logo

10 Temmuz 2012

“Cezaevinde Nefes Almak Bile Sorun”

CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, “Urfa Cezaevi’nde bu sorunu bizzat gördüm. O kadar kalabalık ki hapishanelerde nefes almak bile soruna dönüşüyor” diyor.

Türkiye’de hapishaneler, çok uzun bir dönemdir kanayan bir yara. Pozantı Cezaevi’nde, çocuk tutukluların tecavüze uğraması, Şanlıurfa Cezaevi’nde 13 mahkûmun yanarak ölmesi, hafızalarda henüz çok taze… 3. Yargı Paketi’yle azaltılmaya çalışılan hükümlü kapasitesininse, cezaevlerindeki yaşam kalitesine ne katacağı henüz belirsiz…

Kadınlar, erkekler, çocuklar bir biçimde cezaevlerinde yaşadıkları sorunları yakınları ve avukatları aracılığıyla duyurabiliyor. Hapishanelerde bir de sesini duyuramayan LGBT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Transseksüel) bireyler var. CHP Malatya MilletvekiliVeli Ağbaba geçen hafta LGBT Onur Haftası’nda ziyaret ettiği Metris Cezaevi’nde LGBT mahpuslar tanışmış. Bugüne dek Türkiye’deki 25 cezaevinde incelemelerde bulunan Ağbaba’yla hem hapishanelerdeki durumu, hem de eşcinsellerin “içeride” yaşadıklarını konuştuk.
Cezaevleri üzerine neden bu kadar yoğunlaşma gereği duydunuz?
Tesadüf sonucu cezaevlerini gezmeye başladım. İnsan Hakları Haftası’nda, hak ihlallerine dikkat çekmek için basın açıklaması yaptık. O dönem tutuklu gazeteci Baha Okar ve kanser hastası Basri Vardar’ın eşleri, cezaevini ziyaret etmemi, koşulları görmemi istediler.
Daha önceden de “poşu davası”nda tutuklanan Cihan Kırmızıgül’ün ailesiyle bir basın açıklaması yapmıştık. Onlar da Cihan’ı ziyaret edip moral vermemi istedi. Sonra, 31 yıldır tutuklu olan Tahir Canan’ın ailesiyle bir basın toplantısı düzenlemiştik. O zaman da Tahir Canan’ı ziyaret etmemi istemişlerdi. Darbe hukukuyla cezalandırılmış birini “ileri demokrasi” hukukuyla hapishanede tutmanın çelişkisi bir yana, yakınlarının çırpınışları beni çok etkilemişti. Bu taleplerle cezaevi ziyaretlerine başladım.
İlk ziyaretinizde dikkatinizi ne çekti?
İstanbul Milletvekili Melda Onur’la, Cihan’ı Tekirdağ 2 No’lu’da, Baha’yı da 1 No’lu’da ziyarete gitmiştik. Disiplin cezalarını duyup da şaşırmamak mümkün mü? Türkü söyleyene ceza, 1 Mayıs’ı kutlayana ceza, hatta eski atletiyle yeri silene ceza… Neymiş? Eşyayı amaç dışı kullanıyormuş.
Sadece erkek tutuklularla mı ilgileniyorsunuz?
Hayır. Bakırköy Kadın Cezaevi’ne 3 kez gittim. Koşulları görmek ve sorunları dinlemek için gidiyordum ama sonra “hasta mahpuslar”la ilgilenmeye başladım. Her hapishanede notlar tuttum. Not tutmadığım hapishanelere bir daha gittim. Nerede sorun varsa o hapishaneye gitmeye çalıştım. Şu an Bakırköy Cezaevi’nde Güney Afrikalı hasta bir kadın var. Kanser hastası, geç teşhis edilmiş. İlk fırsatta onu ziyaret edeceğim. Bir de Tahir Canan’ı ziyaret sözüm var. Onu da tatil süresi içinde yerine getireceğim.
“DİLEKÇENİN AKIBETİNDEN
HABERDAR ETMİYORLAR”
Malatya Milletvekili olarak “Kürecik kalkanı”na karşı hareketi de destekliyorsunuz. Bu iş nereye gidecek?
