logo

‘’AKP Kürt Sorununda Sadece Bayrağı Devraldı’’

‘’AKP KÜRT SORUNUNDA SADECE BAYRAĞI DEVRALDI’’

Gazeteci yazar İrfan Aktan’ın Birikim, Radikal, haysiyet.com, bianet.org gibi bir çok yerde yazıları ve söyleşileri yer aldı 2009 yılında halen çalışmakta oldu Express dergisinde kürt açılımıyla ilgili yayınlanan bir analizi ise başına bela oldu. ”Bölgede ve Kandil’de hava durumu/Mücadele olmazsa çözüm olmaz” yazısı sayesinde terör örgütü propogandası suçundan 15 ay’a mahkum oldu. Sonrasında 3. yargı paketi ile cezası ”tekrar aynı suçu işlememek şartıyla” ertelendi.

İrfan Aktan’la yaşadığı bu sürecin yanında kürt sorunundan, medyada kadının yerine, alternatif medyanın durumuna kadar bir çok konuyu konuştuk.

Kadın ve medya ilişkisi hakkında ne düşünüyorsun? Kadınlar medya sektöründe yeterince yer buluyor mu? Bunu iki açıdan soruyorum kadınlar medya sektöründe çalışan olarak söz sahibi olabiliyor mu hem de kadın gazetelerde televizyonlarda nasıl yer buluyor bir meta olarak kullanılıyor mu ?

İrfan Aktan:  Medya sektöründe kadın yönetici çok az ve bunun pek çok sebebi var. Genel olarak hayatın diğer alanlarında da kadınlar yönetici olarak değil, daha ziyade hizmet sektöründe ya da alt tabakalarda istihdam  ediliyorlar.  Medya alanında bu çok daha bariz. Mesela şu an genel yayın yönetmeninin kadın olduğu bir gazete yok, genel yayın yönetmeni yardımcısı var tarafta Yasemin Çongar onun dışında da yine genel yayın yönetmeninin kadın olduğu bir tv da kanalı yok sanırım.

Genelde kadınların hem yöneticisi olmadığı hem de karar mekanizmalarında kendilerini bulamadığı bir erkek alanı medya, e böyle olunca tabiki yayıncılığa yansıması da böyle oluyor. Web sitelerinde ,gazetelerde bakıyorsunuz pek çok tecavüz haberlerinde yarı çıplak kadın fotoğrafı gösterilir ya da web sitelerinde güzel kadınlar galerisi vardır ama güzel erkek galerisi yoktur.

Ama tabi kadınlar yönetici olsaydı medyanın yapısı değişir miydi, bundan emin değilim medyadaki sorun sadece yöneticilerin cinsiyeti değil medyanın yapısı. Türkiye’de artık medya patronları hiç olmadığı kadar iktidara angaje durumdalar. Çünkü medya patronları petrol işi yapıyor, madencilik yapıyor, çeşitli iş kollarında söz sahibi olan kişiler bunlar. Gazeteleri bu alanlara ihale devşirmek için kullananlarda var eğer senin bir petrol şirketin varsa ya da bir tekstil şirketin varsa  bir tane medya organı oluşturursun tv, gazete bunun üzerinden hükümetle daha yakın ilişki kurarsın bu ilişkiye de göre ihale alırsın. Son dönemde medyadaki muhalif gazetecilerin işinden olmasının temel sebeplerinden biride hükümetin medya patronlarına bu yönde baskısı yani sen bu insanları istihdam edersen ihale alamazsın deniyor. Patronlarda buna uydular ve muhalif gazeteciler istihdam etmekten vazgeçtiler.

‘’GAZETENİN PATRONU GAZETECİ OLMALIDIR’’

Medyadaki temel problem kadın-erkek meselesi değil. Problem başlıklarında sadece bir tanesi kadın sorunu açısından bakılırsa evet bu ana problemlerden birisi cinsiyetçilik ,cinsiyetçi dil ,kadına bakış açısı. Genel medya alanına bir bakış yapıldığında bu sorunun medyanın sahiplik yapısı ile olduğu görülür. Aslına bakarsan gazeteyi gazeteci çıkarır. Gazetenin patronları gazeteci olmalıdır.

