logo

3. Köprü Üzerine


Kazım Kızıl
kazimkizil@hotmail.com

Böyle penis görmedi. Aslında daha önce 2 tane gördü. Bu, İstanbul’un göreceği 3. penis. Pardon Köprü. Evet, İstanbul’a 3. köprü yapılacakmış. İhaleyi de İtalyan şirket Astaldi almış.

Köprünün ayaklarından biri bilmem nerde; öteki bilmem nerde olacakmış. Yani sizin anlayacağınız; bacaklarını açacakmış köprü. Gelen-geçen, bacakların arasından, berisinden, altından üstünden her yerinden girecekmiş. Bu gidiş- gelişlerle yüz binlerce insan rahatlayacak; trafik ‘boşalacak’mış.

Sonra da bir zevk sigarası yakacakmışız ahalice!!

Freud; dikilen binaları, sivri şeyleri (kilise kuleleri veya minareleri de dâhil) ve gökdelenleri insanın bilinçaltında yatan iktidar hırsını sembolize ettiğini söyleyip; penise benzetmiştir.

Ben bu listeye giriş kısmında köprüyü de ekledim. Hatta köprülerin yanında yılan şeklinde kıvrılan yani penise benzeyen otobanları da ekleyebilirim.
Gökdelenler ve sivri binalar “erekte” olmuş bir penis ise; uzun köprüler ve otobanlar da “dinlenme” halindeki penisi sembolize edebilirler pekala.

Ayrıca tek benzetme kaynağım şekilleri de değil. Bunlar ayrıca şehirlerin ekolojilerine, silüetine, yaşayış şekilleri ve kültürlerine vurulmuş darbeler ve muhteşem orgazm habercisi tecavüz girişimlerine de benziyorlar.

Eski İstanbul fotoğraflarına bakınız lütfen. Yedi Tepeli Şehrin çoğu mekânı sayfiye yerleri ve ormanlarla kaplı iken; bugün ara ki o eski görkemindeki İstanbul’u bulasın.

Her proje; her otoban, her köprü, her gökdelen zenginleşmenin ve modernleşmenin mutlak bir gerekliliği gibi sunuluyor önümüze. Hayatı kolaylaştırıcı yönlerinden bahsediliyor; şu kadar kâr sağlanacak, bu kadar insan bundan faydalanacak, ulaşım masrafları düşecek, muasır medeniyetler seviyesine yükselme yolunda dev bir adım atılacak. filan falan.

Önce birinci köprü, sonra ikincisi… Sonra tüp geçidi… Şimdi üçüncü köprü… Ve 10 yıl sonra dördüncü köprü… Sonra bir geçit daha…

Tamam da kardeşim; 3. köprüye ihtiyaç duymamızı gerektirecek sosyal altyapıyı ortaya çıkaran ne? Yani neden milyonlarca insan köyünden, dağından, kasabasından, ovasından ayrılıp da İstanbul hayalleri ile buraya göçtü? Bu varoşları yaratan, İstanbul’da yaşayıp da deniz görmemiş çocukları gettolara hapseden, her geçen yıl fahişeliğin hızla arttığı, hırsızlığın, cinayetlerin kol gezdiği bu şehri bu hale getiren ne.?

– Sizin yine modernleşme adı altında uygulamaya soktuğunuz politikalar değil mi?

– Serbest piyasa ekonomisi diyerek tüm bir ülkeyi dağı ile taşı ile madenleri ve tarlaları ile ve hatta ucuz iş gücü üreten insanları ile koca bir sermaye gibi ortaya döken talan ve yağmacı politikalarınız değil mi?

– “Her mahallede bir milyoner yaratacağız.” diyen o modern politikalarınız değil mi.?!

– Zengini daha da zenginleştirip Boğaz’daki yalılara taşıyan; köyündeki adamı taşı toprağı b.k kokan varoşlara hapseden yine siz ve sizin o politikalarınız değil mi!?

Kendi ellerinizle suçun, hırsızlığın ve sosyal adaletsizliğin başkenti yaptığınız o güzelim İstanbul’a daha kaç köprü, daha kaç tüp geçit, daha kaç gökdelen dikeceksiniz?

Kız gibi İstanbul’a bilinçaltınızdaki bu “penis”lerle daha kaç kez tecavüz edeceksiniz?

