logo

Nedir bu Türkçe Olimpiyatları?


Kazım Kızıl
kazimkizil@hotmail.com

Son zamanlarda Türkçe Olimpiyatları meşgul etti zihnimi. Hâlihazırda zaten yargılarım vardı bu organizasyona karşı. Sonra biraz araştırayım, belki de o kadar b.ktan bir şey değildir aslında diye düşündüm.

Yazının sonunda söyleyeceğimi şimdiden söyleyeyim; düşündüğümden daha da b.ktan…

Baştan başlayalım…

— Nedir bu Türkçe Olimpiyatları?

Fethullah Gülen’e ait dünya çapında 130’un üzerinde ülkeye yayılmış 1.000’e yakın Türk okulları bulunmakta. Bu okullarda öğrenim gören 10.000’e yakın öğrenci yıl boyu çalışıp önce sınıflarında, sonra okullarında ve nihayet ülkelerinde ön elemelerden geçip Türkiye’de düzenlenen bu yarışmaya katılıyorlar. 2003’ten beri düzenlenen Türkçe Olimpiyatları bu yıl 135 ülkeden 1500 öğrencinin katılımı ile gerçekleşti…

 

41 ili dolaştı bu çocuklar. On binlerce kişinin toplandığı stadyumlarda, büyük salonlarda devletin de maddi ve manevi desteği ile gösteriler sundular. Ki aynı devletin hükümeti 23 Nisan ve 19 Mayıs bayramlarının stadyumlarda kutlanmasını yasaklamıştı.

 

Ayrıca televizyonlarda gazetelerde boy boy haberler yer aldı, ilanlarla, reklamlarla duyuruldu.

 

28 Şubat sürecini desteklemiş, zamanında bu insanlara karşı(!) cephe almış bir çok gazeteci-yazar, sanatçı, sözüm ona aydın insan da bu olimpiyatlarda Amerika’daki Hocaefendi’ye selam gönderme yarışına girdiler.

 

Fethullah’ın okullarına dönersek eğer; kısaca bu “ışık okullarında” misyonerlik faaliyetinde bulunan kimi “nur yüzlü” arkadaşların “hizmet”leri (onların dillerinden düşürmedikleri tabir) sonucu binlerce çocuk Türkçe öğreniyor(!). Aslına bakarsak bu Türk Okulları’nın eğitim dili Türkçe değil. Birçok kişi bu “hizmeti”; “Yav işte Türkçe’yi öğretiyorlar dünyanın dört bir yanında, bunun neresi kötü?” diye savunuyor… Eğitim dilleri başta İngilizce olmak üzere, Rusça ve Fransızca. Türkçe ise seçmeli ders olarak okutuluyor.

 

Şimdi bu okulları bir kenara bırakıp bazı başlıklar halinde Türkçe Olimpiyatlarına değinelim…

 

1- Irkçılık ve/veya Aşağılık Kompleksi:

Yarışmayı izlerken Afrikalı siyahî veya sarı ırka mensup çocukların Türkçe şarkı söylediklerini görenler hayret edip anlamsız bir gurur yaşıyorlar. Bu iki duygudan “hayret etme” ırkçılığa işarettir. Dil öğrenmek yüksek zekâ isteyen çok da çetrefilli bir iş değil. Eğer siyah veya sarı ırka mensup bir çocuğu gördüğünüzde hayret ediyorsanız; onların yeteneklerinden şüpheniz var demektir. O ırkın bunu başaramayacağını düşünüyorsunuz anlamı çıkar. Bu da ister kabul edin ister kabul etmeyin ırkçılıktır. Bir Alman’ın Almanca konuşan bir Türk çocuğuna bu hayret dolu bakışlarla baktığını düşünün. O zaman ne dediğimi daha iyi anlayacaksınızdır.

 

Bu fotoğrafı görüp bundan “gurur duymak” ise insanın aşağılık kompleksine sahip olduğunu gösterir. Bu kişiler Türkçe’nin önemsiz ve/veya İngilizce, Almanca, İspanyolca karşısında bayağı bir geri kalmış olduğunu düşünüyorlar ki bu kadar gururla dolup taşıyorlar.

 

 

2 – Kültürel Emperyalizm:

Türkçe Olimpiyatlarını düzenleyenler, onların okulları, idealleri, amaçları ve yarışmanın bütününe bakınca ortada tam bir kültürel emperyalizmin olduğu açıktır.  Daha önce hayatında İstanbul’u görmemiş birine Necip Fazıl’ın ‘Canım İstanbul’ şiirini yapmacık bir edayla okutmak… Bütün çocukların sözde el ele vermesini sağlamak ve popüler deyimle “kalpler arasında köprüler kurmak” için “Yunusça tanış olduk, Fuzûli’yle aşk bulduk / aynı dili konuştuk, bayram o bayram ola” dedirtmek… Bu kültür emperyalizminin bir örneğidir. Kendi değerlerinizi, kendi kültürünüzü tanıtmak değil; empoze etmektir.