Express  Dergisi’nin  2009 Kasım sayısında  ’Bölgede ve Kandil’de hava durumu/Mücadele olmazsa çözüm olmaz’ başlıklı haber analizin nedeniyle örgüt propogandasından hapse mahkum edilmiştin biraz o süreci anlatırmısın?

İRFAN AKTAN: Bizim cezamız 3.yargı paketi kapsamında ertelendi. 5 yıl boyunca tırnak içinde ‘’aynı suçu tekrar etmemek kaydıyla’’. Bu yüzden ceza alan sadece biz değiliz özellikle kürt medyasından yüzü aşkın gazeteci tutuklandı. Kimisi serbest bırakıldı çoğu hala tutuklu. Onun haricinde zaten yıllardır akıl almaz cezalarla karşı karşıyalar. Diğer sol yayınlarda benzer bir muamele görüyor. Çünkü çok bariz bir şey var devletin arzuladığı gazeteciliğin dışına çıktığın anda kendini yargıyla karşı karşıya buluyorsun yargının delil üretemediği yerde devreye polis giriyor poliste zaman zaman haberlerden bile tırnak içinde delil bulup yargıya götürüyor yargıda bunu delil sayıp gazeteciler hapse tıkıyor. Sadece ekonomik bir kıskaç içinde değil muhalif gazeteciler aynı zamanda hukuki ve siyasi baskı var. .

Muhalif medyanın sesi kısıldıkça yaygın medya daha da tek seslileşiyor muhalif medyanın sesi ne kadar çıkarsa yaygın medyadaki otosansürde o kadar azalır. Muhalif medya güçlü olduğu sürece yaygın medya içinde bulunan bazı gazeteciler daha cesur davranıyorlar. Şu anda herkesin cesareti kırılmış durumda ciddi bir otosansür var hükümet mensupları biz hiç bir gazeteciyi arayıp tehdit etmeyiz diyor doğru olabilir bu ama zaten uygulamalarıyla gazetecileri otosansüre zorluyorlar. Basın özgürlüğünün temel problemlerinde biride budur otosansür.  Türkiye’de belki de hiç olmadığı kadar ciddi bir otosansür var.

‘’Muhabirlerin sansürlenen haberlerini kimse bilmiyor’’

Radikal özelinde bakarsak Yıldırım Türker ve Cevdet aşkından sonra Tarhan Erdem’in yazısına müdahale edilmiş fakat Tarhan Erdem buna göz yummuş sanırım. Buna ne diyeceksin?

İRFAN AKTAN: Köşe yazarlığıyla haberciliği karıştırmamak lazım köşe yazarlarının maruz kaldığı sansür daha görünürdür. Muhabirler daha görünmez kalıyor Editör var, haber müdürü var, haber müdürünün üstünde yayın koordinatörü, genel yayın yönetmeni ve patron böyle bir iktidar silsilesi mevcut maalesef. Bir muhabirinin haberinin sansürlenmesi ancak muhabir ve çevresi tarafından bilinebiliyor.

‘’Türkiye’de Türk ırkçılığı meşru’’

Alternatif  medya  sindirİlmeye çalışılıyor bir yandan da yeni akit,  sözcü gibi gazeteler nefret söylemi yayarak, hedef göstererek yayın hayatlarına rahatlıkla devam ediyor. Bu tip yayınlara  hiç bir yaptırım uygulanmıyor peki bunlara ne diyeceksin?

İRFAN AKTAN: Bu yeni bir şey değil türkiyede her zaman militarist, miliyetçi, türk ırkçısı yönelimler rahatlıkla yerini yapabildi. Türkiye’de türk ırkçılığı meşru, türkiye’de cinsiyetçi söylem meşru. Türkiye’de devlet nezdinde meşru yani böyle şeyler. Akit’in benzer gazete, web sitelerinin, tv kanallarının yayıncılığının önünde herhangi bir engel olmaması hiç şaşırtıcı değil. Sadece bu değil türk solu diye bir dergi var. ve bunlar bariz ırkçılık yapıyorlar…

SOL ADI ALTINDA BİR DE….

