logo

Bir Türkiye Klasiği: “Geylere Yer Yok!”


Kazım Kızıl
kazimkizil@hotmail.com

Çekmiş tetiği baba, bir kez sıkmış yetmemiş… İki kez sıkmış yetmemiş… Üç kez sıkmış yetmemiş… Dört kez sıkmış yetmemiş… Beş kez sıkmış yetmemiş… Altı kez sıkmış yetmemiş… Yedi kez sıkmış yetmemiş… Sekiz kez sıkmış yetmemiş… Dokuz kez sıkmış yetmemiş… On kez sıkmış yetmemiş… On bir kez sıkmış yetmemiş… On iki kez sıkmış yetmemiş… On üç kez sıkmış yetmemiş… On dört kez sıkmış yetmemiş…

 

Siz okurken sıkıldınız, bunalıp daraldınız belki de; ama baba durmamış, bunalıp sıkılmamış; tam 14 kez basmış tetiğe… Baba o kızgınlık ve nefretle o kadar çok dolmuş, o kadar kendinden geçmiş ki; tüm nefretini mermilere doldurup oğlunun bedenine göndermiş.

 

14 kurşun R.A.’nın bedenine saplanmış. Sonra sıkmamış, sıkamamış. Muhtemelen silahı bir 14’lü olduğu için sıkamamıştır. Belki babanın bir pompalı tüfeği olsaydı onunla da sıkacaktı, belki bir tankı olsa onunla da oğlunun üzerine yürüyecekti. Hatta kim bilir, babanın bir F-16’sı olsaydı eğer bombalar yağdıracaktı oğlunun üstüne…

 

Sanırım bir babayı bu kadar sinirlendiren, oğlunu kurban kendini katil yapan nedeni merak ediyorsunuzdur.

 

Kısaca aktarayım:

 

— Olay Diyarbakır’da oluyor. Oğlunun eşcinsel olduğunu öğrenen baba 14 kurşunla öldürüyor onu.

 

Evet; bu kadar kısa.

 

Şimdi biz az önce benim yaptığım gibi, babaya yüklenerek tüm işin içinden sıyırabiliriz kendimizi. Bu nefret cinayetine lanetler okuyarak öfkemizi dile getirebiliriz.

 

Bu tepki toplumda genel kabul görebilen olabilir; amenna.

 

Ama ben derim ki Halil Cibran’a kulak verelim. Bakın üstâd Cibran ne diyor Ermiş kitabının “Suç ve Ceza Üzerine” pasajında:

 

— “Kötülük yapan birinden sizlerden biri değil de, size yabancı biriymiş, dünyanıza davetsiz bir misafir olarak girmiş gibi söz ettiğinizi sık sık duydum.

Fakat ben derim ki; evliyalar ve adil kişiler nasıl sizin içinizdeki en yüksekten daha yükseğe çıkamazlarsa,

Kötüler ve zayıflar da yine sizin içinizdeki en alçak noktadan daha aşağıya alçalamazlar.

Ve nasıl tek bir yaprak bile sararmazsa bütün ağacın sessiz bilgisi olmadan,

Kusur işleyen de hepinizin gizli iradesi dışında kusur işleyemez…”

 

Evet, bu cinayetten kendimizi sıyıramayız. Bu cinayette bizim de parmağımız var!

 

Nasıl ki devletin direkt veya dolaylı olarak öldürdüğü her insanın ölümünde bizim vergilerimiz varsa ve eğer en az devlet kadar biz de o cinayetlerden sorumluysak; bu cinayetin de bir farkı yok.

 

Susarak, karşı çıkmayarak, haykırmayarak, değiştirmeye çalışmayarak ve her seferinde kendimizi aklayarak aslında bu cinayetlerin devamına hizmet ediyoruz.

Biz bu cinayetlerin azmettiricisiyiz; koca bir toplum olarak.

 

Ne yani; baba katil biz değil miyiz?

Ne yani; babanın eli kana bulanırken biz temiz miyiz?

Ne yani; baba içeride yatacak da biz dışarıda özgürce gezecek miyiz?

 

Nasıl oluyor da; maktulü toprağa verirken biz toprak üstünde hiçbir şey olmamış gibi dolaşabiliyoruz?

 

İstesek de istemesek de; bu ülkede geyler de var, lezbiyenler de… transseksüeller de var travestiler de… ve biz istesek de istemesek de orada olmaya devam edecekler… Ya buna alışacağız ya da alışacağız…

 

Evet, aslında biz de kurbanız R.A. gibi. Bu din kuralları ve ahlak bilgisinin, hukuk kuralları ve törelerin, bu felsefelerin kurbanıyız…

Ama kurbandan çok katiliz!

