürüten kişi FOSEMdir.(Fotoğraf ve Sinema Emekçileri) Bu yönde çalışmalarımız bu filmden sonrada devam edecek.

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.