 

3 – Yarışma/Eliminasyon:

Organizasyonun adından da anlaşılacağı gibi bu çocuklar ve gençler yarışıyorlar. En önde olmak, kazanmak, yenmek, geride kalmamak, elenmemek, kazanmak, kazanmak, kazanmak… Biz büyüklerde zaten birikmiş olan bu zehri çocuklara da aşılıyoruz. Kalpler arasındaki köprüler yarışarak mı kurulur? Oluşturmaya çalıştığınızı iddia ettiğiniz sevgi dilini çocukları birbirleri ile yarıştırarak mı oluşturacaksınız? Dereceye girememiş çocuklarda nasıl bir ezilmişlik hissi yarattığınızın farkında mısınız acaba?

 

***

 

Olimpiyatların finalini izlerken açılış konuşmasında sunucunun Hucurât suresinden “birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık…” ayetini okuduğunu gördüm.

 

Ama bunların derdi ayette bahsettiği gibi birbirlerini tanımak değil. Tam tersine herkesi kendileri gibi yapmak. Bunlar istiyorlar ki tüm dünya kendileri gibi olsun, aynı dili konuşsun, aynı Allah’a ibadet etsin, aynı adetlere, geleneklere sahip olsun.

 

Bunlar gökkuşağına karşılar çünkü istiyorlar ki herkes tek renk yani “yeşil” olsun…

 

Bu kişilere göre İslâm dini haricinde başka bir din yaymak misyonerliktir. Ama İslâmiyeti yaymak değil…

 

Bu kişilere göre Türk kültürü dışında başka bir kültürü yaymak emperyalizmdir. Ama Türklüğü yaymak değil.

 

Ve bu düşüncelerini bu toplumun yumuşak karnı olan din olgusuyla öyle bir harmanlıyorlar ki; Müslümanlıktan çok din bezirgânlığı, dindarlıktan çok dincilik yapıyorlar…

 

Şimdi soruyorum size:

 

  • Kongolu iki tane küçücük çocuğa İstiklâl Marşı’nı okutmanın mantıkla ve vicdanla açıklanabilecek bir tarafı var mı? Bırakın ideolojilerinizi bir yana; aklınız ve vicdanınız kabul ediyor mu bunu?

 

  • Türkiye’de okula giden çocukların gençlerin; mesela Özel Amerikan Koleji’ne giden bir Türk gencinin Amerika milli marşını okuduğunu görseniz ne düşünür, ne hissedersiniz?

 

  • Siz kendi ülkenizde batı kültürünün bu kadar egemen olmasından yakınırken; Anadolu kültüründen uzaklaşan nesiller yetiştiğinden dem vururken… Kalkıp da Afrika’da Türk okulları açıp Kenya’lı çocuklara Türk kültürünü ve dilini aşılayıp, onlara Masai Mara kültürünü unutturmanın neresi ile övünüyorsun? Bunda gurur duyulacak ne görüyorsun?

 

  • Siz o her fırsatta haklı olarak emperyalizmle suçladığınız o ülkelere, o zihniyetlere benzediğinizin farkında değil misiniz?

 

  • Ne diyor senin inandığın o kitapta; “birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık…” Eyvallah, benim dini bilgim bu ayeti yorumlamaya yeterli olmayabilir ama Türkçem fena değildir. En azından bu cümlede “kültürlerin birbirilerine aşılanmaması” gerektiği sonucunu çıkarabilecek durumdayım. Eğer herkesin tek renk, ırk ve kültürde olmasını isteseydi inandığın tanrı; eminim öyle yaratırdı tüm insanları. Peki, siz aklı ve vicdanı es geçtiğiniz gibi inandığınız Allah’ın buyruğunu da ezdiğinizin farkında mısınız?

 

  • Ve madem Başbakan Tayyeap’in Türkçe Olimpiyatlarının kapanış konuşmasında dediği gibi yaradılanı seviyorsunuz yaradandan ötürü… Mademki yine Tayyeap’in dediği gibi “Hiç bir kimseyi dili dini ırkına bakmadan severiz.” şiarını benimsemişsiniz. O zaman neden bu ülkede Alevileri, Kürtleri, Ermenileri, gayrimüslimleri ikinci sınıf vatandaş olarak sayıyorsunuz?

 

  • Afrikalı bir çocuğun Türkçe konuşması sizi duygu seline sürükleyip gözlerinizden yaşlar akıtıyor da; kendi ülkenizde yaşayan 15-20 milyon nüfusa sahip bir halkın yani Kürt halkının kendi ana dillerini konuşamamalarına nasıl bu kadar duyarsız kalabiliyorsunuz? Sizin vicdanınız ve gözyaşlarınız sadece kendi insanınıza, kendi dilinize, dininize ve ırkınıza mı akıyor?

 

  • Kürsülerde vaaz verip heybesinde her an dökmeye hazır gözyaşlarını saklayan o pek muhterem(!) Hoca Efendiniz madem bu kadar nur yüzlü ve merhametli(!) kendisindeki bu Alevi ve Kürt düşmanlığı nerden geliyor acaba?

