logo

05 Mayıs 2012

HASANKEYF İLE UYANANLAR

HASANKEYF İLE UYANANLAR

Yeşil Platform, Doğa Derneği Genel Müdürü Engin Yılmaz ile Bir Röportaj Gerçekleştirdi. Röportaj, Doğa Derneğinin Son Dönem Çalışmalarının Güzel Bir Özeti Niteliğinde.
10 yıl gibi kısa bir sürede sesini geniş kitlelere duyuran Doğa Derneğini, diğer sivil toplum kuruluşlarından ayıran nedir?

Hiç kuşku yok ki Doğa Derneği’nin günümüzdeki en ayırt edici özelliği vizyonu. Sadece sivil toplum örgütleri açısından değil günümüz insanı ve kurumları açısından da Doğa Derneği vizyonu oldukça düşündürücü. Hıza, rekabete, kibre, hırsa dayalı günümüz dünyasında var olma mücadelesi veren insanlar ve kurumlar Doğa Derneği’nin kendi kendini yok etmek üzerine kurulu vizyonuyla karşılaşınca çok şaşırıyorlar. Evet; Doğa Derneği’nin vizyonu kendi kendini yok etmek. Bunun için rekabet etmiyor işbirliklerine giriyor… Bunun için hırslı ya da kibirli davranmamaya özen gösteriyor. Bunun kurumun çıkarları yerine doğanın kendisi için ne yapabileceğinin peşinde koşuyor.

Yani Doğa Derneği’nin bir çevre politikası yok ?

Evet! Doğa Derneği’nin bir çevre politikası yok. Ne mutlu ki yok…Çünkü Doğa Derneği her şeyden önce çevreci bir kuruluş değil. Kendini öyle tanımlamıyor. Doğa Derneği bu anlamda insanın da bir parçası olduğu biyolojik çeşitliliğin tamamını en iyi ifade eden “Doğa” kelimesiyle kendini tanımlıyor. Kendisini merkeze koyup geri kalan her şeyi çevre diye adlandıran bir doğa koruma anlayışı Doğa Derneği’nin vizyonuna uymuyor. Doğa Derneği’nde ki tüm çalışanların ortak hayali insanın bütün varlıklara ve ekolojik bütüne saygı duyduğu; var oluşunun doğa üzerindeki etkisini bilerek yaşadığı ve sonucunda, doğanın korunmasını gerektirmeyecek bir yaşam tarzını benimsediği bir dünyaya ulaşmak. Bu nedenle çalışma alanlarımız ve genel politikamız kalın çizgilerle birbirinden ayrılmıyor. Genel olarak bakıldığında Doğa Derneği’nin yaptıklarının tamamına bir “Hak Mücadelesi” diyebiliriz. Bu bazen dağda gezen keçi çobanının hakkı, bazen şiddete uğrayan kadınların hakkı, bazen bir nehrin bazen de bir kuşun hakları olabilir. Doğa kültürü ile yoğrulmuş bir yaşamın yolu bütün bu hak mücadelelerin aslında temelini de oluşturan doğanın da bir takım haklara sahip olduğunu anlamaktan ve ona saygı duymaktan geçiyor. Çünkü insanlık doğaya yapılan haksızlıkları ortadan kaldırmadıkça diğer hak sorunlarını da çözemeyecektir.

Öte yandan biyolojik zenginliği sayesinde büyük bir kültürel zenginliğe sahip olan Anadolu’da çıkar ve rant odaklı politikalar nedeniyle üretilmiş ve adeta insanlara ezberletilmiş olan yanlış doğa bilgisini yıkmak, Doğa Derneği’nin enerjisinin önemli bir bölümünü alıyor. Örneğin yöneticiler “su boşa akıyor” deyip kamuoyunu da buna inandırarak Anadolu’nun tüm su kaynaklarını satıyor. Bu insanın da dahil olduğu Anadolu’nun zengin biyoçeşitliliğinin geri dönüşsüz olarak yok olması sonucunu doğruyor. Güneş boşa doğuyor demek gibi bir şey olan bu sözün bilimsel olarak da vicdani olarak da doğru olmadığını anlatmak oldukça önemli ancak zor bir iş. Aynı şekilde doğa denince akla ilk ağacın gelmesinin ve ağaçsız görülen her yerin bilinçsizce rastgele ağaçlandırılmasının da, barajların suyu toplayan depolayan faydalı bir şey değil suyu yok eden zararlı bir şey olduğunun kamuoyuna anlatılması Doğa Derneği’nin enerjisinin önemli bir bölümünü alıyor.

