logo

Mahallenin Kayıp Çocukları


Hasan Çelik
oyleveyaboyle@gmail.com

 Kayıp Çocuklar

Eskiden mahallemde yürüdüğüm zaman ortalıkta ufak çocukları görürdüm top oynarlar, sağa sola koştururlar, banklarda çiğdem çitlerler, meyve ağaçlarına saldırırlardı, ufak çetecikler halinde bisiklete binerlerdi.

Bir süre sonra ufak ufak ortadan kaybolmaya başladı bu çocuklar. Gün geçtikçe sayıları azaldı, sesleri gelmez oldu. Mahallenin en büyük erik ağacına sahip Aysun teyzenin bile gözleri onları arar oldu. Laz bakkal isyanda, top almaya gelen yok. Kuaför Hulusi ve Camcı Adnan’ın ilişkileri bozuldu, ne kuaförün camı kırılıyordu nede parkın bekçisinin vana anahtarı çalınıyordu. Peki neredeydi bu çocuklar?

İnternet kafe! Evet o sanal hapishane en sonunda bizim mahallemizden de yeni tutuklular alıyordu içine. Aileden alınan harçlıklarla bir kaç saat beyin uyuşturulup sokağa çıkıyorlardı. Sokağa çıkmasına çıkıyorlardı ama ne bir futbol maçı ne bir “muçi” oynanıyordu. Hepsi hipnotize edilmiş gibi banklarda oturup oynadıkları oyunları tartışıyorlardı. Gerçek ve sanal arasındaki keskin çizgi artık muğlaklaşmaya başladı. Çocuklar internet rumuzları ile birbirine seslenir hale geldi. Unutulmuştu Laz bakkal, erik ağaçları, portakallar, mandalinalar..

Tek dertleri kaç adam vurdukları, kaç puan aldıkları, hangi iyi bilgisayara bir daha ki sefere kimin oturacağı olmuştu. Artık aralarındaki hiyerarşiyi belirleyen sanal dünyada vurdukları adam sayılarıydı. Bu yeni bilgisayar oyunları ve bitmek tükenmek bilmeyen oyuncaklar kendilerini pazarlarken çocukların kişisel gelişimine çok faydalı gibi bir çok zırvalarla karşımıza çıkıyor. Oysa tam aksine çocukların yaratıcılığını köreltiyor diyebiliriz. Bizim çocukluğumuz bugünkü oyun ve oyuncaklardan yoksundu. Aslında ihtiyaç da duyulmuyordu.  Yoldan bulunan küçük bir taş veya sopa çok fonksiyonlu hale getirilirdi. Tek bir taş yada sopa arabaya, gemiye yada küçük cin alilere dönüşebiliyordu. Hiçbir şey bulamayan çocuklar bir çizgi çiziyor gerilip o çizgiye kadar zıplamaya çalışıyordu. Çizgiye kadar zıplamayı başaran çocuk bu sefer hedefini bir adım daha ileri alıyor bir çizgi daha çiziyordu. Sonra bir adım daha ardından bir çizgi daha… rekabet ettikleri yarıştıkları şey kendileriydi.  Bugünün kapitast dünyası çocuklara en fazla oyuncağa sahip olarak, en fazla bilgisayar oyununa ulaşarak  akranlarının önüne geçmesi için eğitiliyor. Bilgisayar oyunlarıyla yaşayan şimdiki güzelim mahallemin çocuklarında mahalle kültürüne insan ilişkilerine dair hiçbir şey kalmamış. Rekabet duygusuyla büyüyen çocuklar bu yaşta tüketim çılgını olmuş durumda.