İRFAN AKTAN: İsmi ne olursa olsun yapıyorlar ama bunların kovuşmaya toplatılmaya filan maruz kaldığını görmedik üstelik bunlar hükümete filanda muhalifler yani burada tek mesele hükümete muhalif olmak değil hükümete muhalif olup ırkçılık yapsan da  devlet tarafında yine kollanıyorsun aslında problem bu. Medya üzerindeki tek baskı hükmet değil devlet aklı var . Hükümetler gelip geçer ama devlet aklı hep baki kalır.

‘’Muhabirlere artık ses kayıt cihazı muamelesi yapılıyor’’

Türkiye’de muhabirlik müessesesi nasıl çalışıyor? Muhabirler her gün ofislerine gidip memur gibi orada tıkılıp kalıyorlar. Senin çalışma tarzın nasıl?

İRFAN AKTAN: Gazeteci muhabir dediğin eskiden bir yere gidip araştırma yapar ve konuyla ilgili geniş malumata sahip olur gelir bunu yayınlayıp kamuoyunu haberdar ederdi. Şimdi artık tek seslilik o düzeye geldi ki muhabire verilen önem azaldı artık kimse muhabirin getireceği bilgiye pek bakmıyor dolayısıyla muhabirlik müessesi ciddi yara almaya başladı. Muhabirlere sadece ses kayıt cihazı muamelesi yapılmaya başlandı.

Türkiyede artık araştırmacı gazetecilik diye bir şey kalmadı.Muhabirlerde sadece işte çeşitli etkinliklere gönderilen elinde ses kayıt cihazı olan ve olup biteni kaydedip getirin uygun biçimde haberi yapan insanlar oldu. Muhabire verilen önemde azaldı. Dikkat edersen eskiden mesela başbakanlık muhabirlerleri bakanlarla, başbakanla görüşürdü filan şimdi muhabirleri atlayıp Ankara temsilcileriyle ilişkiye geçiyor haber kaynakları. Haber kaynakları derken esas olarak iktidardakiler kastediyorum.Tabi dolayısıyla da muhabire verilen önem azaldıkça ona verilen ücrette azald. Koca koca yayın grupları 3,5 muhabirle yayınını sürdürüyor. Stajyer alıyorlar bu stajyerlerin sigortası çoğu zaman yapılmıyor. Böyle bir sömürü düzeni oluşturulmuş durumda muhabirler gazeteci dediğin olay mahallinde bulunur ,bir olay yaşandığında orada zaman geçirir insanlara görüşür ama artık biz bu devri geçtik gazetecilikte. Haftalık dergiler yok artık, hani eskiden günlük olayların arka planlarına dair haftalık dergilerde yer alırdı. Artık türkiyede haftalık dergide yok. Dolayısıyla da muhabirin muhabire verilen değer giderek azalmaya başladı. Bence bu şöyle bir sorunun yaratacak sektör muhabir yetiştiremeyecek ve bu alan bir gazeteciliğin dışında bir alana dönüşecek bir yayıncılık haline gelecek.

Artık türkiyede hemen herkes köşe yazarı. Örneğin radikal gazetesi yeni bir atılım yaptı. Yaptığı şeyi haberciler bir blog oluşturmak yerine yazarlar için blog oluşturmak oldu. Türkiyede artık önemsenen şey kimse bilgiyi taşıyan olmak istemiyor herkes bilgiyi yorumlamak istiyor. Öyle bir noktaya gelindi ki bilgiye hakikate erişemiyoruz. Hakikate erişemediğimiz zaman neyin yorumunu yapacaz? Bu da tabi ki gazeteciliği öldüren bir şey. Gazetecilik çünkü köşe yazarlığı değildir gazetecilik hakikatı peşinde koşturan, onu bulan ve insanları bundan haberdar eden kişidir. Ama mesela Roboskide 34 insan öldürüldü biz bunu türk medyasında öğleden sonra filan öğrenebildik çünkü artık muhabirin aktarımları eğer tehlikeliyse hiç bir şekilde gazetede yer alamıyor. İktidarın işaretine bakılıyor gazeteci bağımsız değil. Editöryel bağımsızlığı söz konusu değil. Her gazeteci için Roboski olduğu andan itibaren Türkiyenin ilk haberidir.

