logo

Sesi Var “Memleket Garları”ndaki Trenlerin


admin
medyainfo@gmail.com

14 yazarın kaleminden Memleket Garları… Kemal Varol’un derlediği kitabın başlangıç garı Haydarpaşa. Basmane’den Ankara’ya, Diyarbakır’dan Kurtalan’a 14 gar yazarlarının kaleminden çıkıp okuyucunun kişisel tarihiyle birleşiyor zihninde.

Ne zaman yolum bir şehre düşse o şehrin garını görmeyi, bekleme salonunda zaman geçirmeyi, görevlilerle vakit geçirmeyi, rayların yanına yöresine serpilen çakıl taşlarını avuçlamayı adet edindim.

“Duvardaki Zenith marka saatlere bakmayı, bilet gişesine elimi uzatmayı, duvardaki hareket saatlerini gösteren panolara bakmayı, hâlâ çalışıyorsa lokantasından yemek yemeyi, garların yanında yöresinde hayat süren çay bahçelerinde oturup yaklaşan trenlerin sesini dinlemeyi terk etmedim” diyorKemal Varol, 14 yazardan derlediğiMemleket Garları (*) kitabının önsözünde.

Üç gün üç gece süren ‘yataklı’yla yaptığı ilk tren yolculuğundan aklında İstanbul’dan çok,  geçtikleri karlı yolların, köprülerin, tünellerin, garların izinin kaldığını söyleyenKemal Varol, bir demiryol(c)u çocuğu kimliğiyle anlatıyor.

Babam trenin neden hareket etmediğini tekrar tekrar anlatır ama benim sabırsız bacaklarım koltuğa basarak camın kenarındaki yemek masasına tutunur ve etrafı süzen şaşkın gövdeme dayanak olurdu.

“Yol tutmasına iyi gelen nane şekeri, ilk kez gördüğüm oyuncaklar, trenin beklediği şehirle özdeşleşmiş yiyecek satan seyyar satıcılar, etrafta dolaşan dilenci ve deliler bir trenden inip diğerine binerken daha da sabırsızlanır ve daha gerilere, demiryolu lojmanlarının penceresinden garda bekleşenleri izleyen memur ve işçi çocuklarıyla, yani yolun sahibi olmalarına rağmen yola çıkamamış çocuklarla, göz göze gelirdim.”

Memleket Garları kitabıyla çıkılan tren yolculuğunun başlangıç garı Haydarpaşa. Ana garları ise; Basmane, Ankara, Samsun, Adana, Eskişehir, Erzurum, Diyarbakır. Ara garları: Hadımköy, Akhisar İskenderun, Batman… Son gar: Kurtalan.

“İyice çekip ciğerlerime / Yolcu vagonlarının kokusunu” (**)

Haydarpaşa ve Sirkeci Garları” ile “Hadımköy Tren İstasyonu’nu araştıran ve görsellerle destekleyerek yazan Yonca Kösebay Erkan “Haydarpaşa ve Sirkeci garları herhangi yasal bir düzenleme olmaksızın kendi kendini koruyup ayakta kalmayı başarabilmiş. Arzulanan; tren düdüklerinin yerin altında değil, kentin kalbinde duyulmağa devam etmesi” diyor.

Hadımköy İstasyonu için ise “Kadınların-erkeklerin, milletlerin-muhacirlerin, prenslerin- sultanların, askerlerin-çocukların, hastaların-şehitlerin, savaşın-barışın kesişim noktası” diyor.

“Altı vagonduk arka arkaya / Altı korkmuş yürek” (**)

Orhan Berent‘in “Basmane Garı”nı anlattığı yazısındaki “Tren 4. yola girer ve yolcular inerdi. Biz tam lokomotifin yanından geçerken tren boşalmış olur ve geri geri manevra sahasına gitmek için hazır olurdu. Ve keskin bir düdük çalıp bham bham bham diye lokomotifin harekete geçmesi beni çok korkuturdu” satırlarını okurken aynı yerde aynı duyguları hissettiğimi anımsadım.

Haydar Ergülen “Eskişehir garla başlar. Bizim limanımızda orasıdır, havaalanımız da. Merkez istasyonu da olması şart değil hem, iyiliğin ara istasyonudur. Bütün iyilikler orada toplanır, buluşur ve oradan yayılır” derken, Mehmet Aycı“Ankara’nın garına bak”tırdığı yazısının sonunda bizi Gar Lokantası’na kahve içmeye davet ediyor. Mustafa Uçar ise “Bu tren bir hayattır” deyip bizi kırmızı-beyaz dizel lokomotif Çukurova Mavi Treni’ne bindiriyor Oso’yla birlikte.

“Devlere meydan okuyor sanki / istasyona her yaklaşan tren(**)

“Nehirler ve kapılar şehrinden Gar hikayeleri” anlatan Sıddık Akbayır bizi sadece Samsun’un garları ve istasyonlarıyla tanıştırmakla yetinmeyip, “Asri Bakkal”la, küçük tütüncü kızlarla, Avni DilligilAliye RonaTalat Bulutİlhan BerkTurgut UyarHilmi YavuzOrhan GencebayYıldıray ÇınarFerhan Şensoy‘la tanıştırıyor. Samsun Garı’nda tasarladığı “Çaltı” gazetesini büyük zorluklarla yayımlayan Oğuz Koyutürk‘e selam veriyoruz; Akbayır nezdinde.

Behçet Çelik‘le gidiyoruz “Adana Tren Garı”na. Bereketli toprakları, bir içimlik suya muhtaç insanları, Adanademirspor’u, Adana şimendifer grevini aktaran yazar,  1915’te bu gardan kalkan trenlerle sürgüne gönderilen Ermenilere bir sepet üzüm -bile- verilmesine izin verilmediğinin de altını çiziyor.

