logo

15 Mayıs 2012

“Enkazın olduğu alana biber gazı sıkıldı. Kaç kişi öldü bilmiyorum.”

“Enkazın olduğu alana biber gazı sıkıldı. Kaç kişi öldü bilmiyorum.”

Öyle bir yerdeyiz ki… Gördüğümüz Van, gece ile gündüz gibi. Sanki siyah ile beyaz, ya da kedisi gibi bir gözü mavi bir gözü yeşil. Her günden, her hayattan ayrı bir hikaye çıkar. Yaprak döküyor bir yanı, bir yanı bahar bahçe…

Depremden 6 ay sonra “Van’a 1 bilet” yardım konseri için Van’dayız. Ferit Melen Havaalanı’ndan merkeze gitmek için otobüs, taksi bakınıyoruz. Etrafimızda bir suru konteyner var. Konteynerler havaalanından itibaren başlıyor. Sanki bize deprem bölgesine geldiğimizi bir kez daha hatırlatıyor. Hava kapalı, yağmur yağdı yağacak. Bir ulaşım şirketinin servis şoförü yabancı olduğumuzu anladı önümüzde durup, bize nereye gitmek istediğinizi sordu. Van Kadın Derneği’ni tarif ettik. Gülümseyerek “Zozan’ın yanına mı gideceksiniz?” diye sorunca şaşırdık. Şoför, “Onu burada bilmeyen yoktur” dedi Bize peşpeşe sorular yöneltirken, biz de onu tanımaya çalışıyorduk. İki üniversite kazandığını ama maddi imkansızlıktan gidemediğini söylediğinde içindeki burukluğu farketmememiz için “aman herkes üniversite mi okuyacak bacım!” demesinden aslında duygusunu gayet iyi anladık. Yolda giderken dönülen her köşede boş arazilere rastlıyorduk. Uzakta toma ve polislerin çevrelediği boş enkaz gözümüze çarptı, “yoksa televizyonlarda gördüğümüz Bayram Otel burası mı?” diye düşünürken, Mesut şoför, “işte Bayram Otel bakın! O akşam ben de oradaydım… Allah bize bir daha bu acıyı yaşatmasın” derken, o anı tekrar yaşıyor gibiydi. Bayram Oteli geçtikten biraz sonra Van Kadın Demeği’ndeyiz.

Merak ediyoruz. Van Kadın Derneği (VAKAD)) neler yaptı ve yapmaya devam ediyor? Depremin üzerinden aylar geçtikten sonra Van ne durumda?

Servis şoförlüğü yapan Mesut’la geçirdiğimiz kısa süreli gezintinin ardından Van Kadın Derneği’ne ulaşabildik. Dernekten iki kadın üye bizi karşıladı. Aylin Çelik ve Sema Bağış’a merak ettiğimiz bütün soruları sorduk. Sohbetimize başlamadan önce, 8. yıllarına girdiklerini ve her açıdan mağdur olanlara yardım edip, halen onların seslerini duyurabildikleri için çok mutlu olduklarını belirttiler. Sohbetimize, derneğe gelirken gözümüze çarpan mor konteynerlerın ne olduğunu sorarak devam ettik. Konteynerlerde dernek tarafından belirlenen 28 köyden her hafta birinde kalarak, temizlik, hijyen, doğurganlık, korunma yöntemleri, çocuk ve ergenler hakkında eğitimler veriliyor.

 

“Şaşırmadık, şaşırmamıza da sinirlendik biraz”

Sema Bağış, yaptıklarını anlatırken, bir an durdu. ‘Arkadaşlar aklıma gelmişken başımızdan geçen bir olayı hemen anlatmak istiyorum ‘Şiddet Yasası’ meclisten geçmeden önce İstanbul Sözleşmesi için Ankara’da düzenlenen yeni yasayı değerlendirme toplantılarına VAKAD’ ın da katılıp önerilerini sunduğunu söyledi. Toplantıda, toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının yeni yasada neden yer almadığı söz konusu olunca, Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, toplumsal cinsiyet eşitliğinin eşcinseileri de içerebileceğini belirten açıklamada bulununca dernek üyeleri, “Aslında Burhan Kuzu’nun toplumsal cinsiyet eşitliği kavramından eşcinselllk sonucunu çıkartmasına hiç şaşırmadıklarını söylediler. Şaşırmamıza da sinirlendik biraz.” diyorlar.