Şu anda açlık grevi var mesela cezaevinde kimse bunun haberini yapmıyor. Bu insanların sağlık durumlarından doğru dürüst haberdar değiliz.Bu insanların durumu ne yakınları ne diyor buna dair bir haber okuyabiliyor muyuz ? Hayır. Gazetecilik öldürülmek isteniyor, eskiden bu iş zorla yapılırdı. Faili meçhul cinayetlerde gazeteciler öldürülür, gazetelere bombalar konur, gazeteciler tehdit edilirdi. Şimdi patron uyarılıyor ya da patronsuz yayın organında çalışan muhabirler yargı kıskacına alınıyor böylece gazetecilik sadece olayları yorumlayan insanların alanı haline getiriliyor bu yorumlar içinde belli bir sınırı gözetmen gerekiyor dediğim gibi o zaman yargı kıskacıyla karşı karşıya kalıyorsun.

Roboski demişken  Roboski katliamından sonra Selahattn Demirtaş ‘’bu ülke artık bölünmüştür.Bunda artık emin oldum’’ demişti.  Kürdistanda insanlar ne düşünüyor, Türkler ve Kürtler duygusal bir kopuş yaşadılar mı? Kürtler Roboskiden sonra Akp’den uzaklaştılar mı?

İRFAN AKTAN: Kürtlerin aidiyet duygularını yitirmeleri Roboski ile başlamadı aslında Diyarbakır özelinde bakacak olursak aslında 2006da başladı. O dönem PKK tekrar eylemlerine hız vermişti. Mart 2006da Diyarbakır merkezde bazı eylemler yaşanmış aralarında çocuklarında bulunduğu 10u aşkın insan öldürülmüştü ,bu çocuklardan biri evinin balkonundayken öldürülmüştü.O tarihten itibaren kürtlerin devletle ve türklerle ilgili aidiyet bağında  zayıflık yaşandı bu tabi bütün kürtler için geçerli mi dersen hayır özellikle kürt hareketi etrafında örgütlenen insanlar için bu geçerli.

Evet Akpnin kürtler için ciddi bir alternatif olduğunu görüyoruz..

İRFAN AKTAN: Kürt bölgesinde Akpnin hala oy potansiyeli var çünkü kürtler saf haliyle homojen bir grup değil kürtler içinde de sınıf var, inanç farkları var. Özellikle mütedeyyin kesimin orta sınıf mensubu akp ile birlikte ve kürt hareketinin muhtemel kazanımlarından kendisi için herhangi bir pay beklemiyor. Bu mücadeleye mesafeli yaklaşıyor. Bu insanlar 1990larda DYP’ye öncesinde ANAP’a oy verirdi şimdi AKP’ye oy veriyor.Devlet partilerine yakın duran ona oy veren kürtler var ve olacaklardır da.

Fakat şöyle bir şey var bence mesele kürtlerin duygusal olarak ayrışması kopması meselesi değil mesele haklarının talep eden kürtlerin diyelim ki onlar 2,3 milyon bunların algısı değişti. Bu kesimin algısının değişmesi önemli şöyle ki şimdi eskiden Roboski öncesi ve sonrası diye bakalım kürt hareketi içinde yer alan kürtler devletten bazı taleplerde bulunurdu devlet şunu yapsın şu hakkımızı versin fakat şimdi devletten herhangi bir talepleri yok . Devleti bu insanlar yok sayıyor. Bir karşıt güç olarak görüyor. Yoksa Diyarbakır orta sınıfın önemli bir çoğunluğu hala AKP’ye destek veriyor verecektir de.

