logo

Mahallenin Kayıp Çocukları

 Kayıp Çocuklar

Eskiden mahallemde yürüdüğüm zaman ortalıkta ufak çocukları görürdüm top oynarlar, sağa sola koştururlar, banklarda çiğdem çitlerler, meyve ağaçlarına saldırırlardı, ufak çetecikler halinde bisiklete binerlerdi.

Bir süre sonra ufak ufak ortadan kaybolmaya başladı bu çocuklar. Gün geçtikçe sayıları azaldı, sesleri gelmez oldu. Mahallenin en büyük erik ağacına sahip Aysun teyzenin bile gözleri onları arar oldu. Laz bakkal isyanda, top almaya gelen yok. Kuaför Hulusi ve Camcı Adnan’ın ilişkileri bozuldu, ne kuaförün camı kırılıyordu nede parkın bekçisinin vana anahtarı çalınıyordu. Peki neredeydi bu çocuklar?

İnternet kafe! Evet o sanal hapishane en sonunda bizim mahallemizden de yeni tutuklular alıyordu içine. Aileden alınan harçlıklarla bir kaç saat beyin uyuşturulup sokağa çıkıyorlardı. Sokağa çıkmasına çıkıyorlardı ama ne bir futbol maçı ne bir “muçi” oynanıyordu. Hepsi hipnotize edilmiş gibi banklarda oturup oynadıkları oyunları tartışıyorlardı. Gerçek ve sanal arasındaki keskin çizgi artık muğlaklaşmaya başladı. Çocuklar internet rumuzları ile birbirine seslenir hale geldi. Unutulmuştu Laz bakkal, erik ağaçları, portakallar, mandalinalar..

Tek dertleri kaç adam vurdukları, kaç puan aldıkları, hangi iyi bilgisayara bir daha ki sefere kimin oturacağı olmuştu. Artık aralarındaki hiyerarşiyi belirleyen sanal dünyada vurdukları adam sayılarıydı. Bu yeni bilgisayar oyunları ve bitmek tükenmek bilmeyen oyuncaklar kendilerini pazarlarken çocukların kişisel gelişimine çok faydalı gibi bir çok zırvalarla karşımıza çıkıyor. Oysa tam aksine çocukların yaratıcılığını köreltiyor diyebiliriz. Bizim çocukluğumuz bugünkü oyun ve oyuncaklardan yoksundu. Aslında ihtiyaç da duyulmuyordu.  Yoldan bulunan küçük bir taş veya sopa çok fonksiyonlu hale getirilirdi. Tek bir taş yada sopa arabaya, gemiye yada küçük cin alilere dönüşebiliyordu. Hiçbir şey bulamayan çocuklar bir çizgi çiziyor gerilip o çizgiye kadar zıplamaya çalışıyordu. Çizgiye kadar zıplamayı başaran çocuk bu sefer hedefini bir adım daha ileri alıyor bir çizgi daha çiziyordu. Sonra bir adım daha ardından bir çizgi daha… rekabet ettikleri yarıştıkları şey kendileriydi.  Bugünün kapitast dünyası çocuklara en fazla oyuncağa sahip olarak, en fazla bilgisayar oyununa ulaşarak  akranlarının önüne geçmesi için eğitiliyor. Bilgisayar oyunlarıyla yaşayan şimdiki güzelim mahallemin çocuklarında mahalle kültürüne insan ilişkilerine dair hiçbir şey kalmamış. Rekabet duygusuyla büyüyen çocuklar bu yaşta tüketim çılgını olmuş durumda.

Günleri, çocuklukları böyle eriyip gidiyor. Tıpkı mahallede uyuşturucu ve alkolün altında ezilen abileri gibi onlarda oyunların, sanalın içinde uyuşturuyor beyinlerini. Ailelerin ve toplumun bu çöküşü fark edişi biraz geç oldu ne yazık ki. Çünkü başlarda hiç bir anne baba şikayetçi değildi bu durumdan sürekli kapı çalıp durmuyor, konu komşudan şikayet gelmiyordu. Sanki bir kreş gibi kendi eliyle getirip internet kafeye bırakanlar vardı. Sonrasında etkilenen okul hayatı, düşen notlar, artan devamsızlıklar… Eski mahalle arkadaşlarımdan en az üç tanesinin bir oyun yüzünden sınıfta kaldığını, iki tanesininde bu oyun yüzünden bıçaklandığını biliyorum. İşte bu sıralarda sanalla gerçeğin karıştırıldığı kafaların bulanıklaştığı zamanlara denk geliyor. böyle sürmekte, bir uyanış başlar mı yoksa giderek daha da bu çılgınlığın içinde kaybolacaklar mı bilinmez ama şimdilik toplum halinden memnun gibi..

 

Hasan Çelik

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.