Bu konuşmanın üzerine konudan çok uzaklaşmadan sorduk: “Van’da LGBT bireyleri ne durumda?”

Görünürlükle ilgili büyük sıkıntıları var. Van’da LGBT’ den üç arkadaşımız ciddi sorunlar yaşıyor. Birini, ailesi son günlerde evlendirmek istiyor. Biri öldürülecekti, diğeri de ailesi ve çevresinin baskısına dayanamayıp buralardan çekip gitti. Bahsettiklerimin üçü de zaten burada kalamadı. Lambdaistanbul Aile Grubu var. Biz onu burada da oluşturmaya çalışıyoruz. Ama, aile grubuyla konuşmak zor. Aileler Türkçe bilmiyor. Lambda’yla konuştuk. Yaptıklarını Kürtçe’ye çeviriyoruz. Diyarbakır Hevjin’den arkadaşlar da bize yardımcı oluyor. Yaptıkları faaliyetleri Kürtçe’ye çevirip seslendireceğiz. Seslendirdikten sonra, gelen kadınlara, kadına şiddet yada kadına sağlıkla ilgili konuşurken, bir de “Eşcinsellik nedir?” kısmını dinleteceğiz. Düzenlediğimiz toplantılara gelen çoğu LGBT bireyi, “İntihar etmeyi düşünüyorum. Yalnız ve çaresiz olduğumu, kötü olduğumu düşünüyorum. Ben aslında kötüyüm, ben aslında olmaması gereken bir varlığım ama olmuşum işte.” diyorlar. Sonralarda ise toplantılar sayesinde bu düşünceler azalmaya başlıyor. Çünkü, yalnız kaldığınızda tek başınıza sesiniz çıkmaz ve bir müddet sonra siz de susmaya başlarsınız ve sonu intihar, sonu ölüm olur. Önemli bir sorunu da eklemek isterim. Eşcinsel askerler de var. Kontroller sırasında eşcinsel olduğu saptanan kişilerin raporlan ailelerine bildiriliyor. Sonra aile içinde yaşanacak durumu siz düşünün artık.

Depremin ardından yürütülen çalışmalar Aylin Çelik, “Dayanışmanın Allahını yaşadık”

VAKAD üyeleri depremin ardından kurulan yardım çadırlarında aralarında erkeklerinde bulunduğu 10 15 kişilik gönüllü ekip ile gece yarılarına kadar çalışıp insanüstü bir çaba gösterdiklerini söyledi. Tüm kadınlara her türlü yardımı ulaştırmışlar. Ayrıca yapılan maddi yardımlar ile 200 aileye gıda ve ısıtıcı sağlanmış. Aylin Çelik, bir an sohbetteki samimiyetin etkisiyle ‘kızlar biz burada resmen dayanışmanın Allahını yaşadık.’ dediğinde gösterdıkleri büyük çabayı daha iyi anlayabildık.

Öncelikli ihtiyaçlar hala gündemde

Aslında depremden önce olan ihtiyaçlar depremle birlikte daha da arttı. Depremin ardından birincil ihtiyacımız kesinlikle barınma ve gıda oldu. Gerçekten çok fazla yardım aldık. Yeteri kadar battaniye ile ikinci el kıyafet gönderildi ve artık insanlar bunları istemiyor. Bir de insanların kenarda duracağıma göndereyim mantığı çok yanlış. Mesela kış döneminde abiye topuklu ayakkabılar, jartiyerler ve iki koli şort geldi. Bu oldukça trajikomik bir durum. Arkadaşlar bilmiyor herhalde, Van’da şort giyilmiyor; toplumsal yapısı buna müsait değil, kaldı ki kışın ortasında gelmesini de hiç unutmayacağım. Yardım için arayanlardan kadın pedi, çocuk bezi, ıslak mendil gibi hijyenle ilgili şeyler istiyoruz. Çünkü şu dönemde asıl ihtiyaç bunlar.

