logo

27 Haziran 2012

“Gençlerin yaşayacağı Türkiye için gerçekten endişeliyim”

Mor Çatı ve KADER’in kurucularından avukat Canan Arın 23 Haziran’da Gaziantep’te kaldığı otel odasından gözaltına alınmıştı. Arın’ın gözaltına alınmasına gerekçe olarak Aralık ayında Antalya Barosu’nun Kadın Hakları Birimi’nde erken ve zorla evlendirmelere karşı olduğunu dile getirdiği konuşma gösterildi.


Arın bugün yaptığı bir basın toplantısıyla yaşananları anlattı:
Hukukun üstünlüğünün egemen olduğu ülkelerde hukuk kuralları kişilere, onu uygulayanların siyasal görüşlerine ve keyfî olarak uygulanmaz. Hukuk kuralları genel ve tarafsızdır. Kendisine bu kuralların uygulandığı kişiler kim olursa olsun değişmez. Tıpkı İngiltere’nin başbakanı olduğu dönemlerde oğlunun uyuşturucudan tutuklanması üzerine karakola sadece bir “baba” sıfatı ile gittiğini söyleyen İngiliz başbakanı gibi!

Ceza ve Hukuk usulü kuralları da okurken her ne kadar pek hoşumuza gitmedi ise de öyle kurallarıdır.

Ceza usul kanununa göre bir insana resmî bildirim (tebligat) yapılmadan, o insan hakkında işlem yapılamaz. Benim olayıma gelince:

1) Bana herhangi bir resmi bildirim yapılmamış ve gerçeğe tamamen aykırı bir beyanla bildirim yapıldığı halde “çeşitli ve sudan bahanelerle” sorguya gitmediğim söylenmiştir. Sudan bahane olarak kabul eden itiraz “benim avukat olduğum Adalet Bakanlığı’nın 13 numaralı genelgesi uyarınca hakkımda soruşturma açılması için Bakanlık’tan izin alınması gerektiği yolundaki yazılı itirazdır! Dolayısı ile Savcılığın Yakalama kararı çıkartmak için ileri sürdüğü gerekçe “sudan”dır.

2) Ben avukatım ve Antalya’daki konuşmayı Antalya Barosunun dâveti üzerine giderek yaptım. Antalya Barosu “Kadın Hakları Birimi” kuruyordu ve beni de diğer konuşmacılarla birlikte, o birimde yer almak isteyen avukatlara, “kadına yönelik şiddet” konusunda konuşma yapmam için çağırmıştı. Yâni o konuşmayı yaptığım sırada GÖREVLİ idim.

3) Yakalama kararını çıkartan yargıç “adresimin bilinmediği”ni iddia etmiştir. Bir yargıcın faal bir avukat hakkında böyle bir gerekçe ileri sürmesi şayan-ı hayrettir! Kaldı ki yakalama kararı isteyen savcı benim İstanbul Baro’suna kayıtlı olduğumu da yazısında belirtmektedir. Baro Levhaları diye bir levha vardır ve orda o Baro’ya kayıtlı bütün avukatların isim ve adresleri mevcuttur. Böyle bir gerekçe yargıcın da ne kadar taraflı olduğunu gösterir. Avukatlık Kanununa göre avukatlar hakkında soruşturma açılabilmesi için Adalet Bakanlığından “izin” alınması gerekir. Benimle ilgili böyle bir izin alınmamıştır.

4) Türk Ceza Kanunu’nun 299/3 maddesi de Cumhurbaşkanına hakaret suçlarında avukat olsun olmasın, koğuşturma açılmasını gene Adalet Bakanlığı’nın iznine bağlamıştır. Benim olayımda bu da yapılmayarak yasa bilerek ve isteyerek ihlâl edilmiştir.

5) Kaldı ki dosyada bulunan bilirkişi raporu da konuşmada bir suç unsurunun bulunmadığını belirtmiştir. Olay bana yansıtılmadan “tâkipsizlik” kararı verilebilirdi”

6) Benim yerim yurdum bellidir. Her hangi bir tebligat yapıldığında tabii ki gidip ifade verirdim. Yabancılarla karışık bir grupla gezi için gittiğim Gaziantep’te sabahın beşinde iki polis memuru oteldeki oda kapımın önüne gelip bini aşağıya çağırdılar ve giyinip aşağıya inmemi istediler. Sabah 5.30’da beni alıp Emniyet Müdürlüğüne götürdüler ve orada sabah 11.30’a kadar Savcı’nın gelmesini bekledim.

7) Oysa nöbetçi savcıya tam BEŞ kez telefon edildi. Eğer nöbetçi idi ise o telefona cevap vermesi gerekirdi. Telefonları açmak zahmetine katlanmadığı gibi ne oldu neden ısrarla arıyorsunuz diye Emniyet Müdürlüğü’nü aramak zahmetine bile katlanmadı? Görev bilincinin olmayışının ve keyfî uygulamanın bir diğer örneği de budur.

8) Burada kınadığım, “ifade özgürlüğü”ne hiç değer verilmememsi, usûl kurallarının hiç sayılması, keyfîlik ve “ileri demokrasi”mizde hukuk kurallarının ne duruma sokulduğudur.

9) Ben geldim gidiyorum ama gençlerin yaşayacağı Türkiye için gerçekten endişeliyim. “

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.