Günleri, çocuklukları böyle eriyip gidiyor. Tıpkı mahallede uyuşturucu ve alkolün altında ezilen abileri gibi onlarda oyunların, sanalın içinde uyuşturuyor beyinlerini. Ailelerin ve toplumun bu çöküşü fark edişi biraz geç oldu ne yazık ki. Çünkü başlarda hiç bir anne baba şikayetçi değildi bu durumdan sürekli kapı çalıp durmuyor, konu komşudan şikayet gelmiyordu. Sanki bir kreş gibi kendi eliyle getirip internet kafeye bırakanlar vardı. Sonrasında etkilenen okul hayatı, düşen notlar, artan devamsızlıklar… Eski mahalle arkadaşlarımdan en az üç tanesinin bir oyun yüzünden sınıfta kaldığını, iki tanesininde bu oyun yüzünden bıçaklandığını biliyorum. İşte bu sıralarda sanalla gerçeğin karıştırıldığı kafaların bulanıklaştığı zamanlara denk geliyor. böyle sürmekte, bir uyanış başlar mı yoksa giderek daha da bu çılgınlığın içinde kaybolacaklar mı bilinmez ama şimdilik toplum halinden memnun gibi..

 

Hasan Çelik

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Oshiete! Galko-chan / おしえて!ギャル子ちゃん (2016)

    25 Haziran 2017 Anime - Manga, Köşe Yazıları, Manşet, Sinema

    Aynı isimli mangadan uyarlanan ve Please Tell Me! Galko-chan olarak çevrilen anime serisi, yaklaşık 8 dakikalık 12 bölümden oluşuyor. Animenin ilerleyişi, lise dönemindeki üç arkadaşı temeline oturtarak, ergenlik döneminde yöneltilen soruları eğlenceli bir şekilde cevaplandırmak. Animenin temel çatısı Japon alt kültürünün zıt kolları olan gyaru (tiki kız gibi algılayabiliriz) ve otaku (geek olarak düşünebiliriz) iki karakterin arkadaşlığının etrafında şekillenmesi. Galko gyaru karakterimiz ve onun en yakın arkadaşı Otako ise otaku karakter...
  • ve kuşlar, kendi göğünde vuruldu

    23 Haziran 2017 Köşe Yazıları, Manşet

    İnsan nasıl gider, inan hiç öğrenemedim. Ben hiç giden olamadım. Hep kaldım. Bir çıkış yolu aradım. Vardı bir çözümü elbet. Öylece durup sahte, yapay bahaneler üretip sonra hiç yaşanmamış gibi terkedemezdim. Dibine kadar mücadele etmeyi seçerdim. Bir güzelliğe yeniden kavuşmayı umar, suların durulmasını herşeyin normale dönmesini beklerdim. Ama asla kimseyi yarı yolda bırakmazdım. Bende yoktu o. Devasa amblemli kıyafetleri giyemiyorum. Toplumun değer yargısıyla, insanları giydiklerine göre değer verilmesinden nefret ediyorum. Her şey kara...
  • Anlatan Eller : “Neden duyan ve sağır toplum iletişim halinde olmasın?”

    21 Haziran 2017 Emek, Engel, İnsan, Manşet, Röportaj, Video

    Sokaklar yalnızca duyan, gören insanların değil. Bu konuda yanılgıya düşüyoruz çoğu zaman. Bu ülkede yaşayan milyonlarca görme engelli, işitme engelli, bedensel engelli var. En büyük sorun ise engelli insanları toplumun içine dahil etmek konusunda başarısız, sokakları engelli insanlara uygun hale getirip paylaşma konusunda ise beceriksiz oluşumuz.   Herhangi bir engeli olan insanlar ile ortak noktada buluşmanın, bir şeyleri paylaşmanın yollarını aramanın önemli olduğunu düşünüyoruz. Bunu göz önünde bulundurarak duyan insanları işaret ...
  • Adil On The Road 4: Eski Bir Dost Hakkında

    20 Haziran 2017 Eğlence, Köşe Yazıları, Manşet

    Belirli bir yaştan sonra alışkanlıkların değişmesi hiç kolay olmuyor insanın hayatında. Özellikle bu alışkanlıklar, siz farkında bile olmadan bağımlılığa dönüşmüşse. Otuz yıllık hayatımın son on senesinde, bu on senenin içindeki son yedi senenin neredeyse her gününde ‘dost’ olarak gördüğüm bir ‘düşman’ ile yaşamıştım. Evet, eski dosttan düşman olmaz belki ama bahse konu olan ‘dost’ bağımlılık seviyesine gelmişse, bir yerde ona ‘dur’ demem gerekiyordu. Fakat beceremiyordum. Zaten yapı olarak çok müsait olduğum ‘boş vermişlik’ tavrımı fazl...