– Gökdelenlerinde birileri milyon dolarlarla oynayıp bunları binlerce dolarlık şaraplarla kutlarken; diğer birileri o gökdelenin yanı başındaki çöplerden bir şeyler toplayarak geçiniyorsa… Köprünün ayaklarının altında kalacak yerleri önceden kapıp, ceplerini dolduran iktidar sahipleri ve onun yardakçıları buna modernleşme ve büyüme diyorsa… Birileri köprünün üstünden yüz binlerce dolarlık jeepleri ile geçerken; başka birileri başka köprülerin altını yurt belleyip, karda kışta kıyamette bir şişe şarabı elden ele dolaştırarak içiyorlarsa…

Ve bunu modernleşme adı altında yapıyorsanız eğer.

Sizin modernleşme anlayışınıza da, çağa ayak uydurma yalanları altındaki bu ölümcül seküler zihniyetlerinize de, bize hayatı cehenneme çeviren, sonra da cennet vaat ederken daha da cehennemleştiren bu vicdansız politikalarınıza da lanet olsun…

Yunus Emre’nin sırat köprüsü ile ilgili bir dörtlüğü var. Şöyle diyor üstâd:

“Sırat kıldan incedir
Kılıçtan keskincedir
Varıp anın üstüne
Evler yapasım gelir.”

Ben de tüm bu cılız ve saf düşüncelerimin yine basit ve cılız ışığı altında şöyle diyorum:

“Üçüncü köprü zalimcedir
Penisimden büyükcedir
Varıp onun üstüne
Sizi ‘sev’esim gelir.”

Son olarak Kafka’nın bir öyküsünden bahsetmek istiyorum sizlere.

Öykü; köprünün dilinden anlatılıyor: “Bir yakaya ayakuçlarım, öbür yakaya ellerim gömülmüştü; çatlayıp dökülen balçık toprağa sımsıkı geçirmiştim dişlerimi.” diyor köprü.

Bu köprü öyle ıssız bir yerdedir ki; kimse gelip geçmez oradan. Ama köprü bekler gelecek olan o ilk kişiyi. Ve o ilk kişinin ayak seslerini işitince uzaktan, hafifçe bükülür adım atması için. Köprü büyük bir acı içinde kıvranır atılan ilk adımla. Sonra üstündeki kişiyi görebilmek için kıvrılıp ters dönmeye başlar. Ve köprü bu hareketi sonucu paramparça olup altındaki nehrin sularına karışır gider.

Elbette Kafka’nın bu öyküsü; bir köprüden çok ötede, derin, imgesel ve kuvvetli anlamlar içerir.

Öte yandan; İstanbul’a yapılacak 3. köprü ile ilgili de çıkarımlar yapabiliriz öyküden. Okuduğumda şu cümle çok etkilemişti beni:
“Bir köprü bir kez kurulmaya görsün, yıkılıp çökmedikçe kurtulamaz köprülükten.”

Elbet bir gün bu köprüler de yıkılacak… Gökdelenler, alışveriş merkezleri, banka binaları, adalet dağıtmayan adalet sarayları, bizi fakirleştirip, tutsaklaştırmaktan başka bir işe yaramayan meclis binaları.

Yıkılacak hepsi.

Zenginleşmeyi ve daha fazlasını yegâne amaç edinen bu iktidarlar, izlediğim bir filmde dediği gibi “bize hep yalan söyleyen tüm kurumlar”, zenginleşmeyi akıl, paylaşmayı insan doğasına aykırı sanan tüm zihniyetler.

Hepsi yıkılacak.

– Ve alabildiğine “ilkelleşeceğiz”:
Azteklerin futbol oynarken maç berabere kalmadan bitirmemelerindeki gibi bir erdeme kavuşacağız..

– Ve alabildiğine “hayvanlaşacağız”:
Gökdelenlerde olduğu gibi pramidin tepesine çıkmayı değil; penguenlerin soğuktan korunmak için halka şeklinde yan yana gelmeleri gibi insanlık halkasının bir parçası olmayı zenginlik sayacağız.
Göç eden kuşlar gibi zayıf olanları koruyup kollayacağız; kaderlerine terk etmeyeceğiz.