Başta Tarkan olmak üzere, birçok sanatçının destek verdiği Hasankeyf ve Dicle Vadisi üzerindeki kara bulutların dağıldığını söyleyebilir misiniz?

Ne yazık ki Dicle Vadisi ve onun da içinde bulunan Hasankeyf için kara bulutlar dağılmış değil. Almanya, Avusturya ve İsviçre’den oluşan konsorsyumun “Bu proje insani ve çevresel olarak yapılamaz” açıklamasıyla dağılmasının ardından kendine “Çevreci” diyen Garanti Bankası ve yine aynı iddiadaki Akbank tarafından sağlanan finansmanla inşaat çalışmaları ne yazık ki başlamış durumda. Ancak bu inşaatın bitmiş ve o bölgenin tamamen yok olduğu anlamına gelmiyor. Bizim de inancımız neresinden olursa olsun bu yanlıştan mutlaka geri dönüleceği yönünde. Çünkü bu projede ne kamu yararı var, ne doğaya ve tarihe saygı var ne de akıl ve vicdan var. Ilısu barajı tamamen bir rant projesidir. Bu projenin inşaat şirketleri ve bankalardan başka kazananı yoktur. Bu nedenle mutlaka durdurulacak ve Hasankeyf kurtulacaktır. Çünkü Hasankeyf ve Dicle vadisi tüm dünyanın ortak değeridir. Yazı, tarım burada bulunmuş, bugünkü insanlık tarihinin temelleri burada atılmıştır. Dicle Vadisi ve Hasankeyf’i yok edebilecek bir zihniyet bir gün eline gerekli silahları geçirdiğinde gezegende kendinden başka herkesi de yok edecek bir potansiyele sahip demektir. Bu zihniyet Hasankeyf’i savunduğumuz için bizlere de defalarca terörist, vatan haini dedi. Bir anlamda bizleri yok edilmesi gerekenler olarak tanımladı. Mücadelemiz biraz da bu zihniyetle olduğu için bu kolay mücadele değil. Ama sonunda Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin kazanacağından hiç kuşkumuz yok.

Doğa Derneği’nin aldığı desteklere gelirsek…

Aslına bakarsanız buradaki destek Doğa Derneği’nden ziyade doğanın kendisinedir. Doğa Derneği hiç bir kimseye ya da kuruma Doğa Derneği’ne destek verin diye gitmez. Doğa Derneği’ne destek için değil doğaya destek için insanlar Doğa Derneği’yle birlikte çalışıyor. Doğa Derneği doğa ile insan arasındaki ilişkinin aracı kurumu gibi daha çok. Bu nedenle Doğa Derneği’ne verilen destek aslında doğanın kendisinedir. Doğa Derneği’ne destek verenler aynı konularda ismi Doğa Derneği değil de fincan derneği olsa yine destek vereceklerdi. Çünkü bu bir akıl ve vicdan meselesi. Bunlara sahip her insan bilir ki Dicle Vadisi’ni ve Hasankeyf’i yok etmek insanlığın kendi köklerini yok etmek anlamına gelir.
Bununla birlikte Doğa Derneği’nin attığı her adımda bilimin ve vicdanın rehberliği vardır. Doğa Derneği sadece bilgiyi kullanan değil bilgiyi üreten bir kurum. Hem de bunu dünya çapında yapıyor. Dünyanın en büyük doğa koruma kurumları ile çok yakın ilişkilerimiz var. Örneğin, Doğa Derneği’nin yapmış olduğu bir anlamda bir doğa koruma metodolojisi olan Önemli Doğa Alanları çalışması dünya çapında kabul gördü. Bugün 50’den fazla ülke doğasını korumak için ilk defa Doğa Derneği’nin ulusal çapta uyguladığı bu metodolojiyi kullanıyor. Bununla birlikte dağdaki çobanın, Karadeniz’de yayladaki kadının, toroslarda gezen göçerlerin bilgileri de bizler için en az bilim adamlarının ürettiği bilgiler kadar kıymetli. Gerçekten muazzam bir bilgi birikimi kaynağının üzerinde oturuyoruz. Bunu önemsemek ve bunu kullanmak Doğa Derneği’nin gerçekliğini oluşturuyor. Bu nedenle çalışmalarımızda bir çobanla yurtdışından gelen önemli bir bilim adamını birlikte iş yaparken görebilirsiniz. Eğer Doğa Derneği’nin dilinde bir samimiyet varsa o da ne yapıyorsa doğa için yapmasından kaynaklanıyordur.

Çengelköy Doğa Bahçesi “World Wide Opportunities on Organic Farms” programının Türkiye ayağı mı, yoksa Derneğin spesifik hobi bahçe projesi mi?

