logo

Olmaya devlet cihanda!! Aman o ne güzel dünya…


Kazım Kızıl
kazimkizil@hotmail.com

“Yargıtay, evinde anal ve oral seks görüntüleri içeren CD bulundurana 1- 4 yıl arası hapis cezası verilmesini istedi…” // VATAN

 

Evet, bu haber bu haftaya ait; güncel bir haber. Şimdi bu haberi aklımızın bir kenarında tutup “tecavüz” konusuna geçip; Devlet-i Âli’mizin bu konuda verdiği mahkeme kararlarından birkaç örnek görelim…

 

Birinci örneğimiz elbette N.Ç. davası… N.Ç. 13 yaşında bir çocuktu. 26 kişinin tecavüzüne uğradı. İddia edildi filan demiyorum; çünkü mahkeme kararı ile sabit bu “tecavüzcü” damgası.  25 sanığa 4 yıl 2 ay ile 4 yıl 10 ay arasında hapis cezası verdi. Sanıklardan 18 yaş altında olan suça sürüklenmiş bir çocuğa da 3 yıl 2 ay verdi.

 

Mahkeme bu hapis cezalarını alt sınır olan 5 yıl üzerinden verdi. Altı sınır sadece kişinin “rızası” durumunda uygulanabiliyor. Yani mahkemeye göre 13 yaşındaki N.Ç. rızası ile birlikte oldu!!

Ve sıkı durun; mahkeme “iyi hal” indirimi de yaptı.

N.Ç. bu kadar kişinin tecavüzüne rağmen hala “bakire”. Çünkü tecavüzcüler o kadar iyi kalpliydiler ki; bekaretini bozmaya kıyamadılar N.Ç.’nin. Yani indirim uygulanması çok da haksız sayılmaz!!

Ve Yargıtay Başsavcılığı Türkiye tarihine “Utanç Davası” olarak giren bu karara itiraz etmedi.

Gelelim ikinci örneğimize. Fethiye’de bir kadın 6 kişinin tecavüzüne uğradı. Mahkeme sunulan kanıtlardan hiçbirini dikkate almayarak “delil yetersizliği”nden beraat kararı verdi. Peki neydi bu kanıtlar?
* Mağdurun, cinsel saldırıdan dolayı travma sonrası stres bozukluğu yaşadığını, bu travmanın ruh sağlığını bozduğunu ve doğrudan yaşadığı olayla ilgili olduğunu belirten Adli Tıp Kurumu raporu

* Mağdurun 12 kişi arasından yedi zanlıyı gösterdiğini belirten teşhis tutanağı

* Sanıkların telefon trafiğinin mağdur kadının anlatımını birebir desteklediğini ortaya koyan telefon kayıtları

* Olay günü biri hariç bütün sanıkların kadının beyanında anlattığı yerlerde olduğunun baz istasyonu tespitleriyle ispatlanmış olması

* Kadının tecavüz olayına dair anlattıklarının gerçek olduğunu söyleyen uzman tanık ifadeleri (psikolog ve psikiyatrist)

 

Mahkeme bu kanıtları görmezden geldiği gibi AİHM’in “Mağdurun beyanı esastır.” kararına da aykırı.

Peki, ne anlaşılmalı bu cümleden?

— Tecavüz aleni işlenen bir suç değildir, görgü tanığı aramak anlamsızdır. Eğer mağduru doğrulayan yeterli kanıtlar varsa; beyan dikkate alınır. Ama kanıtların olmadığı durumlarda beyan tek başına mahkûmiyet sebebi olamaz. Ki yukarıda da saydığımız gibi bu davada somut kanıtlar mevcuttu; lâkin beraat kararı verildi.

 

Üçüncü ve son örneğimiz İzmir’de üniversite öğrencisi olan E.E. ile ilgili. 2010’da 2 kişinin tecavüzüne uğrayan E.E.’nin mahkeme süreci yaklaşık 2 sene sürdü. Tecavüzcülere 14 yıl 2’şer ay hapis cezası verildi. Mahkeme tutuklu bulundukları 2’şer yılı göz önüne alarak ve temyiz sürecinin uzayacağını düşünerek sanıklar hakkında tahliyeye karar verdi.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Lâkin bu kadar yeter bazı ‘şeyleri’ anlamamıza…

Şimdi giriş cümlesindeki habere tekrar dönüyoruz:
“Yargıtay, evinde anal ve oral seks görüntüleri içeren CD bulundurana 1- 4 yıl arası hapis cezası verilmesini istedi…” // VATAN

 

 

Yani Yargıtay’ın bize anlatmak istediği kısaca şu: “Kardeşim ikisinin de cezası aynı… Evde porno izleyip mastürbasyon yapacağına, git ‘karıya-kıza’ tecavüz et…”

 

Devletin bize söylediği işte bu kadar net… Peki, bu kararlar şaşırtıcı mı? Bu ‘devlet’e yüklediğimiz anlamlarla direkt ilişkili. Açıkçası kişisel olarak şaşırmayı çok istesem de; bu hissi naif ve safça bir iyimserliğin ürünü olarak görüyorum.

 

  • Hrant davasında vicdan yoksunu hükümet üyelerinin bile rahatsız (ama sözde ama gerçek) eden kararların alınışı…
  • Sivas Katliamı davasının zamanaşımına (aynı hükümet erkânı ‘bir sürü sanık ceza aldı, daha ne istiyorsunuz?’ demişti.) uğraması…
  • Polisin bile “Molotofu atanın o olup olmadığından emin değiliz”; görgü tanıklarının “Molotofu atan o değildi.” dediği “Cihan Kırmızıgül’ün taktığı poşunun kanıt olarak kabul edilip 33 yıl hapis cezası verilmesi…
  • “Parasız eğitim istiyoruz” pankartı açan 2 öğrenciye 8’er yıl 5’er ay hapis cezası verilmesi…
  • Başbakan’a yumurta atan 11 kişiye toplam 9 yıl hapis cezası verilmesi…

 

Tüm bu ve bunun gibi onlarca utanç kararına imza atan bir yargı sisteminden ve devletten ne beklenir ki?