Bizim üzerimize demir külçeler gibi çöken bu kuralları besleyip yeşerttiğimiz için katiliz…

 

Şimdi ben cılız cümlelerimi bir kenara bırakıp sözün ustası Charles Baudlaire’e kulak verelim:

“Hem bıçağım hem de yara

Hem yanağım hem de tokat

Hem kurbanım hem de cellât

Ezen ve ezilen çarkta”

 

Bizi ezen ve onu kullanarak da kendimizi ezdiğimiz bu çarkın tekerine çomak sokmadan; dişlilerini çekiçlerle kırmadığımız sürece katilliğimiz de maktullüğümüz de baki kalacaktır…

 

Rakel Dink’le bitiriyoruz efendim:

 

“Bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz!”

 

 

.

…Ka

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

#

Bir Türkiye Klasiği: “Geylere Yer Yok!”” için 1 yorum

  1. cihan yılmaz : diyor ki:

    İnsan vicdanını karanlığa gömen yüzyılların getirdiği ilkel zihniyetin varacağı son nokta ölümdür.insanlar üzerinde cinsel,sınıfsal,etnik her türlü hegemonya’nın varacağı nokta tüm insanlığı bir kimlik ya da -kimliksizlik- üzerinden ayaklar altına almaktır.O’na sıkılan 14 kurşun, hepimizin vicdanına sıkılmıştır.Her türlü kin ve nefrete karşı direnmek,nefrete ve kine yer vermeden yaşamak ve yaşatmak nefreti insanlara değil, insanları çirkinleştiren zihniyetlere yöneltmek,en onurluca mücadele yöntemidir.Zira o babadan milyonlarca var, fakat o milyonları yaratan tek bir olgu var : nefret.,O halde eğer yaşadığımız coğrafyada hayat, bize katil olmayı diretiyorsa o halde çok büyük bir katil olalım ve nefreti her yerinden öldürelim.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ONLAR HEP GÜLÜYOR

    08 Ağustos 2017 İnsan, Köşe Yazıları, Manşet

    Bir mücadele düşünün; kavganın güzelliğinde, güzellik kattılar kendilerine. Semih- Esra Özakça çifti ve Nuriye hocamız. Onurlu bir kavganın üç direngen insanı. Talimatlarla yapılan bir işte ‘’Adalet’’ aranır mı? diye haykırıyor Semih abi, eşine yazdığı mektubunda. Türkülerin ne güzel, sesin ne güzel deyişi hiç mi acıtmadı vicdan’ınızı ?  Ya eşyalarını dolaba yerleştirirken Esra’sının polarını bulması ve kendi kokusu sinmesin diye üşüse de giyememesi ya da doyasıya koklayamaması, hiç mi ürpertmedi içinizi ? Ömrüm kendine dirençli ve inanç...
  • Kitap Film Uyarlaması 6: The Sound and the Fury

    08 Ağustos 2017 Edebiyat, Kitapkurdu vs Sinefil, Köşe Yazıları, Manşet, Sinema

    Kitap: The Sound and the Fury - William Faulkner (1929) Film: The Sound and the Fury - Martin Ritt (1959) The Sound and the Fury - James Franco (2014) Faulkner'ın başyapıtı sayılan The Sound and the Fury'nin ve bilinçakışı tekniğiyle yazılan diğer bilimum romanın sinemaya uyarlanmasının her zaman içim imkansız olduğunu düşünürüm. The Sound and the Fury konusu itibariyle çok da ahım şahım bir şey olmasa da yazım stili açısından takdire şayan. Kitap ilk olarak zihinsel engelli Benjy'nin gözünden anlatılarak başlar, ardından bunalımla...
  • Altay için yeni bir sezon yeni bir heyecan

    07 Ağustos 2017 Güncel, Köşe Yazıları, Manşet, Spor

    2017-2018 SEZONU ALTAY VE DİĞERLERİ Geçen sene zor bir yıl oldu bizim için önce sapır sapır hoca değişikliği sonra gelen 20 maçlık yenilmezlik serisi ve sezon sonunda gelen play-off şampiyonluğu yine bizleri heyecanlandıran ve yeniden hayal kurmamızı sağlayan bir sürece itti. Evet geçen sene zor bir süreçti. Yeni bir yönetim yeni bir oluşum start verdi, Türkiye’ nin her yerinde spor okulları projesi, alttan gelen takıma birkaç dokunuş ve zamanında ödenen paralar ile ivme kazandı takım, belki zor bir yıldı ama yüzümüzün akı ile şampiyonl...
  • Cinsel Devrim

    02 Ağustos 2017 Araştırma, İnsan, Kadın, Köşe Yazıları, Manşet

    Cinsel Devrim; feminist hareket içerisinde yer alan 60'lı ve 80'li yılları kapsayan ve o yıllar arasında gerçekleştirilmiş olan bir hareket. Bu devrim sadece kadınları değil eşcinselleri de kapsar. Avrupa ( İsveç) ve Amerika ( San Fransisco) bu hareketin ilk adımlarının atıldığı ve kısa zamanda tüm dünyaya yayılmasında öncülük eden iki şehir olarak tarihe geçti. 68 kuşağı ya da 68 ruhunun gerçekleştirmiş olduğu bir harekette 68 ruhu, toplumdaki bütün adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri reddetti. Kadınların cinsel anlamda da özgür olmaları gerekt...