logo

Dünyanın bütün LGBT’leri; BİRLEŞİN!!


Kazım Kızıl
kazimkizil@hotmail.com
Dünyanın bütün LGBT’leri; BİRLEŞİN!!

Türk-Müslüman-Sünni ve üstüne bir de heteroseksüel iseniz size güzel bir haberim var: “Bu ülkede makbul vatandaşsınız; keyfini sürün.”

Alevilerin, gayrimüslimlerin, Kürtlerin, Çingenelerin bu ülkede ne tür ayrımcılıklara maruz kaldıklarını az çok biliyoruz. Bunları tekrar anlatmaya lüzum yok. Bunların dışında ağzımıza almaya bile çekindiğimiz, toplumsal gelişimimiz(!) henüz izin vermediği için konuşamadığımız, onlara dair yakıştırmaları hala küfürlerde, hakaretlerde kullandığımız bir grup daha var: LGBT bireyler…

 

Yani Lezbiyen-Gey-Biseksüel-Trans bireyler. Bu ülkede belki de en çok ayrımcılığa maruz kalan, bunun sonucunda nefret suçlarının baş kurbanı durumundaki, sosyo-kültürel, psikolojik ve fiziksel baskılara, aşağılanmalara, yaptırımlara maruz kalan LGBT bireylerden bahsediyorum.

 

Ev tutarlarken bin bir zorlukla karşılaşan, bazıları bu yüzden kentin ‘özel’ yerlerindeki gettolara hapsedilip yaşam alanları sürekli kısıtlanan,  askerlik konularında hakaret ve baskılarla dolu muamelelere maruz kalan, deşifre(!) olanların işten çıkarılmasının legal sayıldığı, cinsel yönelim ve cinsel kimliklerinden ötürü ‘hastalık’ ve ‘sapkınlık’ olarak nitelendirilip zorla tedavi edilmeye çalışan LGBT bireylerden bahsediyorum.

 

Siyah-Pembe Üçgen, KaosGL, Lambdaistanbul, Pembe Hayat gibi LGBT dernekleri ‘Sivil Anayasa’ çalışmalarına aktif olarak katılıp beklentilerini ve isteklerini dile getirdiler.

Son birkaç gündür de Anayasa Uzlaşma Alt Komisyonu ‘Yeni Anayasa’nın ‘eşitlik ilkesini’ düzenleyen maddesi üzerinde tartışmalarına devam ediyor. Şu andaki mevcut madde aynen şu şekilde:

“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.”

 

BDP’liler CHP’lilerin de desteği ile bu maddelere “Cinsel Yönelim” ve “Cinsiyet Kimliği” maddesinin de eklenmesinde ısrar ediyorlar.  LGBT derneklerinin de isteği bu yönde.

 

Lâkin AKP ve MHP ise toplumun henüz buna hazır olmadığı söylemiyle şiddetle karşı çıkıyor. “Genel ahlak”, “milli güvenlik”, “kamu düzeni” ve “Türk aile yapısı” baş argümanları olmuş durumda.

 

Tüm bu cilalı söylemlerin altında yatan asıl gerçek ise aşikâr zaten. 2007 yılında AKP’li Dengir Mir Mehmet Fırat’ın konu ile ilgili yaptığı açıklama takdire şayan(!):

“21. yüzyılın anayasasında biraz zor, belki 22. yüzyılda olur. Biz, üçüncü kuşak haklar dediğimiz çevre gibi konulara taslakta yer verdik. Ama bu dördüncü kuşak özgürlüklere giriyor. Böyle bir özgürlüğü düşünmedik, zannetmiyorum kabul görsün. Toplumun bunları daha çok tartışması lazım.”

 

Birincisi Mir’in Avrupa’dan haberi yok sanırım. İkinci olarak ise hazretlerine kalsa toplumun buna hazırlanması için bir 100 yıl tartışması gerek.

 

Yakın tarihten ise İdris Naim Şahin’in derin tahlil içeren şu cümleleri insanı mest edici cinsten:

“Domuz etinden Zerdüştlüğe kadar, bilmem hangi ulustan, kardeşlikten, çok özür dilerim eşcinselliğe kadar, her türlü namussuzluğun, ahlaksızlığın, gayriinsani durumun olduğu bir ortam. Girişi var, çıkışı yok. Girişi korku, çıkışı ölüm…”

 

“Çok özür dilerim eşcinsellik” ifadesi sanırım partinin LGBT bireyler ile ilgili genel tutumunu çok güzel bir şekilde özetliyor.