“Eteklerine tırmandığım / Tünellerinde saklandığım / Şu Toroslar’da çocuk (**)

Gönlümün yurduna her yolculuğa çıktığımda işte, gelip bulur beni trenler… Ben de onlara doğru yürürüm” diyor Feridun Andaç “Erzurum Tren Garı”nı anlattığı yazısında. Bir zamanlar işçilere, toplumsal muhalefete hizmet veren İskenderun Garı’nın şimdilerde bir zamanlar uğurladığı, karşıladığı yollara göz attığını raylar üzerinde gelip giden trenleri aradığını yazmış; Erdoğan Yener.

Yazısının başlığında Diyarbekir Garı’na “Tren gelir, hoş mu gelir?” diye soran Şeyhmus Diken‘in kendine verdiği yanıttan öğreniyoruz; Diyarbekir tren yolu şimdilerde şehre “yük” olarak algılandığını ve bir şekilde şehir dışına taşınma telaşında olduğunu, gar ya da istasyonun kaderinin ise meçhul olduğunu yani trenin hoş gelmediğini.

Kasaba garları bir hatıra kovanıdır. Batman Garı’nın uğultusu kulaklarımdan hiç eksilmedi” diyen Adnan Özer‘in yazısı, kırık leblebi, kavun-karpuz çekirdeği, buzlu su tadında.

Kurtalan Garı’na –kitabın sonuna– gelip, Enver Sezgin‘in ilk tren yolculuğunu okuduktan sonra kitabı elimden bırakıyorum.

***

Kendi trenlerimi, istasyonlarımı, yolculuklarımı yazmaya yaptığım sözcük sayımının sonucu cevaz vermeyince, hayal kuruyorum ben de.

Çocukluğumun Söke’sine, İstasyon Çay Bahçesi’ne gidip, bir ayağı çarpık ve mavi ekoseli örtüsü olan masanın kenarındaki tahta sandalyeye oturup buz gibi limonata ısmarlıyorum kendime.

Size limonata ısmarlamıyor, şarkı gönderiyorum. Bülent Ortaçgil söylüyor:

* Kemal Varol/ Memleket Garları / İletişim Yayınları / 219 sayfa

**Mustafa Uçar

   ŞADİYE DÖNÜMCÜ /Bianet

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ONLAR HEP GÜLÜYOR

    08 Ağustos 2017 İnsan, Köşe Yazıları, Manşet

    Bir mücadele düşünün; kavganın güzelliğinde, güzellik kattılar kendilerine. Semih- Esra Özakça çifti ve Nuriye hocamız. Onurlu bir kavganın üç direngen insanı. Talimatlarla yapılan bir işte ‘’Adalet’’ aranır mı? diye haykırıyor Semih abi, eşine yazdığı mektubunda. Türkülerin ne güzel, sesin ne güzel deyişi hiç mi acıtmadı vicdan’ınızı ?  Ya eşyalarını dolaba yerleştirirken Esra’sının polarını bulması ve kendi kokusu sinmesin diye üşüse de giyememesi ya da doyasıya koklayamaması, hiç mi ürpertmedi içinizi ? Ömrüm kendine dirençli ve inanç...
  • Kitap Film Uyarlaması 6: The Sound and the Fury

    08 Ağustos 2017 Edebiyat, Kitapkurdu vs Sinefil, Köşe Yazıları, Manşet, Sinema

    Kitap: The Sound and the Fury - William Faulkner (1929) Film: The Sound and the Fury - Martin Ritt (1959) The Sound and the Fury - James Franco (2014) Faulkner'ın başyapıtı sayılan The Sound and the Fury'nin ve bilinçakışı tekniğiyle yazılan diğer bilimum romanın sinemaya uyarlanmasının her zaman içim imkansız olduğunu düşünürüm. The Sound and the Fury konusu itibariyle çok da ahım şahım bir şey olmasa da yazım stili açısından takdire şayan. Kitap ilk olarak zihinsel engelli Benjy'nin gözünden anlatılarak başlar, ardından bunalımla...
  • Altay için yeni bir sezon yeni bir heyecan

    07 Ağustos 2017 Güncel, Köşe Yazıları, Manşet, Spor

    2017-2018 SEZONU ALTAY VE DİĞERLERİ Geçen sene zor bir yıl oldu bizim için önce sapır sapır hoca değişikliği sonra gelen 20 maçlık yenilmezlik serisi ve sezon sonunda gelen play-off şampiyonluğu yine bizleri heyecanlandıran ve yeniden hayal kurmamızı sağlayan bir sürece itti. Evet geçen sene zor bir süreçti. Yeni bir yönetim yeni bir oluşum start verdi, Türkiye’ nin her yerinde spor okulları projesi, alttan gelen takıma birkaç dokunuş ve zamanında ödenen paralar ile ivme kazandı takım, belki zor bir yıldı ama yüzümüzün akı ile şampiyonl...
  • Cinsel Devrim

    02 Ağustos 2017 Araştırma, İnsan, Kadın, Köşe Yazıları, Manşet

    Cinsel Devrim; feminist hareket içerisinde yer alan 60'lı ve 80'li yılları kapsayan ve o yıllar arasında gerçekleştirilmiş olan bir hareket. Bu devrim sadece kadınları değil eşcinselleri de kapsar. Avrupa ( İsveç) ve Amerika ( San Fransisco) bu hareketin ilk adımlarının atıldığı ve kısa zamanda tüm dünyaya yayılmasında öncülük eden iki şehir olarak tarihe geçti. 68 kuşağı ya da 68 ruhunun gerçekleştirmiş olduğu bir harekette 68 ruhu, toplumdaki bütün adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri reddetti. Kadınların cinsel anlamda da özgür olmaları gerekt...