Yardımlaşma konusunda Belediye ve Valilik arasında koordinasyonsuzluk çözülemiyor

Depremin ilk günlerinde koordinasyonla ilgili bir şeyler yapmamız gerekirken olmadı. Üstelik inanmayacaksınız ama enkazın olduğu bir alana biber gazı sıkıldı. Kaç kişi öldü bilmiyorum. “Depremden kaçtı, biber gazından öldü!’1 haberlerini de görmüşsünüzdür. İnsanların yardıma ihtiyacı olduğu dönemde Belediye Başkanı ve Vali arasında ciddi koordinasyon problemleri yaşandı. Bu sorunu hiç aşamadık. Her şey valiye geldi ve tıkandı. Bu yüzden başlarda çadırların verilmesiyle ilgili çok fazla problem yaşandı. Şimdi ise konteynerlerle ilgili sıkıntı yaşıyoruz. Ev sahiplerine konteyner verilirken kiracı olanlara, “önceden de kiracıydınız yine ev tutabilirsiniz” denildi Çoğu kişi dışarıda kaldı. Valilikle derneğimizin yaşadığı komik, bir o kadar da önemli konuşmayı paylaşmak istiyorum Bir gün bizi arayıp “deprem sonrası herhangi bir çalışma yürüttünüz mü” dediğinde, “bunu siz mi soruyorsunuz” diye sordum. Hayır valilikten sordular” dedi. “Yaptıklarımızdan dünyanın haberi oldu” diye dayanamayıp karşılık verdim. “Önümüzdeki günlerde toplantı yapacağız; hangi sivil örgütler ne yapmış öğreneceğiz.” dedi hesap sorar gibi… Bir şehrin valiliği olanlardan haberdar değil. Üstelik valilik tam karşı binamız, (gülerek) pencereden birbirimizi görebiliyoruz, aramızda 100 metre mesafe var.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencilerine, depremden sonraki eğitim durumunu ve Van’daki öğrencilerin sosyal hayatlarını sorduk.

Rojda Eker, Gıda Mühendisliği, 1. sınıf

Okulda Hijyen konusunda epey sorun yaşadık. Yapılan konteynerlar yeni binalardan daha iyi. Hızlı eğitime geçtiler, o biraz sıkıntı yarattı. Çünkü tam anlamıyla hocalar olayı ciddiye almıyor. Zaten çoğu hoca tayinini istedi Elektrik, su sıkıntısı yaşandı. Biz gelene kadar sorunlar azda olsa telafi edildi Melih Şah Yurdu binasını güçlendirdiler.

Van’da insanların bakış açısı biraz farklı olduğu için sosyal hayatta istediğimiz gibi değil. Kadın olarak gece arkadaş ortamına veya bir diskoya gidemiyorsun. Saat 9’dan sonra hayat tamamen bitiyor. Kafeler kapanıyor, insanlar evlerine çekiliyor. Merkeze indiğinizde bile çok az kadın görüyorsunuz.

Halime Özdemir, Gıda Mühendisliği, 1. sınıf

Depremden sonra yoğunlaştırılmış eğitim programından dolayı hocalar notlar vererek dersi işlemeye başladı. Notlar üstünden gitmemiz kötü oldu. Çünkü zaman kısıtlılığından az soru çözüyoruz. Dersleri öğrenmemizde sağlıklı olmuyor. Görmediğimiz derslerin sınavına gireceğiz.