 

MHP’ye ise diyecek bir şey yok zaten.

 

BDP ve CHP’ye düşen ise bu tutumlarını sonuna kadar korumaları. Aksi takdirde bundan sonra LGBT bireylerin uğrayacağı her şiddet olayında, psikolojik veya fiziksel baskılarda, cinayetlere kurban gidişlerinde AKP ve MHP ile birlikte sorumluluğu paylaşacaklardır.

 

Son olarak birkaç noktaya değinmek istiyorum:

 

1. Ahlak’ın kendisi göreceli iken; ‘Genel Ahlak’ neyi işaret ediyor acaba?! Kime göre, neye göre ahlak?! “Genel Ahlak” diye dayatılan şey aslında devletin sahip olduğu, işine geldiği şekilde yorumladığı ahlaktır. Ki bizim devletimiz aslında ahlaksızın önde gidenidir.

Ahlakı olan bir devlette yılda 850 çocuk önlenebilir sebeplerden ölmez. Kendisine sığınan bir kadına “Kocandır, döver de sever de!” demez, diyemez. Kendi vatandaşını sefalete sürüklerken iktidar sahibi üyelerinin menfaatini korumaz. Ahlaklı bir devlette yılda yüzlerce işçi göçük altında kalarak, inşaat çadırlarında yanarak can vermez!!

Bu yüzden eğer ahlak lazımsa mutlaka; başta bizim yüce devletimize lazımdır.

 

2. “Milli Güvenlik” eğer heteroseksüel ve ‘asker doğmuş’ kişilerin 18 yaşında askere alınıp ‘devlet, din,şan, şeref, namus’ için ölmesiyle; LGBT bireyleri akılların ve vicdanların kabul edemeyeceği uygulamalara maruz bırakılmasıyla korunuyorsa eğer…  ben ‘milli güvenlik’i tehdit eden eylemler, söylemler ve faaliyetler içinde bulunmak istiyorum. Kayda böyle geçilsin lütfen.

 

3. Öyle bir düzen düşünün ki bir kısım imtiyazlı insanlar gökdelenlerde, iş kulelerinde milyon dolarlık anlaşmalar yapıp binlerce dolarlık şaraplar içerken 1 milyon insan açlık, 11 milyon insan ise yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Birileri köprü üstlerinden jeepleri ile geçerken; başka birileri köprü altlarını zorunlu olarak mesken tutuyor. “Kamu Düzeni” diye yırtınan hükümet eşrafının bahsettiği “Kamu Düzeni” işte budur.

 

4. Devlet insanların yatak odalarına giremez. Kimin kiminle sevişeceğine karar veremez. “Türk Aile Yapısı”nı korumak bahanesi ile birilerini ötekileştirip toplumun hastalıklı(!) bireyleriymiş gibi muamelelere maruz bırakamaz.

 

5. Anayasaya eklenecek “Cinsel Yönelim” ve “Cinsiyet Kimliği” tabirleri LGBT örgütlerinin de üstüne basa basa söylediği gibi sadece LGBT bireyleri değil; tüm vatandaşları yakından ilgilendiren bir konudur. Bu ülkede her türlü ayrımcılığın kalkması, bütün vatandaşların sağlık, eğitim, güvenlik, hukuk alanlarında kanun önünde eşit olması toplumsal huzurun inşasında önemli adımlardır.

 

6. Şu andaki anayasada geçen “ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” kısmındaki “ve benzeri sebepler” tabiri muğlaklığı nedeni ile hakim ve savcıların inisiyatifine bırakılıyordu. Ve takdir edersiniz ki bu da birçok yorum farkını birlikte getiriyor ve ne yazık ki yorumlar genellikle LGBT bireylerin aleyhine gelişiyordu. Öyle ki; bir çok cinayette kurbanın LGBT birey olması “ağır tahrik” olarak görülüp “hafifletici” sebeplerle cezalarda indirim yapılıyordu. Elbette kanunun değişmesi kesin ve köklü bir çözüm değil.