Doğa Derneği’nin Çengelköy’de ki bahçesi ne hobi olsun diye ne de bir proje olsun diye yapılmadı. Doğa Derneği’nin amacı orada üretmekti. Günümüzde insanlar ne yazık ki artık tükettikleri üzerinden tanımlanıyor. Oysa bize daha doğru gelen insanların tükettikleri üzerinden değil ürettikleri üzerinden kendilerini tanımlamaları. Biz orada üretim yaparak kendi ihtiyaçlarımızı karşılamakla işe başladık. Daha sonra o bahçe bizlerin dışında 20 ailenin daha ihtiyaçlarını karşıladı. Bunun karşılığında bu 20 aile uzunca bir süre İstanbul ofisimizin masraflarını karşıladı. Çengelköy’de ki bahçe sayesinde birçok insan şehirde de olsa toprağa dayalı doğa dostu bir üretim yapılabileceğini gördü. Değil toprakta saksıda maydanoz yetiştirmenin bile doğa dostu yaşamda atılacak çok önemli bir adım olduğuna inanıyoruz. Çengelköy’de ki bahçe çalıştığımız başka bölgelere de iyi örnek oldu. Örneğin bugün aynısı Urfa Birecik ofisimizde de yapılıyor.
Doğa Derneği, yurtiçinde olduğu kadar yurtdışında da birliktelikleri önemseyen ve daima bu yönde hareket eden bir reflekse sahip.Yukarıda saydıklarınızın yanı sıra daha bir çok dünyanın önde doğa koruma kurumları ile işbirliği halindeyiz. Çünkü doğanın korunması bunu gerektiriyor. Örneğin bir kuş Anadolu’da doğuyor, Fransa’da büyüyüp çiftleşiyor ve Afrika’da çocuklarını büyütüyor. Bu kuşu sadece Anadolu’da korumak yetmiyor. Uğradığı her yerde aynı hassasiyetle hareket edilmesi gerekiyor. Bu da ancak işbirlikleri ve ortak çalışıp hareket etmekle mümkün.

2B yasasıyla birlikte Doğa Derneği’nin çizeceği portre ne olacak?

Nehirleri HES, dağları maden şirketlerine satan Türkiye’nin yöneticileri, 2B Yasa Tasarısı ile ormanlarımızı da satmanın yolunu açmış oldu. Tasarının tamamının yasallaşması ve uygulamaya sokulması halinde Türkiye genelinde ilk etapta 410 bin hektarlık orman alanı (KKTC’nin 1.5 katı,) satışa çıkarılacak.Türkiye’de az ya da çok, sınırları içinde 2B arazisi olmayan il sayısı sadece 10! Geriye kalan 71 ilde toplam 260 bin futbol sahası büyüklüğünde 2B arazisi ranta açılmış olacak.

Düzenleme sadece Anadolu’nun bugününü değil geleceğini de yok etmek yolunda atılmış olan korkunç bir adım. Anadolu’yu insan ve canlı yaşamı için önemli kılan doğal değerlerin bir bir yok edildiğine tanıklık etmek hepimiz için büyük bir acı. Bu Meclis’ten çıkan “yararlı olmayan orman” kavramı gelecekte ibretlik bir söz olarak hafızalara kazınacak. Doğa ve biyoçeşitlilik üzerinde geri dönülemez tahribatlara neden olacağı açık bir gerçek olan bu yasayı ve yasalaştıranları tarih unutmayacak.

2B yasasının sadece 21 bin orman köyü ve 7 milyon insanı değil, tüm Türkiye’yi ilgilendiriyor aynı zamanda. İddia edildiğinin tersine bu yasanın bir avuç insana rant yaratmaktan başka kimseye faydası olmayacak ne yazık ki. Doğayla dost bir yaşam içindeki orman köylülerden kullandıkları arazinin bedelinin yüzde 70’ini istemek o araziye TOKİ’nin el koymasından başka bir anlam taşımıyor. Bu uygulamayla TOKİ birçok köyün sahibi olacak ve kırsal yaşamın tamamen yok olmasının önü açılacak. Topraklarına el konulması ve kırsalın boşalmasıyla birlikte sahipsiz kalacak olan Anadolu’da orman, nehir dağ ve kıyıların şirketlere satışının önünde hiçbir engel kalmayacak. Doğa Derneği bu konuda elinden geleni yapmakla birlikte bu konuda çalışan kurumlara destek vermeye de devam edecek.