Geçen yıl 2 Ekim’de başlayan mücadeleye hiç ara vermedik. Eylemler düzenleyerek ülke gündemine taşıdık. Son olarak bizim Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla üssü ziyaret isteğimin Pentagon’a ulaştırılması için dilekçe yazdım. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri telefonlarıma çıkmıyorlar. Dilekçenin akıbetinden haberdar etmiyorlar. Oysa dilekçeyi bizzat elden verdik ve telefonla bilgilendirileceğimiz söylendi. Bizimkilerden umudu kestim. ABD Elçiliği vasıtasıyla bir dilekçe göndereceğim.
Bu bölgenin NATO üssü olduğu ifade edilmişti.
Takke düştü kel göründü. Bu bölgenin ABD üssü olduğu bizzat Obama tarafından dile getirildi. Zaten daha öncesinde de Beyaz Saray bu yönde açıklamalarda bulunmuştu.
‘Eşcinseller ikinci sınıf mahpus durumundalar’
Metris’te eşcinsel tutuklularla görüşmenizdeki izlenimleriniz ne oldu?
Aslında bu tesadüf buluşmada bir yandan da farklı cinsel yönelimi olanlara karşı önyargımla yüzleşmiş oldum. Tıpkı bu toplumun ve siyasetin olduğu gibi benim de önyargılarımın olduğunu fark ettim. İlk başta karmaşık bir ruh haliyle onları dinliyordum. Sonra giderek alıştım. Onların insani yönlerini görmeye başladım. Hapishane içinde hapishaneye konulan iki grup mahpus var: Biri, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çekenler, diğeriyse farklı cinsel yönelimi olanlar. Eşcinseller 2. sınıf mahpus ve neredeyse hiçbir haktan yararlanamıyorlar. Bir kursa dahi katılamıyorlar. Tamamen yalıtılmış durumdalar.
Eşcinsel ve transseksüel tutuklular sizlere ne anlattı?
Ayrımcılık ve nefret, hapishane köşelerine kadar ulaşmış durumda. Farklı cinsel yönelimleri olan bireyler, fiili olarak hakları elinden alınmış insanlar. Örneğin herkesin ortak alanı kullanma sportif ve sosyal faaliyetlere katılma hakkı varken sudan sebeplerle farklı cinsel yönelimleri olanlar, bu haklardan yararlanamıyorlar. Devlet, mahpusları arasında bile ayrımcılık yapıyor. Herkesin açık cezaevine gitme hakkı var. Ama LGBT bireylere açık cezaevine gitme hakkı tanınmıyor. Hukuk devleti kavramını altüst eden bir uygulama değil midir bu?
Burada nasıl bir prosedür işliyor?
Eşcinsel birinin, diğer eşcinsel mahpuslarla bir arada kalabilmesi için eşcinsel olduğuna dair rapor alması gerekiyor. Bu rapor sürecinde pek çok onur kırıcı uygulamaya maruz kalıyorlar. Kadın, erkek olunca sorun yok ama eşcinsel olunca rapor gerekiyor.
Bu bireylere dönük ihlaller, pek çok insan hakkı savunucusu tarafından gözardı edilebiliyor.
Bir itirafta bulunmak istiyorum: Yıllarca insan hakları savunuculuğu yaptım ama ben de LGBT bireylerin haklarını çoğu zaman görmezden geldim. Varlıklarından ve sorunlarından haberdar olamadım. Bu mahpusların sorunları, aslında ayrımcılık ve nefretle açıklanabilir. Hapishane içi her türlü faaliyetten fiilen mahrum kalmaları, aslında, eşit vatandaşlık talebinin ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor. Durumlarıysa ceza içinde ceza çekmek.