 

  • Madem Türkçe Olimpiyatları ile dünya çapında bir sevgi dili ve gönül köprüsü kurmayı amaçlıyorsunuz; madem bu kadar sevgi, barış ve merhamet dolusunuz, bu köprüleri neden Türkiye’de de kurmuyorsunuz?

 

  • Küsülerde birbirlerine methiyeler düzüp birbirlerini övgü dolu sözlerle, şiirlerle yâd edenler… Dünyaya ‘sevgi dili Türkçe’yi götürdüklerini iddia edenler… Bu sevgi dilini 34 kişiyi bombalarla paramparça ederken neden kullanmadınız?

 

  • Özür bile dileyemediğiniz bir dil nasıl sevginin dili olabilir?

 

 

Kendi ülkenizde birileri anadilini konuşamazken…. Aleviler, Kürtler, Çingeneler, Ermeniler, gayrimüslimler bu kadar ayrımcılığa, katliama maruz kalırken… Binlerce insan sudan bahanelerle gözaltına alınıp hapislerde yatarken… Günde beş vakit kadınlar öldürülürken… İşçinin, çiftçinin, memurun hakkı gasp edilirken…

 

Görmeyen, duymayan, konuşmayan sizler… Nasıl oluyor da sevginin ve barışın dilinden söz edebiliyorsunuz?

Sahi; siz nasıl bu kadar vicdansız olabiliyorsunuz?

.

.

…Ka

.

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ONLAR HEP GÜLÜYOR

    08 Ağustos 2017 İnsan, Köşe Yazıları, Manşet

    Bir mücadele düşünün; kavganın güzelliğinde, güzellik kattılar kendilerine. Semih- Esra Özakça çifti ve Nuriye hocamız. Onurlu bir kavganın üç direngen insanı. Talimatlarla yapılan bir işte ‘’Adalet’’ aranır mı? diye haykırıyor Semih abi, eşine yazdığı mektubunda. Türkülerin ne güzel, sesin ne güzel deyişi hiç mi acıtmadı vicdan’ınızı ?  Ya eşyalarını dolaba yerleştirirken Esra’sının polarını bulması ve kendi kokusu sinmesin diye üşüse de giyememesi ya da doyasıya koklayamaması, hiç mi ürpertmedi içinizi ? Ömrüm kendine dirençli ve inanç...
  • Kitap Film Uyarlaması 6: The Sound and the Fury

    08 Ağustos 2017 Edebiyat, Kitapkurdu vs Sinefil, Köşe Yazıları, Manşet, Sinema

    Kitap: The Sound and the Fury - William Faulkner (1929) Film: The Sound and the Fury - Martin Ritt (1959) The Sound and the Fury - James Franco (2014) Faulkner'ın başyapıtı sayılan The Sound and the Fury'nin ve bilinçakışı tekniğiyle yazılan diğer bilimum romanın sinemaya uyarlanmasının her zaman içim imkansız olduğunu düşünürüm. The Sound and the Fury konusu itibariyle çok da ahım şahım bir şey olmasa da yazım stili açısından takdire şayan. Kitap ilk olarak zihinsel engelli Benjy'nin gözünden anlatılarak başlar, ardından bunalımla...
  • Altay için yeni bir sezon yeni bir heyecan

    07 Ağustos 2017 Güncel, Köşe Yazıları, Manşet, Spor

    2017-2018 SEZONU ALTAY VE DİĞERLERİ Geçen sene zor bir yıl oldu bizim için önce sapır sapır hoca değişikliği sonra gelen 20 maçlık yenilmezlik serisi ve sezon sonunda gelen play-off şampiyonluğu yine bizleri heyecanlandıran ve yeniden hayal kurmamızı sağlayan bir sürece itti. Evet geçen sene zor bir süreçti. Yeni bir yönetim yeni bir oluşum start verdi, Türkiye’ nin her yerinde spor okulları projesi, alttan gelen takıma birkaç dokunuş ve zamanında ödenen paralar ile ivme kazandı takım, belki zor bir yıldı ama yüzümüzün akı ile şampiyonl...
  • Cinsel Devrim

    02 Ağustos 2017 Araştırma, İnsan, Kadın, Köşe Yazıları, Manşet

    Cinsel Devrim; feminist hareket içerisinde yer alan 60'lı ve 80'li yılları kapsayan ve o yıllar arasında gerçekleştirilmiş olan bir hareket. Bu devrim sadece kadınları değil eşcinselleri de kapsar. Avrupa ( İsveç) ve Amerika ( San Fransisco) bu hareketin ilk adımlarının atıldığı ve kısa zamanda tüm dünyaya yayılmasında öncülük eden iki şehir olarak tarihe geçti. 68 kuşağı ya da 68 ruhunun gerçekleştirmiş olduğu bir harekette 68 ruhu, toplumdaki bütün adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri reddetti. Kadınların cinsel anlamda da özgür olmaları gerekt...