Geçtiğimiz aylarda Kanada’nın çekilmesiyle tehlikeye giren Kyoto Protokolüne alternatif olarak hazırlanan Doğa Hakkı beyannamesi nedir, Birleşmiş Milletlerin sözleşmeye bakış açısı ne durumda?

Doğa Derneği, Bolivya’da düzenlenen İklim Değişikliği ve Doğa Ana Hakları Konferansı’nda hazırlanan Doğa Hakkı Evrensel Beyannemesi’ni doğa ve insanlık için önemli görmekte ve benimsenmektedir. Bu beyanname, Doğa Derneği’nin kurumsal görüşleri arasında da yer alıyor.

Dünyanın farklı yerlerindeki 241 sivil toplum kuruluşundan katılan otuz beş bin kişinin onayladığı Doğa Hakları beyannamesinin Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmesi için çağrıda bulunuldu. Kyoto protokolüne alternatif olarak hazırlanan beyannamenin bundan sonraki iklim değişikliği çalışmalarına altlık oluşturur nitelikte. Birleşmiş Milletler’den bu çağrıdan bu yana bu konuda halen bir ses çıkmamış olsa da bundan kaçamayacaklar. Tüm dünya doğanın haklarını tanımadan ne yazık ki hiçbir sorununu çözemeyecek.

2019 Akkuyu’da kurulması planlanan Nükleer Santral hakkında görüşleriniz ve planlarınız nedir?

Nükleer santrallerin ne kadar tehlikeli olduğunu her fırsatta gizlemeye çalışanlar gördü ki, 2011′de, tıpkı Türkiye gibi deprem kuşağında olan, ama teknolojik olarak Türkiye’den kat be kat ileride yer alan Japonya’da Fukuşima’da bu felaket tekrar gerçekleşti.

Daha henüz hafızalardaki Çernobil kazası ile en az 60 bin kişi öldü, 165 bin kişi sakat kaldı, 400 bin kişi göçmek etmek zorunda kaldı. Çernobil Kazası’nın sonucu Hopa’da meydan gelen ölümlerin yüzde 47,9′unun kanserden kaynaklandığı raporlarla ortaya konuldu.
Öte yandan artık dünya nükleer santrallerden vazgeçiyor. “Japonya, 54 nükleer reaktöründen vazgeçti. Almanya yedi nükleer santralini kapattı. İsviçre, beş nükleer santralini kapatma kararı alırken, üç yeni nükleer reaktör planını iptal etti.

İtalya’da yapılan referandumda halkın yüzde 95′i nükleer santral istemediklerini söyledi. Bulgaristan, Rosatom şirketi ile yaptığı santral projesini ekonomik sebepler ve Rusya’ya artan enerji bağımlılığı nedeniyle iptal etti.”

Türkiye’de de durum farklı değil. Türkiye vatandaşlarının yüzde 64′ü nükleer istemiyor. Buna nükleeri güvenli bulmayanlar da eklenince bu oran yüzde 73′e çıkıyor.
Elbette ki büyük felaketlere yol açma potansiyeline sahip, tehlikeli, maliyetli, yüzyıllarca olağanüstü koşullarda saklama zorunluluğu olan atıklar üretecek nükleer enerjiyi istemiyoruz.

HES projelerinden sıradan görünen inşaat çalışmalarına kadar birçok yapı su ve tarım yollarını yok edebiliyor. Türkiye’de su ve sulak alanların korunması üzerine yürüttüğünüz kampanya(Su Meclisi), bu tarz faaliyetleri de hedef alıyor mu?