Siyasette eşcinsellerin haklarını daha çok kadınların savunduğunu görüyoruz.
Bazı kadın vekillerimiz bu konuda oldukça duyarlı ve çalışmalar yürütüyor. Benimse LGBT bireylere yönelik hapishane dışında özel bir çalışmam yok. Hapishanelerdeyse varlıklarını ve sorunlarını yeni fark etmiş durumdayım. Artık gittiğim hapishanelerde, LGBT mahpus olup olmadığını soruyorum ve varsa onlarla görüşüp sorunlarını dinlemeye çalışıyorum.
’300 kişilik hapishaneye 1000 kişiyi koyuyorsun’
Cezaevlerindeki temel sorun sizce nedir?
Tutuklamaların hız kazanması, hükümlü sayısındaki inanılmaz artış, hapishaneleri dolup taşırıyor. Bunu çözmek için yargı paketleriyle mümkün olduğunca insan tahliye edilmeye çalışılıyor. Bir örnek vereyim: İlk kez Muş Cezaevi’nde nefes almanın sorun olduğunu duydum. Urfa Cezaevi’nde bu sorunu bizzat gördüm. O kadar kalabalık ki hapishanelerde nefes almak bile soruna dönüşüyor. Urfa Cezaevi’nde 2. yangın çıktığında ben o cezaevinde tutuklu Milletvekili İbrahim Ayhan’la sohbet ediyordum. Yaşanan olaylar, konuştuklarımızın ne kadar gerçek olduğunu ortaya koydu. 300 kişilik hapishaneye 1000 kişi koyuyorsun. Üstelik çoğu tutuklu. Yanıyor, ölüyor insanlar…
Sizin için en sarsıcı cezaevi hatırası hangisi oldu?
Milletvekilleri Nurettin Demir ve Özgür Özel’le beraber Sincan F Tipi’ni ziyaret etmiştik. Orada Kemal Gömi adında İTÜ İnşaat Mühendisliği mezunu birini görmüştüm. Kemal, şizofreni hastası ve Korsakoff. Sağlıklı bilgileri avukatından alabildim. Kendisine, “Bir isteğin var mı?” diye sorduğumda “Berkant’ı görmek istiyorum. Bir de çayırlıklarda yürümek istiyorum” demişti. Saçısakalı yarım metreyi bulmuş, bakımını dahi yapamayan ama tek başına hücrede kalan biri. Üstelik ruh sağlığı yerinde değil. Ama hapishanede en uzak olacağı şeyi özlüyor. Çayırı, çimeni… Ve hiç göremeyeceği birini görmek istiyor, Berkant’ı görmek istiyor. Ziyaretten sonra araştırdım. Berkant, Kemal’le birlikte cezaevinde kalan ve ölen biriymiş.
“YARASINI GÖRDÜĞÜM AN
’KAPAT’ DEYİP KAÇTIM”
Bu durumda çok kişi var mı?
Evet. Mesela Serap Şimşek… Yatalak, cezaevinin revirinde kalıyor. Bağırsak ameliyatı geçirmiş, bağırsakları bir torbanın içinde. Bir elini bağlamışlar yarasına dokunmasın diye. Akıl sağlığı yerinde değil. Biraz sohbet ettik, “Bir isteğin var mı?” diye sordum. “Bir çift sarı muhabbet kuşu” dedi. Gönderdim. Birini aldılar, ötekini almadılar. Serap’ın yanından ayrıldığımda artık dilim tutulmuştu, konuşmakta zorlanıyordum. Metris R Tipi Cezaevi’nde 30 kadar hasta gördüm. Birinin sırtında öyle bir yara vardı ki bakamadım. Yumruk girer içine, kemikleri görünüyor. “Kapat” diye bağırarak kaçtım. Yanımda Milletvekili Özgür Özel de vardı. Eczacı olması sanırım onu soğukkanlı kılıyordu. Ama ben dayanamadım. Orada öyle insanlar var ki neredeyse bir bitkiye dönmüş. Yaşamsal aktiviteleri, yemek, içmek, nefes almak ve dışkılamaktan ibaret.
(KUTLU ESENDEMİR/GAZETE HABERTÜRK)

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.