 

Kanunların değiştirilmesiyle birlikte toplumun da dönüşmesi; bu konudaki tabularından, ön yargılarından kurtulması, sınıflandırma, ayrımcılık, ötekileştirme kültürünün yerine; saygı, birlikte yaşama kültürünü oluşturması gerekir.

Ve ‘insan’ üzerine kurulmuş anlamlı dünyaya ulaşmada ‘cinsel yönelim’ ve ‘cinsel kimlik’in anayasa tarafından güvence altına alınması önemli bir adımdır.

 

Umarım bu adımı atabiliriz…

 

Kazım KIZIL

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ONLAR HEP GÜLÜYOR

    08 Ağustos 2017 İnsan, Köşe Yazıları, Manşet

    Bir mücadele düşünün; kavganın güzelliğinde, güzellik kattılar kendilerine. Semih- Esra Özakça çifti ve Nuriye hocamız. Onurlu bir kavganın üç direngen insanı. Talimatlarla yapılan bir işte ‘’Adalet’’ aranır mı? diye haykırıyor Semih abi, eşine yazdığı mektubunda. Türkülerin ne güzel, sesin ne güzel deyişi hiç mi acıtmadı vicdan’ınızı ?  Ya eşyalarını dolaba yerleştirirken Esra’sının polarını bulması ve kendi kokusu sinmesin diye üşüse de giyememesi ya da doyasıya koklayamaması, hiç mi ürpertmedi içinizi ? Ömrüm kendine dirençli ve inanç...
  • Kitap Film Uyarlaması 6: The Sound and the Fury

    08 Ağustos 2017 Edebiyat, Kitapkurdu vs Sinefil, Köşe Yazıları, Manşet, Sinema

    Kitap: The Sound and the Fury - William Faulkner (1929) Film: The Sound and the Fury - Martin Ritt (1959) The Sound and the Fury - James Franco (2014) Faulkner'ın başyapıtı sayılan The Sound and the Fury'nin ve bilinçakışı tekniğiyle yazılan diğer bilimum romanın sinemaya uyarlanmasının her zaman içim imkansız olduğunu düşünürüm. The Sound and the Fury konusu itibariyle çok da ahım şahım bir şey olmasa da yazım stili açısından takdire şayan. Kitap ilk olarak zihinsel engelli Benjy'nin gözünden anlatılarak başlar, ardından bunalımla...
  • Altay için yeni bir sezon yeni bir heyecan

    07 Ağustos 2017 Güncel, Köşe Yazıları, Manşet, Spor

    2017-2018 SEZONU ALTAY VE DİĞERLERİ Geçen sene zor bir yıl oldu bizim için önce sapır sapır hoca değişikliği sonra gelen 20 maçlık yenilmezlik serisi ve sezon sonunda gelen play-off şampiyonluğu yine bizleri heyecanlandıran ve yeniden hayal kurmamızı sağlayan bir sürece itti. Evet geçen sene zor bir süreçti. Yeni bir yönetim yeni bir oluşum start verdi, Türkiye’ nin her yerinde spor okulları projesi, alttan gelen takıma birkaç dokunuş ve zamanında ödenen paralar ile ivme kazandı takım, belki zor bir yıldı ama yüzümüzün akı ile şampiyonl...
  • Cinsel Devrim

    02 Ağustos 2017 Araştırma, İnsan, Kadın, Köşe Yazıları, Manşet

    Cinsel Devrim; feminist hareket içerisinde yer alan 60'lı ve 80'li yılları kapsayan ve o yıllar arasında gerçekleştirilmiş olan bir hareket. Bu devrim sadece kadınları değil eşcinselleri de kapsar. Avrupa ( İsveç) ve Amerika ( San Fransisco) bu hareketin ilk adımlarının atıldığı ve kısa zamanda tüm dünyaya yayılmasında öncülük eden iki şehir olarak tarihe geçti. 68 kuşağı ya da 68 ruhunun gerçekleştirmiş olduğu bir harekette 68 ruhu, toplumdaki bütün adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri reddetti. Kadınların cinsel anlamda da özgür olmaları gerekt...