‘’SİYASİLER BARIŞSA BİLE TOPLUMUN TABANINDAKİ KÜSLÜK DEVAM EDECEK’’

Peki dediklerine istinaden soruyorum kürtler yeni bir oslo sürecine sıcak bakmıyor mu?

İRFAN AKTAN: Bakarlar ama bu ben hep şunu düşünüyorum,siyası aktörler barışsa bile toplumsal tabandaki küslük devam edecek. İmralı da, Oslo’da görüşmeler yapılabilir, anlaşılabilir hatta ve hatta artık bir barış sürecine girilebilir ancak duygusal kopukluk kolay kolay giderilemez. vazo kırıldı parçalarını yapıştırsan bile izleri kalacak. Dediğim Gibi kürt orta sınıfında da bir duygu ayrışması var. Bunlar AKP’ye hala oy veriyorlar ama AKP robosk’deki katliama sessiz kaldı hükümet bunun üstünü örttü diye AKP2YE destek veriyor değiller. Akp’den hala umutları var. 2.si çıkarları var çünkü AKP oradaki orta üst sınıfa ciddi para aktardı. İnşaat sektörü , diğer alanlarda olsun, istihdam konusunda olsun.

’KÜRT SORUNUNUN TEMELİNİ AKP ATMADI DOLAYISIYLA SORUNU AKP TEK BAŞINA ÇÖZEMEZ’’

Biraz güncele dönersek BDP heyeti cumhurbaşkanı ile görüştü. Siyaset çok çalkantılı adımlar atılmaya çalışılıyor ama sonuç çıkartabilecek mi meçhul. AKP söz gelimi demokrat olduğu zamanda bile bu sorun için yeterince adım atmamışken iyice otoriterleştiği şu dönemde bir hamle yapabileceğine inanıyormusun? Yoksa kürtler kendi haklarını sadece kendi mücadeleleriyle mi elde edecekler?

İRFAN AKTAN: Şöyle bir laf var ‘AKP zaten muhafazakar bir parti dolayısiyle kürt sorununu zaten çözemez zihniyeti buna müsaade etmez’’. Ben bu fikre tam olarak katılmıyorum. Türkiyede kürt sorunun çözümüne engel olan sadece AKP değil çözümünü sağlayacak olanda sadece AKP değil. Kürt Sorunun sadece Erdoğan çözer iddiası bana kalırsa çok şişirilmiş bir laf bence.

‘’LEYLA ZANANIN BU KÜRT SORUNUNU ERDOĞAN ÇÖZER YORUMUNA KATILMIYORUM’’

Leyla Zana’nın bu işi Erdoğan çözer sözlerine katılmıyorsun yani…

İRFAN AKTAN: Sadece leyla Zana değil başka mecralarda da bu söz dile getiriliyor. Leya zana’nın da bu fikrine katılmıyorum Türkiye’de kürt sorununu AKP yaratmadı kürt sorununu ulus devlet yapısı yarattı ancak ve ancak bu devlet yapısı revize edilirse çözülür.AKP devletleşmiştir ama devlet tamamen AKP’lileşmiş değildir. Dolayısıyla bu Türkiye Cumhuriyeti devletinin çözebileceği bir mesele AKP yarın öbür gün gidebilir. yerine CHP de gelse MHP’de gelse devletin genel perspektifi eğer kürt sorununa çözmeye odaklanmazsa bu sorun çözülmez. BDP bile iktidara gelse bu temel kurumlar ve zihniyet değiştirilmediği sürece kürt sorunu çözülmez. AKP bu zihniyeti değiştirebilir deniyor belki ama bunu yapabilmesi için hem BDP ile hem türkiye’de ki sosyal demokratlarda ittifak kurması gerekiyor AKP bunu yapmıyor.

Sosyal demokratlardan kastın CHP’nin tabanı mı?

İRFAN AKTAN: Evet chp ve solun çeperindeki diğer örgütler.

Peki CHP’nin sosyal demokratları kürt sorununda adım atacak kadar sosyal demokrat mı sence?