Serhat Yaşar, Kimya Mühendisliği, 1. sınıf

İşlemediğimiz derslerin sınavlarına girmek ciddi sıkıntı. En önemlisi depremden dolayı 2 yıl boyunca yatay geçiş hakkına sahip olmamamız. Çünkü üniversitenin ayakta kalması gerekiyor. Okulda 22 bin öğrenci var. Öğrencilerin gitmesi, Van’ın ekonomik açıdan çökmesi demek. Yoksa Van bir deprem daha yaşar.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nden ayrılıp, Belediye ve Valiliğe gitmek için yola koyulduk. Konak Belediyesi’nin gönderdiği paketleri Belediye Başkanı ve Valiye iletecektik fakat ikisi de Ankara’ya gittikleri için görüşemedik. Belediye binası hasarlı olduğundan, geçici olarak kullanılan binaya geldik. Uzakta duran genç, “kimi arıyorsunuz?” diye sordu. Derdimizi anlattık. Sonrasında bize kısa bir Van turu teklifinde bulundu. Fatih’in arabasında Kürtçe şarkılar eşliğinde giderken, biz de şarkıların sözlerini tahmin etmeye çalışıyorduk. Van’daki çadırlarda hayat yoktu sanki… Fatih, Edremit Van’a bakar, içinden Şamran akar diyerek Akdamar adasını, Van kalesini, Şeyh Abdurrahman Gazi türbesini, meşhur kahvaltı salonlarını gezdik. Gölün karşısında Ah Tamara hikayesinin eşliğinde çaylarımızı yudumladık. Bu arada Van gölüne, deniz diyorlar burada. Fatih bir ara, Allahtan böyle büyük bir deprem İzmir veya İstanbul’da yaşanmadı. Nasıl yani? dedik. Siz kendinizi toparlayamazdınız. İş yerleriniz mahvolur, ekonominiz çökerdi, dedi. Yardım kolilerinden çıkan çakıl taşları ve Türk bayrakları gönderenlere de kırgındı. Nasıl siyaset düşünülüyor böyle bir durumda diyordu. Van’a gelmeden önce önyargınız var mıydı bilmiyorum, varsa da şuan kalmamıştır herhalde derken, onu; memleketini ve kendisini sürekli kanıtlamak ve ıspatlamak zorunda bıraktığımız için kendimize kızıyorduk…

Çarşıda hayat normale dönmüştü. Etrafta seyyar tezgahlarda kaçak çay ve sigaralar karşımıza çıkıyordu. Herkes direk olarak nereden geldiğimizi soruyor. İzmir dediğimizde; kalacak yeriniz var mı? Durun,hemen annemi arayım yemek yapsın” diyordu. İnsan eziliyordu bu telaşları karşısında. Yardımseverlik ve misafirperverlik burada başka bir anlam kazanıyordu..

Açık açık yazın bana geleni “ben çaldım”

Kalacağımız arkadaşımızın evine girdiğimizde büyük kalabalikla karşılaştık. Masa, donatılmış tam bir düğün sofrası gibiydi. Yemekten sonra konu depremdi Mustafa Timur, şehre gelen yardımların, hangi kuruma veya siyasi partiye geldiyse, o kurumun ya da partinin adamlarına dağıtildığını söylüyor. Kısacası depremde de torpil işlediğini düşünüyor. Günlerce çadır kuyruğunda beklerken, bir gün valilikten adamlar geliyor ve çadır dağıtılan bölgeye gitmek için araç bakarlarken Timur, onları götürebileceğini söyleyip, çadır dağıtım bölgesine de gidince Vali’nin adamı gibi aralarından sıyrılıp çadırı resmen çaldım. Açık açık adımı yazın, bana geleni ben çaldım diyor.

Medyaya da sitemkarlar; masa başında, oturdukları köşelerden yazmak kolay diyorlar. Hatta evden biri büyük cesaret İzmir’den buraya gelmek deyince, şaşırdık. Bunun üzerine ben de Van’a gelmeden önceki önyargımı itiraf ettim, utanarak… Mesut adlı şoförün bizi merkeze bırakırken, Cumhuriyet Caddesine, Mecburiyet Caddesi dediklerini öğrendiğimde, yüzümdeki ifadeyi o anlamasa da, ben başka şeyler ima ettikleri için koyduklarını düşündüğümden, kendimden utandığımı söyledim. Evdeki mavi gözlü yaşlı teyze, bize sarılıp sarılıp Kürtçe bir şeyler söylüyordu. Anlamıyorduk. Ama o an hissetmekti önemli olan, hissediyorduk… Sabah kalktığımızda yine akşamki gibi çeşit çeşit donatılmış kahvaltı masasıyla karşılaştık. Güneşin doğuşu çok güzel olurmuş buralarda, kış olduğu için göremedik… Ama akşam, gökyüzü çok yakındı, uzansak değecek gibiydik neredeyse. Bizim oralarda gökyüzü böyle değil. Uzak, sisli…

Fotoğraflar ve Haber: Zeynep YÜNCÜLER & Merve GÜRKAN
Düzenleme: Senan TASHAN & Çağrı ÖNER

Etiketler: » » » » »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.