– Ve alabildiğine “çocuklaşacağız”:
Dünyayı sayılarla, rakamlarla değil; kokularla, renklerle ve mimiklerle keşfedeceğiz.
Düşüp dizini inciten arkadaşımızın acısını içimizde hissedip; hemencecik iyileşsin diye onu dizinden öpeceğiz.

Şimdiki gibi bizi bir şeylere ve bir yerlere bağımlı kılan köprüler değil; kalpler arasında bağ kuran köprüler inşa edeceğiz.

Rekabetin değil; paylaşımın gücünü göreceğiz.
Nefretin ve savaşın değil; hoşgörü ve sevginin anlamını keşfedeceğiz.

Ve birlikte gülüp, birlikte sevineceğiz; yedi iklim dört mevsimde.
.
.Ka
.

 

Etiketler:
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ONLAR HEP GÜLÜYOR

    08 Ağustos 2017 İnsan, Köşe Yazıları, Manşet

    Bir mücadele düşünün; kavganın güzelliğinde, güzellik kattılar kendilerine. Semih- Esra Özakça çifti ve Nuriye hocamız. Onurlu bir kavganın üç direngen insanı. Talimatlarla yapılan bir işte ‘’Adalet’’ aranır mı? diye haykırıyor Semih abi, eşine yazdığı mektubunda. Türkülerin ne güzel, sesin ne güzel deyişi hiç mi acıtmadı vicdan’ınızı ?  Ya eşyalarını dolaba yerleştirirken Esra’sının polarını bulması ve kendi kokusu sinmesin diye üşüse de giyememesi ya da doyasıya koklayamaması, hiç mi ürpertmedi içinizi ? Ömrüm kendine dirençli ve inanç...
  • Kitap Film Uyarlaması 6: The Sound and the Fury

    08 Ağustos 2017 Edebiyat, Kitapkurdu vs Sinefil, Köşe Yazıları, Manşet, Sinema

    Kitap: The Sound and the Fury - William Faulkner (1929) Film: The Sound and the Fury - Martin Ritt (1959) The Sound and the Fury - James Franco (2014) Faulkner'ın başyapıtı sayılan The Sound and the Fury'nin ve bilinçakışı tekniğiyle yazılan diğer bilimum romanın sinemaya uyarlanmasının her zaman içim imkansız olduğunu düşünürüm. The Sound and the Fury konusu itibariyle çok da ahım şahım bir şey olmasa da yazım stili açısından takdire şayan. Kitap ilk olarak zihinsel engelli Benjy'nin gözünden anlatılarak başlar, ardından bunalımla...
  • Altay için yeni bir sezon yeni bir heyecan

    07 Ağustos 2017 Güncel, Köşe Yazıları, Manşet, Spor

    2017-2018 SEZONU ALTAY VE DİĞERLERİ Geçen sene zor bir yıl oldu bizim için önce sapır sapır hoca değişikliği sonra gelen 20 maçlık yenilmezlik serisi ve sezon sonunda gelen play-off şampiyonluğu yine bizleri heyecanlandıran ve yeniden hayal kurmamızı sağlayan bir sürece itti. Evet geçen sene zor bir süreçti. Yeni bir yönetim yeni bir oluşum start verdi, Türkiye’ nin her yerinde spor okulları projesi, alttan gelen takıma birkaç dokunuş ve zamanında ödenen paralar ile ivme kazandı takım, belki zor bir yıldı ama yüzümüzün akı ile şampiyonl...
  • Cinsel Devrim

    02 Ağustos 2017 Araştırma, İnsan, Kadın, Köşe Yazıları, Manşet

    Cinsel Devrim; feminist hareket içerisinde yer alan 60'lı ve 80'li yılları kapsayan ve o yıllar arasında gerçekleştirilmiş olan bir hareket. Bu devrim sadece kadınları değil eşcinselleri de kapsar. Avrupa ( İsveç) ve Amerika ( San Fransisco) bu hareketin ilk adımlarının atıldığı ve kısa zamanda tüm dünyaya yayılmasında öncülük eden iki şehir olarak tarihe geçti. 68 kuşağı ya da 68 ruhunun gerçekleştirmiş olduğu bir harekette 68 ruhu, toplumdaki bütün adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri reddetti. Kadınların cinsel anlamda da özgür olmaları gerekt...