Burdur Gölü
Su kaynakları üzerinde on yıllardır yürütülen yanlış uygulamalar sadece birçok yapı, su ve tarım yollarını değil bizzat hayatın kendisini yok ediyor. Suyun olmadığı bir gezegen düşündüğümüzde akla hemen uzayda bir gezegen gelir. Çünkü vücudumuz gibi gezegenimizin de dörtte üçü su. Gezegendeki tüm yaşam suya bağlı. Doğaldır ki bu nedenden dolayı gezegenin zenginliğine dair ne arıyorsanız gideceğiniz ilk yer bir su kenarı olacaktır. Hal böyleyken suyu yaşamın kaynağı yerine paranın kaynağı olarak gören bir zihniyetle karşı karşıyayız. Ve bu çok yok edici, acımasız bir düşünce biçimi. Yaşamın yok edilerek var edilen paranın ne işe yarayacağını mantıklı bir insanın anlaması biraz güç takdir edersiniz ki… Bugün Anadolu’nun biyolojik çeşitliliğin ve kültürel mirasının hemen hemen tamamı yanlış su politikası ve onun uygulamaları nedeniyle yok olmak üzere! Yaklaşık 50 bilim insanıyla birlikte gerçekleştirdiğimiz Önemli Doğa Alanları çalışması da bunu bilimsel olarak açıkça ortaya koyuyor. Suyun basit döngüsünü anlayamayıp su kaynaklarının doğal yapısına saygılı bir yaşam modeli benimsemediğimiz sürece bu yok oluşun önüne de geçemeyeceğimiz kesin. Bu nedenle Doğa Derneği’nin yerinde koruma çalışmalarının ağırlıklı bölümünü su politikaları ve onun uygulamalarına oluşturuyor. Su Meclisi de bu birlikteliklerden sadece bir tanesi. Yerelden ulusal düzeyde çalışana kadar 100’ün üzerinde oluşumun bir araya gelerek oluşturduğu bir birlikteliğin adıydı Türkiye Su Meclisi ve Doğa Derneği de onlardan sadece bir tanesiydi. Ve bu kurumun tek amacı barajlar, HES’ler, madenler, nükleer enerji gibi doğanın ölüm fermanı niteliğini taşıyan yanlış uygulara dur demekti. Bundan sonra da bu ve bezeri tüm oluşumlara Doğa Derneği elinden geldiğince destek olmaya devam edecektir.

Doğa derneğinin gelecekte sürdürülebilir arazi kullanımı, diğer anlamda permakültür üzerine çalışmaları olacak mı?

Doğa Derneği’ndeki bu tür çalışmaların toplamdaki karşılığı doğa kültürü. Doğa Derneği’nin bütün çalışmalarının ortak amacı yaşamın doğa kültürü etrafında kurulması. Ve her türlü olumsuzluğa karşın bu kültürün önemli bölümü parçalara da ayrılmış olsa Anadolu’da halen var olması. En nihayetinde bu topraklar tarımın keşfedildiği topraklar. Toprağa nasıl bakılması gerektiğini, tarımın nasıl doğaya zarar verilmeden yapılabileceğinin örneklerini halen Anadolu’da görmek mümkün. Bu muazzam bir kültür ve Doğa Derneği farklı uygulama ve pratiklerle bu kültürün takipçisi olmaya devam edecek.

Biyolojik Çeşitlilik İzleme Birimi adına hayata geçirdiğiniz Türkiye’nin en geniş biyolojik çeşitlilik veri bankası olan Nuh’un Gemisi hakkında bilgi verir misiniz?
Türkiye doğasındaki tüm canlı türlerine ait bilimsel verilerin toplanması amacıyla başlatılan “Nuh’un Gemisi” adlı veritabanı 2007 yılında kullanıma açıldı.
Türkiye’nin zengin biyolojik çeşitliliği ile ilgili tüm verileri içerecek olan “Nuh’un Gemisi” adlı veritabanı Çevre ve Orman Bakanlığı adına Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü koordinatörlüğünde Biyolojik Çeşitlilik İzleme Birimi tarafından geliştirildi. Veritabanının kuramsal tasarımı ve yazılımının geliştirilmesi Doğa Derneği uzmanları tarafından gerçekleştirildi.

Doğa Derneği önderliğinde Türkiye’nin “Önemli Doğa Alanları”nın korunmasına ilişkin envantere ve “Sıfır Yok Oluş Kampanyası”na, devlet teşvik veriyor mu?

Hayır. Teşvik şöyle dursun bu ülkede kimsenin bu konularla ilgilenmemesi için ne gerekiyorsa yapılıyor.

Şu an bu röportajı okuyanlar doğa derneği için ne yapabilirler?


Şehirde yaşıyorsa örneğin kendini direk doğaya ya da yaşadığı şehirdeki bir parka bahçeye atabilir. Sokağımızdaki bir ağaca, penceremizden bir kuşa yönelteceğimiz samimi bir bakış, aynı dünyanın bir parçası olduğumuzu bilincinde erdemli bir bakış bile doğayla aramızdaki ilişkiyi yeniden kurmak için ilk adım anlamına gelecektir. Bu ilişkinin peşinden gidecek olanlarla illa ki Doğa Derneği’nin ya da başka bir kurumun, oluşumun yolu bir yerde kesişecektir. Doğa Derneği aracılığıyla ben bir şeyler yapmak istiyorum diyenler ise kurumsal sitemiz olan www.dogadernegi.org adresinden neler yaptıklarımızı takip edebilir ve gönüllülük başlığı altında neler yapabileceğini görebilir. Bu katılımların sağladığı çeşitlilik doğa ve dolayısı ile insanlık için verdiğimiz mücadeleyi zenginleştirecektir.
Kaynak :  & 

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.