logo

Her an, her yerde ve her şekilde ölebiliriz


Kazım Kızıl
kazimkizil@hotmail.com

Her an, her yerde ve her şekilde ölebiliriz:
Bir yer hariç…

Öyle bir çağda ve öyle bir dünyada yaşıyoruz ki; durmadan ölüyoruz. Bazen olağan şekillerde; bazen akıllara durgunluk verecek absürdlükte. Lâkin sonuç değişmiyor: Ölüyoruz işte…

Bazılarımız anne karnında ölüyorlar mesela; henüz hiç doğmadan. Nam-ı diğer 128’e göre en kârlılarımız da onlar. Malum “Hayatın neresinden dönülse kârdır.” demiş şaire.

– Evet, öldüler; ama o bir tek yer hariç…

Kârsızlık bu ya; doğdu diyelim, dünyayı bizim gibi rakamlar, sınıflandırmalar üzerine değil de; renkler, sesler ve kokular üzerine kuran bir çocuk oldu farz edelim. Peki yaşar mı bütün çocuklar?! Yaşatır mıyız gönüllerince?! Nice şahlar sultanlar, emirler beyler, ağalar ve mirler geldi geçti dünyadan. Ne Karun’a kaldı bu dünya, ne Sultan Süleyman’a. Elbet çocuklara da bırakılmayacak.
(Yazar burada kendine soruyor: Dünyada hangi şey çocuklara bırakılmayacak kadar değerli olabilir ki?! Neden kimse Nâzım’ı dinlemiyor. Hem bir şair nasıl yanılıyor olabilir? Fuzuli’ye inancımız neden bu kadar kuvvetli?! Ve devam ediyor yazar…)

Yani durmak yok; ölmeye devam çocuklar. Tıpkı geçtiğimiz sene ülkemizde ölen, öldürülen 815 çocuk gibi. Zehirlenenler, dövülenler, kaza kurşunlarına, gaz bombalarına denk gelenler, tecavüz edilenler… Hepsi de öldüler; bazen topluca, bazen de birer birer…

– Evet, öldüler; ama o bir tek yer hariç…

Hele bir de kadınsanız; işiniz çok daha zor. Bir kıskançlık sonucu kocanız tarafından öldürülebilirsiniz mesela, ya da ‘hayır’ dediğinizde sevgilinizin elinden olabilir ölümünüz. Sizin bacak aranızın üzerine bina edilmiş bir töre anlayışı ile de ölebilirsiniz. Şanslıysanız yaşadınız diyelim; gün gelir bu toplum sizi intihar da edebilir.

[ Yazar iç çekiyor burada: Ahh Antonin! Kendini bıraktığın askılarda şimdi ruhörtücü ceketler. Sen bizim dengemizin kurbanısın!! Şimdi Tanrı arkandan konuşuyor; lâkin biz sana inanıyoruz… Ve yazar devam ediyor yazmaya… ]

Dayak, bıçak, tecavüz, silah… Aracı ne olursa olsun sonuç değişmiyor: Ölüyorlar kadınlar da…

– Evet, ölüyorlar; ama o bir tek yer hariç…

Ve işçiler… Yanarak ölüyorlar mesela, göçük altında kalarak, inşaattan düşerek, zehirlenerek…

– Ama o bir tek yer hariç…

Lezbiyenler, geyler, biseksüeller, transeksüel ve travestiler ise toplumun ahlak bekçilerince(!) nefretle öldürülüyorlar…

– Evet evet, tahmin ettiğiniz gibi o bir tek yer hariç…
Ve mahkumlar… gençler-yaşlılar… erkekler-kadınlar… güzeller-çirkinler… askerler-dağdakiler… Türkler-Kürtler… Aleviler-Sünniler…

Ve katiller-şairler… iyiler-kötüler… üçkağıtçılar-dürüstler… savaşçılar-barışseverler…

Hepimiz ölüyoruz, öleceğiz de… Ama o bir tek yer hariç…

Hepimiz sonsuza dek yaşayacağız orda. Kıyamet de kopsa, denizler dağları da kaplasa, yıldızlar yağmur gibi inip ortalığı da yaksa, iyiysek de kötüysek de, güzelsek de çirkinsek de; her ne idiysek, her nasıl idiysek ve her nasıl ölmüşsek… bir tek orada ölmeyeceğiz. Bir tek orada yaşayacağız; tüm rengimiz, kokumuz ve ağız dolusu gülümseyişlerimizle… yedi iklim dört mevsim yaşayacağız orada…
Orada işte: Annelerimizin rüyasında…

Biz ölsek de onlar yaşatacak bizi, bizleri ölümsüz kılacaklar…

Annemizin rüyasında bize ölüm yok…
– Tüm annelerin anneler günü kutlu olsun efendim… Muhabbetle…
.
…Ka
.