İRFAN AKTAN: Chp şu anda kendine özgün bir siyaset yürütmüyor.Chp AKP’nin çeperinde AKP’nin politikalarına cevap vermekle yetiniyor. Chp eğer  kendi milliyetçi tabanına rağmen bir zihni açılıma girerse  önemli bir odak olabilir.

‘’KÜRT SORUNU ANADİLDE EĞİTİMLE VE ÖCALANIN HAPİS KOŞULLARINA İYİLEŞME SAĞLANMASIYLA ÇÖZÜLMEZ’’

Bu bir sistem sorunu yani…

İRFAN AKTAN: Evet akp bu sorunda sadece bayrağı devraldı. Sorunun taşıyıcılığını üstlendi sadece bu önemli eğer biz bütün umudu AKP’ye bağlarsak hata yapmış oluruz. Yarın AKP gittiğinde ne olacak peki? Zaten bütün umudu AKPye endekslediği için bazı kesimler her seferinde hayal kırıklığı yaşıyor. Erdoğan güzel bir laf ediyor kötü bir laf ediyor herkes umutsuzluğa gark oluyor. Kürt meselesi bu kadar basit bir mesele değil. Bir kaç kelime üzerinden umut devşirilecek bir mesele değil çok yapısal bir mesele.

Bu yüzyıllık sorunun çözümüde 3,5 adımla olmaz. Çok sık söyleniyor. Anadilde eğitim verilirse ve Öcalan’ın hapis koşulları düzeltilirse bu sorun çözülür. Hayır bu sorun çözülmez 2,3 milyona yakın insan yerinden edildi. Kürtlerin toplumsal yapısı alt üst edildi aşiret yapısından tut da sosyo- kültürel  tüm alanlarda ciddi bir tahribat yaşandı. Bunu tekrar tesis etmeniz lazım.

AKP sadece bayrağı devraldı diyorum.Dolayısıyla eğer çözüm isteniyorsa bu çözmü kimse sadece bir siyasi partiden beklememli çözüm için herkes insiyatif almalı solcusu,islamcısı bu sorunun çözülmesini isteyen herkes hükümeti değişmeye zorlamaktan ziyade sistemi değiştirmeye odaklanmalı.

Sistemi değiştirmekten bahsederken kastın demokratik özerklik mi?

İRFAN AKTAN: Şimdi kürt hareketi onu öneriyor.Çünkü merkezi yönetim şeklinin değiştirilmesini çözüm olabileceğini düşünüyor. Çünkü kürtler bunu denediler sokaklarına kendi isimlerini verdiklerinde kaymakam bunu veto etti, savcı soruşturma başlattı.Kürtler kendi sokağına kendi isim vermek istiyor. Çocuğu kendi dilini öğrenebilsin kürtçe konuşarak istdihdam edilebilsin istiyor.Ama mahkemeye gittiğinde de türkçe bilmek zorunda olmak istemiyor.

KÜRTÇE SEÇMELİ DERS DESEM NE DERSİN?

İRFAN AKTAN :İSMAİL BEŞİKÇİ’nin dediği çok doğru. Türkler için seçmeli Kürtçe Dersi. Yani şimdi Türkiye’de Bulgaristan’daki Türkler için Kıbrıs’taki Türkler için ya da Almanya’daki Türkler için ne istiyorsa aynılarını kürtlere versin.Ne diyor ”asimilasyon soykırımdır” Almanya’ya karşı bunu diyor. Peki Türkiye’de ne oluyor? Türkiye’de günlük kürtçe gazete varmı azadiya welat dışında yok azadiya welat kaç satıyor? Hadi diyelim 5 bin satıyor niye bu kadar az satıyor çünkü insanlar dillerini bilmiyorlar.Zaman zaman Akp’liler ya da AKP ye yakın bazı kürtler diyorki bunlar işte devlete karşı çıkıyor ama kürtçe bilmiyorlar evet bilmiyor çünkü asimile edilmişler,zorbalığa maruz kalmışlar.

 

Röportaj: Efe Can TAN

Kaynak: Gazete Solfasol

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.