Çadırlarda yanan, çöken köprü inşaatlarının, madenlerin altında kalan, yetersiz iş güvenliği nedeni ile ölen yüzlerce işçinin… Tecavüze uğrayan, her gün beş vakit öldürülen, töre ve namus cinayetlerine kurban giden, intihara sürüklenen binlerce kadının… Sokaklarda yaşayan, zorla çalıştırılan, hayalleri zapturapt altına alınan, cinsel istismara uğrayan, ölen, öldürülen, suça itilen binlerce çocuğun… bu devletin umurunda olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Belki bu satırları yazan ben yani …Ka ve sizler yukarıda saydığım ‘sınıflandırmaların’ hiçbirinde değiliz. Yani bizler; yani biz eczacılar, doktorlar, öğretmenler, memurlar, polisler; görece rahat(!) hayat yaşayıp, tecavüze, katliama, horlanmaya ve aşağılanmaya direkt maruz kalmayan(!) bizler…

Bizler devletin umurunda mıyız sizce?

Peki devletten ne istemek ne beklemek lazım?

 

— Kendini feshedip; bizi bize bıraksın…

 

Ama henüz buna vakit var; henüz tam olarak dibe vurmadık. Şu anda utançlarımızı, katliamlarımızı, korkularımızı ve tüm diğer kokuşmuşluklarımızı halının altına süpürüyoruz. Gün gelecek bu halı daha fazlasını kaldıramayacak; takılıp düşeceğiz yere, ruhüstü kapaklanarak …

 

Sonra kuracağız gül bahçelerimizi…

 

— Ütopyaysa ütopya…
Öyle devlete böyle ütopya!!

Kazım KIZIL

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ONLAR HEP GÜLÜYOR

    08 Ağustos 2017 İnsan, Köşe Yazıları, Manşet

    Bir mücadele düşünün; kavganın güzelliğinde, güzellik kattılar kendilerine. Semih- Esra Özakça çifti ve Nuriye hocamız. Onurlu bir kavganın üç direngen insanı. Talimatlarla yapılan bir işte ‘’Adalet’’ aranır mı? diye haykırıyor Semih abi, eşine yazdığı mektubunda. Türkülerin ne güzel, sesin ne güzel deyişi hiç mi acıtmadı vicdan’ınızı ?  Ya eşyalarını dolaba yerleştirirken Esra’sının polarını bulması ve kendi kokusu sinmesin diye üşüse de giyememesi ya da doyasıya koklayamaması, hiç mi ürpertmedi içinizi ? Ömrüm kendine dirençli ve inanç...
  • Kitap Film Uyarlaması 6: The Sound and the Fury

    08 Ağustos 2017 Edebiyat, Kitapkurdu vs Sinefil, Köşe Yazıları, Manşet, Sinema

    Kitap: The Sound and the Fury - William Faulkner (1929) Film: The Sound and the Fury - Martin Ritt (1959) The Sound and the Fury - James Franco (2014) Faulkner'ın başyapıtı sayılan The Sound and the Fury'nin ve bilinçakışı tekniğiyle yazılan diğer bilimum romanın sinemaya uyarlanmasının her zaman içim imkansız olduğunu düşünürüm. The Sound and the Fury konusu itibariyle çok da ahım şahım bir şey olmasa da yazım stili açısından takdire şayan. Kitap ilk olarak zihinsel engelli Benjy'nin gözünden anlatılarak başlar, ardından bunalımla...
  • Altay için yeni bir sezon yeni bir heyecan

    07 Ağustos 2017 Güncel, Köşe Yazıları, Manşet, Spor

    2017-2018 SEZONU ALTAY VE DİĞERLERİ Geçen sene zor bir yıl oldu bizim için önce sapır sapır hoca değişikliği sonra gelen 20 maçlık yenilmezlik serisi ve sezon sonunda gelen play-off şampiyonluğu yine bizleri heyecanlandıran ve yeniden hayal kurmamızı sağlayan bir sürece itti. Evet geçen sene zor bir süreçti. Yeni bir yönetim yeni bir oluşum start verdi, Türkiye’ nin her yerinde spor okulları projesi, alttan gelen takıma birkaç dokunuş ve zamanında ödenen paralar ile ivme kazandı takım, belki zor bir yıldı ama yüzümüzün akı ile şampiyonl...
  • Cinsel Devrim

    02 Ağustos 2017 Araştırma, İnsan, Kadın, Köşe Yazıları, Manşet

    Cinsel Devrim; feminist hareket içerisinde yer alan 60'lı ve 80'li yılları kapsayan ve o yıllar arasında gerçekleştirilmiş olan bir hareket. Bu devrim sadece kadınları değil eşcinselleri de kapsar. Avrupa ( İsveç) ve Amerika ( San Fransisco) bu hareketin ilk adımlarının atıldığı ve kısa zamanda tüm dünyaya yayılmasında öncülük eden iki şehir olarak tarihe geçti. 68 kuşağı ya da 68 ruhunun gerçekleştirmiş olduğu bir harekette 68 ruhu, toplumdaki bütün adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri reddetti. Kadınların cinsel anlamda da özgür olmaları gerekt...