Dipnot: Ben fotoğrafta görülen evde doğmuşum… Arkamda, solda görünen pencerenin olduğu odada…

Evet; tam olarak orada doğmuşum…

Sarıgöl / MANİSA

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ONLAR HEP GÜLÜYOR

    08 Ağustos 2017 İnsan, Köşe Yazıları, Manşet

    Bir mücadele düşünün; kavganın güzelliğinde, güzellik kattılar kendilerine. Semih- Esra Özakça çifti ve Nuriye hocamız. Onurlu bir kavganın üç direngen insanı. Talimatlarla yapılan bir işte ‘’Adalet’’ aranır mı? diye haykırıyor Semih abi, eşine yazdığı mektubunda. Türkülerin ne güzel, sesin ne güzel deyişi hiç mi acıtmadı vicdan’ınızı ?  Ya eşyalarını dolaba yerleştirirken Esra’sının polarını bulması ve kendi kokusu sinmesin diye üşüse de giyememesi ya da doyasıya koklayamaması, hiç mi ürpertmedi içinizi ? Ömrüm kendine dirençli ve inanç...
  • Kitap Film Uyarlaması 6: The Sound and the Fury

    08 Ağustos 2017 Edebiyat, Kitapkurdu vs Sinefil, Köşe Yazıları, Manşet, Sinema

    Kitap: The Sound and the Fury - William Faulkner (1929) Film: The Sound and the Fury - Martin Ritt (1959) The Sound and the Fury - James Franco (2014) Faulkner'ın başyapıtı sayılan The Sound and the Fury'nin ve bilinçakışı tekniğiyle yazılan diğer bilimum romanın sinemaya uyarlanmasının her zaman içim imkansız olduğunu düşünürüm. The Sound and the Fury konusu itibariyle çok da ahım şahım bir şey olmasa da yazım stili açısından takdire şayan. Kitap ilk olarak zihinsel engelli Benjy'nin gözünden anlatılarak başlar, ardından bunalımla...
  • Altay için yeni bir sezon yeni bir heyecan

    07 Ağustos 2017 Güncel, Köşe Yazıları, Manşet, Spor

    2017-2018 SEZONU ALTAY VE DİĞERLERİ Geçen sene zor bir yıl oldu bizim için önce sapır sapır hoca değişikliği sonra gelen 20 maçlık yenilmezlik serisi ve sezon sonunda gelen play-off şampiyonluğu yine bizleri heyecanlandıran ve yeniden hayal kurmamızı sağlayan bir sürece itti. Evet geçen sene zor bir süreçti. Yeni bir yönetim yeni bir oluşum start verdi, Türkiye’ nin her yerinde spor okulları projesi, alttan gelen takıma birkaç dokunuş ve zamanında ödenen paralar ile ivme kazandı takım, belki zor bir yıldı ama yüzümüzün akı ile şampiyonl...
  • Cinsel Devrim

    02 Ağustos 2017 Araştırma, İnsan, Kadın, Köşe Yazıları, Manşet

    Cinsel Devrim; feminist hareket içerisinde yer alan 60'lı ve 80'li yılları kapsayan ve o yıllar arasında gerçekleştirilmiş olan bir hareket. Bu devrim sadece kadınları değil eşcinselleri de kapsar. Avrupa ( İsveç) ve Amerika ( San Fransisco) bu hareketin ilk adımlarının atıldığı ve kısa zamanda tüm dünyaya yayılmasında öncülük eden iki şehir olarak tarihe geçti. 68 kuşağı ya da 68 ruhunun gerçekleştirmiş olduğu bir harekette 68 ruhu, toplumdaki bütün adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri reddetti. Kadınların cinsel anlamda da özgür olmaları gerekt...